Salgın hastalıklar İstanbul’u nasıl dönüştürdü?

İstanbul'un pandemilerle mücadelesi
Salgın hastalıklar İstanbul’u nasıl dönüştürdü?

Landrover 25 Nisan İstanbul
Landrover ile birlikte

Project Discovery’den: Pandemide özlediklerimiz Land Rover'ın 7 bin küresel katılımcıyla gerçekleştirdiği Project Discovery araştırmasının sonuçları, geride bıraktığımız 12 ayda aile bağlarına, meraka ve yeni keşiflere daha yakın olmanın katılımcıları daha dayanıklı kıldığını ortaya koyuyor. Land Rover'ın Project Discovery isimli küresel araştırması, geçtiğimiz 12 ayda insanların pandemi koşullarına nasıl uyum sağladığına ve salgın süresince yaptıkları pozitif keşiflere odaklanıyor. Kişisel bağların, keşif isteğinin ve yapmaya/öğrenmeye duyulan tutkunun pandemi döneminde insanları daha dayanıklı kıldığını gösteriyor. Sürece daha kolay alışan insanların %87'si pandemi boyunca arkadaşlarıyla ve aileleriyle geçirdikleri zamana önem veriyor. Diğer yandan süreci daha dayanıklı biçimde atlatanların %40'ının yeni yerler keşfetme heyecanı taşıdığı görülüyor. Ayrıca tüketmenin bir adım ötesine geçip üretmeye ilgi duyan %75 oranında katılımcının, dâhil oldukları yaratıcı aktivitelerle bu dönemi daha iyi geçirebildiği görülüyor. Land Rover’ın Project Discovery araştırması, ismini Land Rover’ın 30 yılı aşkın süredir yeni keşiflere eşlik eden Yeni Land Rover Discovery’den alıyor. Discovery ruhu İlk Land Rover Discovery yollara çıktığında takvimler 1989 yılını gösteriyordu. Bir aile arabası, aynı zamanda bir ticari araç; tam da bu yüzden zor yol koşullarına da hazırlıklı olan Discovery'nin isminde gizli olan felsefesi bugün de sürüyor. 2019 yılında 30'uncu yaşını kutlayan bu tasarım ve teknoloji harikası premium SUV; ilk günden bugüne çok çeşitli kullanım amaçlarıyla yeni keşiflere, yeni arayışlara, yeni maceralara eşlik ediyor. İngiltere kraliyet ailesinin de tercihi olan Discovery; geniş iç hacmi ve 7 yetişkin boy koltuklu iç tasarımıyla aileyle ya da arkadaşlarla çıkılacak yolculuklarda bir aracın ötesine geçiyor ve bir yaşam alanına dönüşüyor. Land Rover Discovery; Project Discovery’nin de işaret ettiği üzere yeni ve olağanüstü süreçlere alışmayı kolaylaştıran ve bizi daha dayanıklı kılan yakın ilişkileri, keşif isteğini ve öğrenmeye heyecanını besliyor. Yeni Land Rover Discovery Türkiye’de Land Rover’ın Türkiye distribütörü Borusan Otomotiv; 30 yıllık tasarım mirasının en güncel temsilcisi yenilenen Land Rover konforunun en güncel versiyonunu müjdeliyor. Land Rover’ın premium SUV modeli Yeni Discovery; verimli 2.0 litrelik benzinli motoruyla; artık Türkiye’de de yollara çıkmaya, İstanbul’u keşfetmek isteyenlerin yol arkadaşı olmaya hazır. Sınıfının en iyi arazi kabiliyetini sunan Yeni Land Rover Discovery; tasarımında özgün karakteri 300 BG güç ve 400 Nm'lik tork sunan dört silindirli Ingenium motoruyla birleştiriyor. Dinamik bir duruşa ve sofistike bir görünüme sahip olan Yeni Land Rover Discovery'nin her anlamda yüksek teknolojinin ürünü olduğu ilk bakışta anlaşılıyor. Land Rover'ın en son teknolojisi olan Pivi Pro bilgi-eğlence sistemiyle birlikte gelen Yeni Discovery'de önceki versiyona göre neredeyse yarı yarıya büyüyen 11,4 inçlik tam HD dokunmatik ekran ve kullanım anında parlaklığı artan kontrol düğmeleriyle yeni direksiyon tasarımı; hızlı ve erişilebilir kontrolün olanaklarını genişletiyor. Apple CarPlay ve gelişmiş Bluetooth teknolojisiyle herkes için eğlence sunan Yeni Discovery; kendisiyle özdeşleşen yedi yetişkin boy koltuğa rağmen araç içi genişliğinden ödün vermiyor. Toplamda 2.485 litrelik yükleme alanı vadeden bagaja ayak hareketini algılayan otomatik bagaj kapağıyla erişilebilirken yeni havalandırma kanalları ve PM2.5 hava filtreleme teknolojisi araç içinde daima temiz bir havayı mümkün kılıyor. Ayrıca Yeni Discovery’de arka koltuklarda yer alan yeni havalandırma kanalları ve klima kontrolleri ise daha kuvvetli bir hava akışına imkân tanıyor. Kabin içi hava arındırma sistemi, aktif olarak gelen havayı analiz edip kalitesini ölçtükten sonra otomatik olarak devreye girerek kabindeki alerjenlerin, toksinlerin ve zararlı partiküllerin seviyesini indirerek içerideki havayı temizleyebiliyor. Terrain Response teknolojisiyle her türlü sürüş koşuluna otomatik olarak uyum sağlayacak şekilde tasarlanan Yeni Discovery, Wade Modu’yla derin su geçişi için gereken optimizasyonu sağlıyor. HSE donanım seviyesinde standart olarak sunulan Kişiselleştirilebilen Terrain Response; gaz tepkilerini, vites değiştirme noktalarını, direksiyon ve süspansiyon ayarlarını sürücünün tercih ve gereksinimlerine göre ayarlamasına olanak tanıyor. Yeni Land Rover Discovery modeline dair daha fazla ayrıntı için Land Rover Türkiye web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Salgınlarla mücadelenin tarihi, hep şehirlerin tarihiyle paralel ilerlemiş. İçinde yaşadığımız koronavirüs pandemisi her ne kadar bize distopik bir geleceğin habercisiymiş hissi verse de aslında pandemi ve pandeminin getirdiği karantina uygulamaları ne bu şehrin ne de dünyanın gördüğü bir ilk. Hayatlarımıza yepyeni bir düzen getirdiği doğru; peki ya şehirler? Geleceğe belirsiz bir pencereden bakmak hem kişisel hayatım hem de içinde yaşadığımız şehrin geleceği için endişe duymama sebep oluyor. Yine de bu belirsizlik hissiyle mücadele etmek için aklıma soru sormaktan başka bir yöntem gelmiyor: Geçmişte İstanbul’u saran salgınlar şehre neler getirmiş?

Karanlık geçmiş

Neredeyse insan kadar eski olan veba, Bizans başkenti Konstantinopolis’e ilk kez ayak bastıktan sonra 200 yıl boyunca devamlı tekrar ediyor. Osmanlı İstanbul’unu çokça ziyaret eden hastalık, 20. yüzyılın ortalarına kadar devam ediyor ve kaynağına dair farklı dönemlerde farklı fikirler ortaya atılıyor. Bu fikirlerden en popüleri Kara Veba döneminde Avrupa’da benimsenen Miyasma Teorisi. 1800’lere kadar hüküm süren teori, hastalıkların havada bulunan kötü kokulardan kaynaklandığına işaret ediyor. Bu durum özellikle yoksul sınıfın şehirlerdeki kirlilikten sorumlu tutulmasına sebep oluyor. Ayrıca hastalığın kökenine dair en köklü inanışlardan biri Asya’dan geldiği. Dolayısıyla etnik köken temelli bir ayrımcılıktan da bahsedilebilir. 

Yine de veba salgınlarının Avrupa’da özellikle Rönesans’taki şehirleşmenin öncüsü olduğunu söyleyebiliriz. Şehirlerin tecrübe ettiği tüm sıkıntıları dönüştürmek adına daha geniş kamusal alanlar planlanmış, daha geniş caddelerin inşasıyla birlikte temizlik ve karantina uygulamaları geliştirilmiş ve modern anlamda bir belediyecilik anlayışının temelleri bu zamanlarda atılıyor. İstanbul ise vebayla baş başa kalıyor çünkü Avrupa’da yaşanan sağlık ve hijyenin kurumsallaşma süreci, 19. yüzyılın kolera salgınlarına kadar İstanbul’da görülmüyor. 

Kolera ve dönüşüm 

Kolera pandemisinin İstanbul’u etkilediği ilk yıl olan 1831’de salgınlara karşı daha önce uygulanmış ve başarılı olmuş karantina önlemleri dışında atılan bir adım yok; dolayısıyla şehre olan etkisi korkutucu. 19. yüzyılda kolera tam altı kez pandemiye dönüşüyor. Resmî kaynaklarda 13 bin olarak geçen ölüm sayısı, Nuran Yıldırım’ın araştırmalarına göre 30 bin civarında. Hastalığa karşı etkili bir tedavi veya aşı gibi bir koruyucu önlem keşfedilene kadar alınan mekânsal önlemler dönemin emek döngüsünde, üretim süreçlerinde ve atık yönetiminde ciddi tahribat yaratmış tabii. Henüz mikroorganizma kavramı bilinmediğinden Miyasma’nın hükmü hâlâ sürüyor. Ta ki Londra’da yaşayan Dr. John Snow’un kolera salgını üzerine yaptığı bir haritalama çalışması sonucu hastalığın kanalizasyondan yayıldığını bulana kadar. Bu buluş hem salgın hem de şehirlerin geleceği için bir kırılma noktası yaratıyor. 

Şehir plancısı Gizem Kıygı’ya göre 19. yüzyıl şehirlerin dönüşümü açısından özgün bir dönem; çünkü önceki yüzyıllardaki paradigma değişimlerinin sistemleşmesinin sancıları bu yüzyılda yaşanıyor. Dr. Snow’un 1854’teki buluşuyla birlikte İstanbul’un su ve gıda tedarik zincirinde değişimler görüyoruz. Şehrin hafızasında "Büyük Kolera" olarak yer eden 1865 salgını ise mekânsal üretimin dinamiklerini kökten değiştiriyor. Vücutta su tutan sebze ve meyvelerin yetiştirilmesi de satışı da yasaklanıyor; İstanbul’un bostan kültürü dönüşmeye başlıyor. Toprakla kurulan ilişkinin diğer tarafındaysa gömü pratikleri var. Kayıpların şehir merkezlerine gömülmesi yasaklanınca gelişen alanlar arasında kalan mezarlıkların yaşam alanı olarak yeniden üretilmesinin önü açılıyor. Veba gibi kolera da bir “Asyalı şeytan” olarak görülüyor; dolayısıyla İstanbul’da etnik-kültürel ve sınıfsal ayrımları derinleştiriyor. Dönemin en emek yoğun alanlarından olan Kasımpaşa’dan yayıldığı düşünülen büyük koleranın; mahallenin dönemin Pera’sından ayrışmasını hızlandırıyor. 

Dr. Mongeri Haritası Kaynak: SALT Araştırma Merkezi

Dr. Mongeri Haritası
Kaynak: SALT Araştırma Merkezi

Sağlık yönetiminin kurumsallaşması 

Büyük kolerayla mücadelede önemli isimlerden Dr. Luigi Mongeri’nin 1865 yılını görselleştirdiği bir harita mevcut. Bu haritayı hastalıkla mücadelede kurumsallaşmanın da bir miladı olarak kabul edebiliriz. Osmanlı Tıp Cemiyeti’nin yayınladığı tıp dergisi Gazette Medicale D’Orient’te yapılan “sıhhileşme” vurgusu da kurumsallaşmaya önayak oluyor. Hastalığın yayıldığı bölgelere dair sokak derecelendirmeleri yapılıyor ve temizlik rutinlerine ilişkin kararlar alınıyor. Hastalığın tespit edildiği evler kordon altına alınıyor; kapılarına polisi dikiliyor, evlerin içleri ve etrafına kireç dökme uygulamaları yapılıyor. Şehrin çeşitli bölgelerinde karantina uygulamaları yapmak için tahaffuzhaneler kuruluyor. Modern belediyeciliğe dair İstanbul’da atılan en önemli adım; Altıncı Daire-i Belediye‘nin (şimdinin Beyoğlu Belediyesi) hastane kurmak dâhil pek çok karar aldığını biliyoruz. Her ne kadar dönemin İstanbul sakinleri Büyük Kolera’nın şehri uçtan uca saran Hocapaşa Yangını sonrası sönümlendiğine inansa da atılan kurumsal sağlık adımlarının hastalığın önlenmesinde önemli bir payı var. 

Başta demiştim, içinde yaşadığımız koronavirüs pandemisi ilk değil; muhtemelen son da olmayacak. Geçmiş mücadelelerden öğrendiğimiz ve belirsiz olmayan tek şey ise şehirlerin dönüşümünün kaçınılmaz olması. İstanbul’u gelecekte nelerin beklediğine dair aklımızda dolanan soru işaretlerini şimdilik gideremesek de umudu kaybetmemek belirsizlik endişesinin belki de tek ilacı. 

Kaynakça

Kıygı, G. (2020, Nisan 03). 19. Yüzyılda Salgın Hastalıklar Kentleri Nasıl Şekillendirdi? (ii).

Erkan, P.  (2020, Mayıs 12). İstanbul’da Salgın Hastalıklar (II). Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona. Açık Radyo.

Ozan, V. (2014). Kokular Kitabı. Everest Yayınları.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

Salgın, mutluluk ve İstanbul

Aklımızda çok sorular: Salgın hastalıklar İstanbul'u nasıl dönüştürdü? Kırılganlık Haritası'nı nasıl okumalıyız? En mutlu kim?

25 Nis 2021

Landrover ile birlikte
Dr. Mongeri Haritası, Kaynak: SALT Araştırma Merkezi

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR