TCMB’den zorunlu ve doğru bir adım


İş dünyasının geleceği: Assembly Buildings
2017’den bu yana İstanbul’un değerli lokasyonlarında günümüzün gelişen iş dünyası ve çalışma kültürüne uygun en etkili iş ekosistemlerini oluşturan Assembly Buildings , İstanbul’dan sonra ‘geleceğin ofis anlayışı’nı Ankara ’ya taşıdı.…
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
TCMB zamanlaması açısından sürpriz, fakat beklenen ve biraz da zorunlu olan faiz artırım kararını Mart ayı toplantısında almış oldu. Son dönemlerde yabancı raporlarda sık sık 500 baz puanlık ya da buna yakın artışın dile getirilmesi, faiz artışının çok muhtemel olduğunu göstermekle birlikte, sadece zamanlamasını bizim açımızdan tartışılır hâle getirmişti.
TCMB zorunlu ama doğru bir adım attı. Enflasyonla mücadelede kararlı olduğu mesajını sürekli veren, bu çerçevede likidite önlemleri ile parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmeye çalışan banka, amacına tam ulaşamadığını görüyordu. Zaten dün yayımlanan para kurulu karar metninde, enflasyonun birçok yönden henüz kontrol altına alınamadığını ve risklerin devam ettiğini söyleyen bir ton görüyoruz.
Döviz zorlamaya başladı
Merkez Bankası açısından enflasyonla mücadelenin ana unsurları iç talebin zayıflaması ve TL’nin reel olarak değerlenmesi olarak görünüyor. İkincisine katılmasak da, son günlerde kurlardaki hareketlenmenin ve stresin rezerv satışıyla bile zor tutulabilmesi, Merkez Bankası’nın kendi algoritması açısından da işlerin zorlaştığını gösteren bir başka faktör oldu.
İç talep yeterince zayıflamadı
Üstelik sadece kurdan gelen baskı değil, iç talebin de yeterince soğumamış olması Merkez Bankası’nın bu adımı atmasında önemli bir faktör görünüyor. İthalat verileri ve bazı öncü göstergeler iç talepte yavaşlamaya işaret etse bile, genel anlamda enflasyonu frenleyebilecek bir gerilemenin başarılamadığını izledik. Tüketici kredilerindeki büyüme, otomobil satışlarındaki yükselme, hizmet sektöründeki canlılık ve fiyat baskısı Merkez Bankası'nı haklı olarak endişelendiren bir süreçte gidiyordu.
Ücret artışlarının fiyatlara hızlı geçişkenlik ile yansıyacağı beklenmekle birlikte, buradaki geçişkenliğin de çok güçlendiği bir başka gözlem olarak karşımızda duruyor. Sonuç olarak, Merkez Bankası enflasyonla mücadelede kendi çizdiği algoritma içinde doğru adımı attı. Bizce de gelinen bu noktada bu adımın atılması gerekliydi. Bir ay daha gecikmeli bir karar olabilirdi. Seçim öncesi bile bu kararın alınabilmesini, önümüzdeki süreçte mevcut yönetimin bir kredisi olduğu ve sıkılaşmanın olabildiğince artacağı anlamına da gelen bir sinyal olarak algılıyoruz.
TCMB aslında gecelik faiz oranlarında kendisine bir marj yaratarak pratikte faizleri 50 değil 53 puana yükseltme alanını da yakalamış oldu. Bunun önemli bir sıkılaşma adımı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Muhtemelen likiditedeki sıkılaşma adımları da devam edecektir. Zorunlu karşılıklardaki blokaj miktarının artırılması gibi yeni adımları beklemek de çok şaşırtıcı olmayacaktır.
Mevduat ve kredi faizleri artacak
Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak, özellikle mevduat faizlerinde önümüzdeki süreçte artışın hissedilir derecede devam edeceğini ve tüketimi kısacak, TL cinsi tasarrufları arttıracak bir ikna noktasına ulaşacağını düşünüyoruz. Tüketici kredi faizleri artacaktır. Elbette ticari kredi faizlerinde de artışlar izleyeceğiz. Fakat buradaki artışlar mevduat faizlerindeki artışa göre daha sınırlı kalacaktır.
Hissedilir yavaşlamaya hazır olalım
Enflasyonla mücadelede bu kararlılığın ortaya konması, iç talepte bir zayıflama ve büyüme oranında önemli bir düşüşü de beraberinde getirecektir. Olması gereken de budur. Enflasyon ile mücadelede büyümeden bir süre vazgeçmek gerekiyor. Büyümeden vazgeçmeye ne kadar dayanılabileceği ise önemli bir soru olarak duruyor.
Hedef değerli TL olmamalı
Burada diğer kritik nokta, döviz kurlarının seyri olacak. Merkez Bankası'nın bu adımı TL’nin değerlenmesi yönündeki baskıyı artıracaktır. Fakat farklı vesilelerle sık sık dile getirdiğimiz gibi, ihracat ve genel anlamda sanayi üretiminde rekabet açısından çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. TL’nin değerlenmesi bu sıkıntıları daha da artırır.
Bu çerçevede, son günlerde döviz kurlarında yaşanan artışla gelen bu faiz artışının ana hedefinin TL’yi değerleme yönüne itme olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Tek başına TL’yi koruyarak ya da değerlendirerek enflasyonla mücadeleyi başaramayız. Enflasyon ile mücadele perspektifini bırakmazsak ve bunun için para politikası ve diğer politikalarla gereğini yaparsak zaten TL doğru noktada değerlenecek ve kendini koruyacaktır.
İç talep zayıflarken, ihracat ve sanayinin büyümede lokomotif noktasına geçebilmesi açısından doğru fiyatlamaya veya yönetebildiğimiz kur sisteminde bunu başarmaya çok ciddi biçimde ihtiyacımız bulunuyor. Sıkı para politikası zaten iç talebi büyük oranda keseceği için kurların aşırı olmayan hafif düzeltmelerininin enflasyona geçişkenliği artık çok güçlü olamayacaktır. Buna karşın büyüme ve ekonominin dengelerini bulması açısından katkısı büyük olur.
Sonuç olarak, Merkez Bankası’nın doğru bir yolda olduğunu, kuru yönetebilmek açısından daha güçlü bir noktaya geldiğini düşünüyoruz. Bununla birlikte, kuru yönetmenin TL’nin değerlenmesi odaklı değil, ince bir ayarla, rekabetçi olduğu ve enflasyonist etkisinin güçlü olamayacağı bir noktada tutulması amacına yönelik olması gerektiğini düşünüyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 500 baz puanlık artış kararı ve şahin karar metni ile piyasaları şoka uğrattı.
22 Mar 2024

YAZARLAR

Erhan Aslanoğlu
İstanbul Topkapı Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen ve ekonomist. Makroekonomi, Türkiye ve dünya ekonomisi alanlarıyla ilgilenen Aslanoğlu’nun yayımlanmış bir kitabı, kitap bölümleri, çok sayıda makalesi ve tebliğleri bulunuyor. Genel ekonomi, makroekonomik göstergelerin yorumlanması, Türkiye ve dünya ekonomisi, göstergeler ve gelişmeler üzerine seminer ve eğitimler veriyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye’de özel sektör tahvilleri, finansman bonoları ve kira sertifikalarında yaşanan ödeme sorunları fon krizinin ardından farklı bir boyuta taşındı. Yılbaşından 27 Ekim’e kadar 14 şirketin TL cinsi borçlanma araçlarında 60 ödeme aksaklığı yaşanırken, vadesinde ödenemeyen anapara toplamı 12 milyar 697 milyon liraya ulaştı.

Türkiye’de üretken yapay zeka kullanım oranı bir yılda %19,2’den %37,6’ya yükselirken, gençlerin önemli bir bölümü artık kişisel sorunlarını da yapay zekayla paylaşıyor. Teknoloji gündelik hayatın her alanına girerken geçim sıkıntısı, güvencesiz çalışma ve fırsat eşitsizliği gibi sorunlar varlığını koruyor. Peki yapay zekanın yarattığı ekonomik imkânlardan kimler yararlanacak ve bu teknolojik ilerleme daha fazla insan için iyi bir hayatı mümkün kılabilecek mi?

Yapay zekanın üretkenliği artırarak maliyetleri düşürmesi beklenirken veri merkezleri, gelişmiş çipler, elektrik ve altyapı yatırımları yeni bir maliyet baskısı yaratıyor. Fed yöneticileri, bu yatırımların talebi ve maliyetleri artırarak fiyat artışlarını ekonominin geneline yayabileceği uyarısı yapıyor. Tartışmanın merkezinde ise şu soru var: Yapay zekanın uzun vadeli ucuzluk vaadi, kısa vadeli maliyet dalgasını ne zaman dengeleyebilecek?

Bu hafta yurt içinde Eylül ayı işgücü ve dış ticaret istatistikleri ile üçüncü çeyrek turizm gelirleri öne çıkarken, yurt dışında Fed, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) faiz kararları ön planda.
26 Eki 2026

Küresel endeks sağlayıcılarının Türkiye'ye bakışı sertleşmeye devam ediyor. Haziran ayında MSCI'ın uyarısıyla başlayan süreç, temmuzda S&P DJI'ın Türkiye'yi izleme listesine almasıyla devam etti. Ağustosta FTSE Russell Türk hisselerine yönelik endeks güncellemelerini erteledi. Üç kurumun da aksiyonu fiili dolaşım oranlarının güvenilirliği, hissedar şeffaflığı ve bazı küçük ölçekli şirketlerle ilişkili fonlar üzerinden yapıldığı düşünülen koordineli işlemlere dayanıyor.




