

Elektrikli bir geleceğe doğru: Volvo 2035'e kadar benzinli ve dizel otomobillerin satışlarına dair yasaların katılaşması beklenen Avrupa Birliği ve seçim vaatlerinde yeşil politikalara kayda değer yer ayıran Biden’ın başkanlığındaki ABD başta olmak üzere birçok ülke, elektrikli araçları teşvik etmek için çalışmalar yürütüyor. Gezegenin geleceğine ilişkin endişeler otomobil üreticilerini de harekete geçiriyor ve elektrikli araç pazarında rekabet kızışıyor. 1927’den bu yana faaliyet gösteren İsveç merkezli otomobil devi Volvo, bu rekabette sürdürülebilirlik hedefleri ve üretim planlarıyla öne çıkıyor. Volvo’nun iddialı iklim planı Tamamen elektrifikasyonu taahhüt eden ilk otomobil üreticisi olan Volvo Cars, aynı zamanda ürün yelpazesindeki her model için bir elektrikli hibrit seçeneği sunan tek marka olma unvanını taşıyor. 2040 yılına kadar iklim nötr bir şirket olma hedefiyle ortaya koyduğu iklim eylem planı kâr amacı gütmeyen bir organizasyon olan Science Based Targets Initiative tarafından bilimsel olarak onaylanan şirketin gelecek planlarında, otomobil başına karbon emisyonlarının yanı sıra üretim, lojistik ve tedarik zinciri karbon emisyonlarıyla da mücadele etmek yer alıyor. 2030: Tamamen elektrikli Hızla büyüyen premium elektrikli otomobil pazarında lider olmaya kararlı olan Volvo Cars, 2030 yılına dek tamamen elektrikli otomobil üreten bir şirket olmayı planlıyor. Bu plan, şirketin iddialı iklim planının bir parçası olarak konumlanıyor. Bu kapsamda, şarj edilebilir araçlardan oluşan Recharge ürün gamına yönelik yükselen talebi karşılamak isteyen Volvo, Gent şehrindeki fabrikasının elektrikli otomobil üretim kapasitesini üç katına çıkarmayı planlıyor 2020 sonunda, İsveç’in Skövde şehrindeki fabrikasında elektrikli motor montajına başlayacağını ve ilerleyen süreçte tüm elektrikli motor üretim süreçlerini bu fabrikaya taşıyacağını duyuran şirket, küresel satışlarının yarısının 2025’e kadar tam elektrikli otomobillerden, kalanının ise hibritlerden oluşmasını hedefliyor Çin’deki en büyük otomobil üretim tesisi olan Chengdu fabrikası %100 yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektrikle çalışan, yine Çin’in Daqing şehrindeki fabrikasında %100 iklim nötr elektrik hedeflerine ulaşan Volvo; İsveç’te de Skövde’nin ardından Torslando tesisinin iklim nötr hâle gelmesiyle üretimdeki iklim nötr hedeflerine önemli ölçüde yaklaşıyor. XC40 Recharge PHEV Volvo'nun elektrikli geleceğe geçiş sürecinde önemli bir köşe taşı olan şehir otomobili Volvo XC40 Recharge PHEV; elektrikli ve benzinli motorların eşsiz uyumuyla daha düşük egzoz emisyonu ve anında güç sağlıyor. Özgün ve kompakt bir premium SUV olan ve farklı dış tasarımlarıyla özgür bir ifade alanı yaratan XC40 Recharge PHEV; güvenlik donanımları, açık ve eğimli panoramik tavanı, geniş iç hacmi ve beş koltuğuyla; konforlu, güvenli, gerektiğinde performans odaklı ve daima çevreye duyarlı sürüşler vadediyor.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Suadiye ve Bostancı, Osmanlı ve Bizans dönemlerinde tarım ve mesire alanı olarak görülüyor. 19. yüzyıla gelindiğinde ulaşım ağının genişlemesi ve mülkiyet haklarının tanınmasıyla Kadıköy'ün denize nazır semtleri, daha ulaşılabilir bir hâl alıyor. Derken 1911'de Aksaray'da çıkan yangının ardından Osmanlı'nın önemli isimleri, bugünün Bağdat Caddesi'nin kıyı ve üst kesimlerinde köşklere taşınıyor.
1929 yılına gelindiğinde, Kadıköy, Suadiye Plajı'yla tanışıyor. Aydınlı eski bir asker emeklisi Mustafa Güler tarafından hizmete açılan plaj, civarında bulunan otel, İstanbul’un en önemli eğlence merkezlerinden oluyor. O yıllarda plajın bulunduğu yer oldukça sapa. Öyle merkez derken yanlış anlaşılmasın, büyük çabalar sonucu ulaşılan bir yerden bahsediyoruz.
Derken Caddebostan da açılıyor. Caddebostan ve Suadiye plajları bir anda laikleşen Türkiye'nin ve deniz şehri İstanbul'un sembolleri oluyor. Bağdat Caddesi ve civarı da şehrin sayfiyesi. 1950'lere gelindiğinde bir yandan köyden şehre göçler ve nüfus artınca, Kadıköy'ün kıyı kesiminde de yerleşim çoğalıyor. Köşkler, az katlı apartmanlara dönüşüyor. Deniz hâlâ orada, adalara karşıda. Şehir git gide betonlaşır ve grileşirken Bağdat Caddesi, kıyı hattı boyunca göğsünü gere gere yeşilini sergiliyor. Hatta bostanlar, daha uzun yıllardır orada. Bostancı'nın da adı boşuna Bostancı değil.

Deniz şehri İstanbul'da
Bundandır, o sayfiye havası hemen yok olmuyor. Ta ki son 10 yıldır "kentsel dönüşüm" adı altında alçak, üç-dört katlı apartmanların yerine dikilen insan ölçeğinden uzak apartmanlar ve rezidanslar, deniz gören mütevazı ve az katlı binaların yerini alana dek. Cumhuriyet'in ilk yıllarından kalan köşklerin çoğu, bakımsızlıkla mücadele ederken kimisi ya müzeye çevriliyor ya da ailenin en küçük şanlı çocuğunun çabalarıyla ayakta durmaya çalışıyor.
Yine bugün, arada kalan üç beş az katlı apartman arasından görünen deniz, ağaçların arkasına saklanmış köşkler, köşe başlarında dondurmacılar, yasemin kokusuyla sarışmış sokaklar, tüm değişime direnen çınar ağaçları, kuma çıplak ayaklarla basabildiğim plajlar, uzanıp kitap okuyabildiğim çimenler, sesiyle kendini hatırlatan yandan çarklı ada vapuru hâlâ içime su serpiyor. "Oh be," dünya varmış! Şehirde hâlâ nefes alınacak duraklar var. Çıplak ayaklar, elde dirseklere kadar akan dondurma, dalgaların ve martıların sesleri — oh be!

Apartmanlar içinde bir plaj
- Dondurmacılar: Zeynel Usta, Yaşar Usta, Serez.
- Eski, alçak katlı binalar: Hoş Seda Apartmanı, Mine Sokak'taki pembe köşk, Koru Sitesi, Cavit Paşa Köşkü (Vitra Suadiye), Mehmet Küçükdeveci Bey Köşkü (Vakko Suadiye)
- Yemyeşil ve yaseminli sokaklar: Çınarlı Sokak, Plaj Yolu Çıkmazı Sokak, Tan Sokak, İlke Sokak, Hamiyet Yüceses Sokak, Korupark Sokak.
- Plajlar: Bostancı Halk Plajı, Erenköy Halk Plajı, Caddebostan Plajı.
Fotoğraflar: Deniz Sabuncu
Bu yazı 18 Temmuz 2021 tarihinde Soli'de yayımlanmıştır. Daha fazla Suadiye için buradan ve şuradan buyurun.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta İstanbul'un başını bekleyen sadık İstanbullulara bayramda şehir rehberi sunuyoruz. Haftanın menüsü, sergiler, açık hava sineması ve etkinlikleri. Güneye kaçanları da unutmadık tabii.
18 Tem 2021

YAZARLAR

Elif Bayram
Editor-in-chief, Soli

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




