Sessiz fırtına: İklim kriziyle ilgili endişe artıyor, eylem azalıyor

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Ipsos’un bir yıl boyunca 32 ülkede 25 bine yakın yetişkinin katılımıyla hazırladığı “İnsan ve İklim Değişikliği Araştırması”nın sonuçları açıklandı. Araştırma, Türkiye’de “iklim değişikliğinin etkileri konusunda endişeli” olduğunu söyleyen kişilerin sayısının ülkeler ortalamasının üzerinde olduğunu, her 10 kişiden 8’inin kaygı duyduğunu gösteriyor.
Endişe sıralamasında beşinci sırada olan Türkiye'de yıllar içinde endişe seviyesinin de arttığı görülüyor. 2022 yılında her 100 kişiden 76’sı kaygılı olduğunu söylerken bu yıl bu oran %8 artmış durumda.

32 ülkenin bu konudaki ortalaması %74 iken en az endişe duyan halkın %53 ile İsviçre, en çok endişeli halkın ise %90 ile Filipinler olduğu görülüyor. Filipinler’i Güney Afrika, Endonezya ve Güney Kore takip ediyor.
- Bu veri, iklim krizine karşı en kırılgan olan ülkelerin halklarının da beklendiği üzere daha kaygılı olduklarını gözler önüne seriyor.
Türkiye’den katılımcıların Paris Anlaşması’nda belirlenen küresel ortalama sıcaklıklardaki artışı sanayi öncesine göre 1,5 derecelik artışta sınırlamaya verdiği önem diğer ülkelerle benzerlik gösteriyor. Tüm katılımcıların %17’si 1,5 derecelik artışın “büyük bir sorun teşkil etmediğini” düşünürken Türkiye’de bu oran %13 olarak ölçüldü. İklim değişikliğinin önemli bir göstergesi olan hava sıcaklığındaki değişimin sorun olduğu görüşünde olanların oranı ise %57.
Türkiye’de yaşayan her 10 kişiden 7’si iklim krizi ile mücadele konusunda daha etkili adımlar atılması gerektiği görüşünde olsa da son 4 yıl içinde bu konuda bireysel aksiyon alınması gerektiğini düşünenlerin oranında düşüş gözleniyor.
- “Benim gibi bireyler iklim değişikliğiyle mücadele etmek için şimdi harekete geçmezlerse gelecek nesilleri başarısızlığa uğratacağız” diyenlerin oranında 2021 yılına göre 17 puanlık bir düşüş kaydedilmiş. Bireylerin %37’si Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda çok fazla fedakarlık yapmasının istendiğini düşünüyor.

Güney Amerika ülkeleri ve Filipinler, Endonezya gibi az gelişmiş ülkelerde ve iklim değişikliğinden dolayı daha fazla risk altında olan ülkelerde toplumun hükümetten beklentisi %63’ken, Türkiye’de bu oran %59. Dikkat çekici bir başka veri Türkiye’de bu oranda da 4 yılda 19 puanlık bir düşüş yaşanmış olması. Türkiye’deki kadar çarpıcı olmasa da benzer bir düşüş katılımcı birçok ülkede görülüyor. Endişeler artarken bireylerin daha az eylem odaklı, daha sessiz ve bu konuya karşı geçtiğimiz yıllara göre daha az ilgili olduğu görülüyor.

Dünya çapında iklim krizi ile ilgili haberlerin konvansiyonel medyada daha sık ve habercilik ilkelerine uygun biçimde yer alması üzerine çalışan Covering Climate Now’ın yeni oluşumu "The 89 Percent Project"in (%89 Projesi) verileri dünyadaki insanların %89’unun iklim kriziyle mücadelede daha güçlü adımlar atılmasını istediğini ancak azınlıkta olduklarına inandıkları için bir “sessizlik sarmalına” hapsolmuş hissettiklerini gösteriyor.
125 ülkeden 130.000 kişinin katıldığı bu araştırmada, insanlara iklim krizi ile mücadele için her ay hane gelirlerinin %1'i oranında katkı sunup sunmayacakları ve yaşadıkları ülke vatandaşlarının ne kadarının aynı şeyi yapacağını düşündükleri soruldu.
- Katılımcıların %69’u katkıda bulunacağını beyan ederken başkalarının katkıda bulunacağına dair inanç %43 olarak ölçüldü. Algı ile gerçeklik arasındaki bu uçurum, Yunanistan ve Gabon gibi bazı ülkelerde %40'a kadar açıldı.
İngiltere'deki Climate Barometer araştırma grubundan Dr. Niall McLoughlin “Bu algı uçurumlarını aşarak halk arasında iklim konularında sosyal bir devrilme noktasına yaklaşabileceğimizi” belirtiyor. ABD'deki Oberlin College'dan Prof. Cynthia Frantz ise durumu şöyle açıklıyor:
"Günümüzde iklim değişikliği konusunda endişelenmek, insanların büyük ölçüde kendi zihinlerinin içinde yaptıkları bir şey (kendi kendini gerçekleştiren) bir sessizlik sarmalına hapsolmuş durumdayız."
Dünya genelinde sessiz bir iklim krizi karşıtı çoğunluğun var olduğunu gösteren başka analizler de var: Birçok çalışma, zengin ülkelerin vatandaşlarının daha yoksul ve savunmasız ülkelere mali destekte bulunulmasını güçlü bir biçimde desteklediğini, ekonomisi petrole bağlı ülkelerde yaşayan birçok insanın fosil yakıtların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını talep ettiğini gösteriyor.
Araştırmacılar, fosil yakıt endüstrisinin on yıllardır sürdürdüğü yanlış bilgilendirme kampanyasının, iklim krizi ile ilgili kitlenin eylemsizleşmesinin ve sessiz kalmasının temel nedenlerinden biri olduğunu belirtiyor.

Fotoğraf: Tunahan Turhan
2022 yılında yapılan bir araştırma, bireylerin başkalarının görüşleri hakkındaki yanlış algılarının düzeltilmesinin, göçmenler ve kadına yönelik şiddet hakkındaki görüşlerden enerji tasarrufu gibi çevresel konulara kadar pek çok alanda genel kanıyı değiştirebileceğini gösteriyor. Bunun nedeninin ise insanların içgüdüsel olarak çoğunlukta olduğuna inandığı görüşlere yönelmesi ve başkalarının da katılım göstereceğini düşündüklerinde harekete geçme olasılıklarının artması olduğu vurgulanıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




