"SELF-ORYANTALİZM" & DİLARA FINDIKOĞLU

Dilara İstanbul’u fethedebildi mi?
"SELF-ORYANTALİZM" & DİLARA FINDIKOĞLU

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Edward W. Said, 1978’de, Doğu(lu)/Batı(lı) karşıtlığına bakışımızı kökünden sarsarak, aydınlatan bir kitap yazdı: Şarkiyatçılık (Oryantalizm). Said’e göre oryantalizm, Doğu/Batı arasında keskin -ontolojik ve epistemolojik- ayrımlar olduğu varsayımına yaslanan bir düşünüş, bakış biçimi. 18. ve 19. yüzyıllardan beri, Batı’nın (Avrupa ve ABD) ağırlıklı olarak edebi metinler ve resimler aracılığıyla Doğu’ya (Hindistan, Pakistan, Çin, İran, Orta Doğu…) dair ön yargıları, fantezileri ve varsayımlarıyla hayalî bir Doğu yarattığını söyler Şarkiyatçılık’ta. Örneğin Doğu(lu), Batı(lı)’nın bakışında mistiktir, egzotiktir, vahşidir, içgüdüseldir ve ilkeldir. Oysa bu söylevin çıkmasına sebep olan edebi metinleri yazanların aslında Paris gibi büyük şehirlerde yaşayan önemli yazarlar olduğunu, çoğunun Doğu’ya hiç gitmemiş dahi olduklarını, kendinden öncekilerin ve birbirlerinin metinlerine (imgelerine) referans vererek oryantalist, hayali bir söylev döngüsü oluşturduklarını ortaya çıkarır Said. Mesela Victor Hugo’nun hiç gitmediği İzmir’deki filleri allayıp pulladığı bir şiirini hatırlıyorum: Şark da ancak İzmir’deki filler kadar gerçektir.

Şarkın (Orient) varlığı; karşısına modern, akılcı, ilerlemiş bir Garp (Occident) koyar. Yani aslında Batı, bir Öteki (Other) yaratarak Kendi’ni (Self) onun karşıtı olarak var eder. Bu var ediş elbette hiyerarşiktir çünkü Doğu’yu Batı’nın tarihsel olarak doğrusal gördüğü gelişim çizgisinin gerisinde bırakır ve Batı’yı üstün ve ilerlemiş olan, ulaşılmak istenen kılar. Bu noktada Batı, Doğu’nun üzerinde hâkimiyet kurar ve hâliyle emperyalizmle (ve fetihçi anlayışla) el ele, kol kola gider. Çünkü Batı, arzulandığını varsaydığı moderniteyi getireceğini vadeder.

Buradan Birleşik Krallık'ta faaliyet gösteren tasarımcı Dilara Fındıkoğlu’nun “Dilara İstanbul’u Fethediyor” (Dilara Conquers Istanbul) sloganıyla Yıllar Ziyan isimli yerli kaykaycı grubu giydirdiği; İstanbul’un Eminönü, Galata Köprüsü gibi en turistik yerlerinde çekilmiş manidar videoya geçelim.

Yıllar Ziyan, İstanbul’un önemli alt kültürlerinden birini oluşturduğuna inandığım topluluklardan. Beşiktaş meydanda, toplumun her kesimiyle (evsizler ya da baliciler dâhil) etkileşerek kayıyorlar. Kaykay kültürü zaten kıyafetinden tavrına kadar ABD'den ithal bir kültürse de İstanbul’un sokakları ve alt kültürleriyle kurduğu organik bağı kuvvetli. Ayrıca video da görsel anlamda gayet başarılı ve istenen etkiyi yaratacak nitelikte görünüyor. Fakat gelelim içeriğine: Kaliforniya’daki kaykay parklarından fırlamış gibi görünen bu oldukça modern ve “havalı” görünümlü kaykaycıları; Eminönü’ndeki esnafla yan yana getirerek egzotikleştirilmiş İstanbul görüntüleriyle; açıkça Batı bakışı için, Batılı bir bakışla tasarlanmış bir videoyla gösterince, Dilara İstanbul’u fethetmiş olur mu?

Yaptığı daha ziyade “self-oryantalizm” (kendi kendini oryantalize etmek) olur. Ki anlaşılan bunu zaten sıklıkla yapıyor. Hegemonik, baskın kültürün imajlarını yeniden üreterek, -videodaki kelimelerle aktarmak gerekirse- “dışarıdan altın gibi görünen bu bataklığı”, bu “altın bataklık”ı egzotik ticari bir nesne olarak pazarlıyor. İçine de kendi etkilendiği modern yaklaşımlarını arzu nesnesi olarak bırakıyor. Bunu da oldukça da iyi yaptığını düşünüyorum. Sorunsa şurada başlıyor: İçinde yaşamamayı tercih etmiş olduğu kültüre dair yeniden ürettiği oryantalist imajlar, aslında stereotipik Doğu algısını ve hâliyle Doğu/Batı arasındaki hiyerarşiyi de aynı şekilde yeniden ürettiği gibi, aynı zamanda İstanbul’un “özü” buymuşçasına kültürel özcü bir yaklaşımla azınlık grupların da parçası olduğu çok kültürlülüğü hiçe sayıyor. 

Bu yüzden, kültürel üretimin parçası olan her yaratıcı grup gibi (sinemacılar, yazarlar, çağdaş sanatçılar, gazeteciler…) moda tasarımcılarının da ürettikleri imgelerin hangi kavramları, söylevleri yeniden ürettiğini ve bu üretimlerin etkilerini fark etmek üzere akıl ve kalplerini açmalarının önemini vurgulayarak bitireceğim. Bu kalıplara meydan okumanın, hem sanatçının benliğine hem de toplumsal gelişime katkı sağlaması kaçınılmaz. Kalıplara meydan okuyabilmek, onları yıkabilmek içinse önce fark etmek gerekiyor ki bu yazının yegâne amacıdır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

ANGST 16: KİM NEYİ FETHEDİYOR?

Dilara, İstanbul'u fethedebildi mi? Peki ya markalar, küçük oyunlarıyla müşterilerini fethedebiliyor mu?

14 Şub 2021

ANGST 16: KİM NEYİ FETHEDİYOR?

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?