Taksim'in derinliklerinde unutulmaya yüz tutmuş: Belediye Gazinosu


Balat ve Nişantaşı’nda nitelikli kahvenin adresi: Coffee Department
Nitelikli kahve tabiri; kendine has coğrafyalarda yetişen, yetiştiği bölgenin koşullarına göre aroma ve tat profili kazanan ve bazı standartları karşılayan kaliteli kahve çekirdeklerini tanımlamak için kullanılıyor. Üçüncü dalga kahve…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Avrupa ülkeleri ve Batı kavramı, uzun yıllar boyunca modernliği idealleştirdi. Şehirler de buna paralel olarak yönetimdeki zümreler ne düşünüyorsa onu yansıttı. Özellikle yönetim şeklinin değişmesiyle İstanbul’un planlaması esnasında da bu etki ağır basıyor. 5 Temmuz’daki bültende mimar Le Corbusier’le ilgili bir not paylaşmıştım. Notun sonunda belirttiğim üzere, kendisi Atatürk’e yazdığı bir mektup yüzünden İstanbul’un imar planını düzenleyemediğini ve işi meslektaşı Henri Prost’a kaptırdığını düşünüyordu. Ahşap yapıların kalması ve şehrin olduğu gibi muhafaza edilmesi gerektiğini düşünen mimar yanılıyor muydu? Bunu bilemiyoruz. Üstüne düşünmek de meşakkatli ve yapabileceklerini hayal etme keyfi de bir kenarda dursun; çünkü bu sefer “işi kapan” şehir plancısı Henri Prost’un planıyla, şu an Intercontinental Otel olan yapının, ahşap bir gazinodan Taksim Belediye Gazinosu olmasıyla nelerin değiştiğine bakalım.
Mezarlıklardan bahçelere: Taksim meydanı, Cumhuriyet meydanı olmadan önce uzunca bir süre Harbiye’deki Askerî Müze’den Dolmabahçe Sarayı’na kadar mezarlıklarla bezeliydi. Hatta, Cossimo Comidas de Carbognano’nun Descrizione Topografica dello Stato Presente di Constantinopoli isimli eserinde yer alan bilgiye göre de “Katolik, Protestan, Müslüman” mezarlıkları geniş bir alana yayılmıştı. 1870’te o zamanın sorumlu belediyesinin kararıyla yapılan Taksim Bahçesi ise her şeyi değiştirdi. Seçici geçirgen bu kamusal alan, eğlence ve dinlenme imkânı sunmakla beraber şehrin barındırdığı öğrenci ve turistleri fazlasıyla çekiyordu. Giriş ücretli, gözün görebildiği ise neredeyse sonsuzdu. Cumhuriyetin ilanıyla beraber Anadolu’yu medeniyetle buluşturmak için başkent seçilen Ankara’dan başlayan inşaatların sesi 1930’ların sonunda İstanbul’da da duyuluyordu.
Cumhuriyet sonrası belediyecilik: 1938’de belediye başkanı ve vali olan Lütfi Kırdar, henüz İstanbul’un 700 binlik nüfusuyla sınanmıyor, İkinci Dünya Savaşı’nın gelişi hissediliyor olsa da bunun “Yeşil Sahacı” olarak anılan Kırdar’ı durdurması söz konusu bile olmuyordu.
Topçu Kışlası’nın “metruk” durumu ve şehrin sakinlerinin meydan ihtiyacı Taksim’e yönelmişti. Prost’un planında Beyazıt Meydanı’nın Cumhuriyetin simgesi olması öngörülürken Süleymaniye Camii sebebiyle Taksim’in daha doğru bir yer olduğuna karar verildi.
“Kel başa şimşir tarak!” diye eleştirilen gazino, neden ahşap olanın yıktırılıp yerine bunun yaptırıldığını kimileri için tam anlamıyla cevaplayamıyordu. Kırdar, “İstanbul gibi büyük bir şehre, bir tek Belediye Gazinosunu çok görmek demagojiden başka bir şey değildir.” diyerek yanıtlıyor, Batılı yaşamın tezahürü olan balo ve partilerin, turist ağırlamak için önemli olduğunun altını çiziyordu. Bu açıdan gazinonun temsili az mekânlardan biri olduğu belirtiliyor. 1940’ta açılan binanın, belediyenin muasır medeniyetler seviyesini yakalayan eğlence anlayışını sunması amaçlanıyordu.
Kaynak: eskiistanbul.net
Önemi: Gazinonun, Kadıköy Halkevi ve Florya Tesisi’nin mimarı Rüknettin Güney’in tasarımıyla kadınlarla erkeklerin baloların, her gece yerli-yabancı orkestraların ağırlanmasıyla yapılma sebebini layığıyla yansıtan bir yapı olduğu düşünülüyordu. Yapı, sadece balolara değil, yurt dışındaki önemli markaların defilelerine, akademilerin balolarına, Zeki Müren, Behice Aksoy gibi müzisyenlerin konserlerine, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun kongrelerine de ev sahipliği yapıyordu. Fakat şehrin değişen ihtiyaçları, 1965’te yıkılmasına sebep oldu. Alaturka ve alafranganın zevkli bir karışımını sunan mekânın ardından 1967’de ise Sheraton Oteli inşaatı başladı.
Kaynak:
Yapar, S. (2014) Yüksek Lisans Tezi/Modernleşme Projesinin Mekânı: Taksim Belediye Gazinosu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kanal İstanbul, ekosistem için ne demek? İstanbul'da denize girmek hayal mi? Şehrin dört ayaklı sakinleri, şehir hakkında acaba ne düşünüyor?
29 Kas 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




