Kendi iç sesini duyabileceğin mahalle: Emirgan


Casa Sunsets’le yaşadığını hissettiğin anları kutla Eat Pray Love filmini sever misin klişelerle dolu mu bulursun bilemeyiz ama filmin en akılda kalıcı sahnelerinden biri; Julia Roberts’ın canlandırdığı Elizabeth’in bir berber dükkânında öğretmeni ve arkadaşıyla İtalyanca Il dolce far niente ifadesi hakkında konuşmasıdır bizim için. İngilizce’de “ the sweetness of doing nothing ”, Türkçe’de “ hiçbir şey yapmamanın hoşluğu ”na karşılık gelen bu ifade, hiçbir şey yapmamanın ruhunu genişleten bir kutlama; meşguliyetin hâkim olduğu her yerde aktif olarak cesareti kırılan bir arzudur. Gün batımına karşı şişelerin tokuşturulduğu an gibi, hayatın sunduğu basit zevklerin tadını dostlarla çıkarmaya bayılır, bazense hiçbir şey yapmamanın hoşluğuna kapılıp, kendimizle baş başa kalarak da yaşamak işte bu! der; her anın eşsizliğinin keyfine varırız. Öyle ki kendinle çıktığın bir randevuda, hiçbir şey yapmamanın huzuruyla düşüncelerinde gezinirken, hayatında uzun süredir bir alan açmak istediğin yoga pratiklerine zaman ayırmaya karar verdiğin o anı düşün, sonrasında da bu kararın kazandırdıklarını; bedeninde ve zihnindeki değişimleri fark ettiğin andaki hislerini düşün…yaşamak sence de işte bu değil mi? Casa Sunsets’le bu anların güzelliğini elimizde şişemiz, yanında taze misket limonlarıyla kutlamak ise her zaman en keyiflisi. Meşguliyetlerden kaçarak hayatın basit ve keyifli anlarını sevdiklerimizle paylaşmak için sabırsız, kendimizle çıkacağımız randevular için heyecanlıyız.
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Mahalle hayatı benim için güven ve huzur demek. Güvenlikli bir site veya rezidansta oturmayı hiçbir zaman tercih etmedim, güvenli hissettiğim bir mahallede yaşamaya dikkat ettim. Esnafı tanıdığım, selam verdiğim, kahvemi içerken dükkân sahibiyle sohbet ettiğim, sokak hayvanlarının isimlerini bildiğim, kendi rutinlerimi oluşturduğum zaman kendimi mahalleli sayarım. Emirgan’a vardığım an bunu hissediyor, bir “Oh!” çekiyorum. Kalabalık ve kaotik değil burası. Huzur, sakinlik, sıcaklık, mutlu sokak hayvanları, yeşil, doğa Emirgan’ın bileşenleri. Özgün yapısını mümkün olduğunca korumuş, dokusunu kaybetmemiş bir mahalle.

Deniz Orbay, Emirgan vapurunda
Ankara’dan İstanbul’a 2008 yılında taşındım. İlk birkaç sene Koşuyolu ve Levazım’da yaşadıktan sonra "Bu şehirdeysem denize yakın olmalıyım, mümkünse deniz manzaram olmalı," kararını vermiştim. Sonraki ev ve mahallelerimi buna göre seçtim. Sabahları vapur ve martı sesleriyle uyanmaktan daha güzel bir şey yok bence İstanbul’da — şehri içime çektiğimi hissettiriyor.
Genelde çalıştığım yerler Nişantaşı, Taksim, Cihangir gibi hareketli mahalleler oldu. Bu nedenle yaşadığım yerin sakin ve sessiz olması benim için çok önemli. Emirgan’ı seçme sebebim beni çok etkileyen ve "adada olma hissi"ni uyandıran büyük çam ağaçları, korusu, sakinliği ve her zaman sahile yakın olabilme lüksüydü. İstanbul’un kalanında pek olmayan bir sükûnet var burada. Ulaşımımı boğaz hattında vapurla yapmayı çok seviyorum. Bir de buraya taşındıktan sonra Sarıyer’e "İstanbul’un akciğeri" denildiğini öğrendim, gerçekten de öyle. İstanbul’un en yeşil yerlerinden biri Emirgan.

Emirgan Korusu'nda bir mahalleli
Emirgan'ın dokusu
Emirgan’a taşınmadan önce Arnavutköy’de oturuyordum, çok sevdiğim bir mahalleydi aslında ama mütemadiyen yeni mekanların açılması ve giderek popülerleşmesi sonucu kendine ait dokusunu yitirmeye başladı. Taşınmaya karar verdim ancak bir yandan da severek oturacağım yeni bir mahalle bir türlü bulamıyordum. Bir gün arkadaşım Esra’nın Reşitpaşa’da yeni açtığı kafesi Blended’a uğradım, sonrasında etrafta dolanırken Emirgan Mektebi Sokak’ı keşfettim ve aşık oldum. Sanki İstanbul’da değil, adada gibiydim. Üç ay sonra bu sokakta, tam da istediğim gibi bir ev buldum ve taşındım. İstanbul’un en muazzam manzaralarını burada bulabileceğimi bilmiyordum. Sokağımdan sonra da sanırım Emirgan Korusu beni çok etkiledi.
İstanbul’un dönüşümüne bakarsak Emirgan bugüne dek özgün yapısını koruyabilmiş olsa da yeni yeni dönüştüğünü gözlemliyorum. Dönüşümü karmaşık. Sahil tarafında Huqqa, Sütiş gibi büyük ve zincir kafeler açılırken Reşitpaşa ve Emirgan’ın içinde yeni nesil butik kafe ve şef restoranlar göze çarpıyor. Ama henüz mahalleli değişmedi. Oturaklı, huzurlu ve sakin bir mahalle burası — daha çok aileler ve eski Emirganlılar yaşıyor, yeni taşınan olmuyor. 1955’ten beri Emirgan’da oturan ev sahibim buna bir örnek. Mahalleli mahallenin ruhunu oluşturuyor ve besliyor, o yüzden benim için önemli.

Mahallenin ruhu
Datça'ya yolculuk
Nilay Örnek’in Nasıl Olunur? isimli podcast serisinde Saffet Emre Tonguç bir İstanbul aşığı olarak "İstanbul’da yaşamayın, İstanbul’u yaşayın," diyor. İstanbul’da yaşayıp İstanbul’u yaşayamadığımı fark ettiğim an bir şeyleri değiştirmeye karar verdim.
Aslında pandemi öncesi birkaç senedir yurt içi veya yurt dışında yerleşecek yeni bir yer arayışındaydım. Emirgan’da hayat her ne kadar huzurlu ve sakin olsa da mahallenin dışına çıktığımda İstanbul’un tüm karmaşasını yaşıyordum. Pandemi sadece süreci hızlandırdı ve cesaret etmemi sağladı. İstanbul’dan ayrılmaya karar verdiğimde niyetlerim kendime vakit ayırabilmek, trafikten kurtulmak, doğa içerisinde ve mümkün olduğunca fazla açık havada olabilmek, girilebilir ve temiz bir denize kolay erişim sağlamak, yılın her mevsimi ve günün her anı denize girebilme hayalimi sonunda gerçekleştirmekti.
Pandemide şehirler arası yollar açıldığı anda bebekliğimden beri geldiğim Datça’daki yazlığımıza vardık. 6 ay sonunda Datçalıydık. Hâlâ keşfetmeye devam ettiğimiz Datça Yarımadası’na hayranlığım her gün daha da artıyor.

Deniz'le Datça'da
Datça - Emirgan hattı
Koşturmacadan, özellikle de bir yerlere gitmek için verdiğim ulaşım mücadelesinden tükendiğimde şehirden gitme zamanı geldiğini anlıyorum. Ancak ara ara tempo değiştirip şehir havası almak da hoşuma gidiyor. Şehirdeki yeni fırsatlar ve işbirlikleri verimliliğimi artırıyor ve beni besliyor. Bu yüzden Datça-Emirgan hattını kurdum aslında. İkisi bir arada işliyor.
Datça büyük bir mahalle gibi; oldukça da ufak bir kasaba. Bu sayede Datça’da gün içerisinde çok daha fazla arkadaşımla görüşebiliyorum ve daha sosyal bir hayat yaşıyorum. Ayrıca hava çok soğuk değilse ve rüzgâr yoksa dört mevsim sabahları denize girebiliyorum. Bu benim için büyük bir lüks. Datça’daki çoğu ev yazlık olarak planlandığından, ufak pencereli ve pek ışık almıyor. Yaşadığım alanın doğal güneş ışığı almasını özlüyorum. Emirgan’dayken gün doğumunu görerek uyanır, sahile inip boğazı izleyerek yürüyüş yapardım — bu da Emirgan’a, İstanbul’a dair bir özlem mesela.

Datça'da mahalleli rotası
Yine Emirgan’dayken pandemi öncesi derslerimi evde ve stüdyoda veriyordum, hatta bir stüdyo açma hayalim vardı. Datça’da bu imkanlar kısıtlı ancak her şeyin çevrim içi olması bu planları da değiştirdi, tüm derslerimi bu şekilde verebiliyorum. Yaz dönemi, birebir çalıştığım öğrencilerimle ve kamplarla geçiyor — Datça’da pratiğime daha çok vakit ayırabiliyorum, doğa içerisinde yoga yapma imkanım çok daha fazla oluyor. Arada südyoya gitmeyi ve bir toplulukla yoga yapmayı seviyorum. Datça’da özlemini çektiğim en temel şey bu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Emirgan'da Deniz'in peşine takılıyoruz. Mahallenin bileşenleri: huzur, sakinlik, sıcaklık, mutlu sokak hayvanları, yeşil, doğa, yoga.
27 Mar 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.



