TCMB’den zorunlu ve doğru bir adım


İş dünyasının geleceği: Assembly Buildings 2017’den bu yana İstanbul’un değerli lokasyonlarında günümüzün gelişen iş dünyası ve çalışma kültürüne uygun en etkili iş ekosistemlerini oluşturan Assembly Buildings , İstanbul’dan sonra ‘geleceğin ofis anlayışı’nı Ankara ’ya taşıdı. Neden Assembly Buildings? İş yaşamının geleceğine yön veren mekânlar ve ekosistemleri oluşturarak bir ‘iş kulübü’ yaklaşımıyla iş dünyasını ağırlayan Assembly Buildings , geleceğin yenilikçi iş insanlarını, geleceğin buluşma noktalarında bir araya getiriyor. İş hayatını bir adım öteye götürmeyi mümkün kılan Assembly Buildings, benzersiz mekânlarda sofistike tasarımıyla öne çıkan çalışma alanlarını, kusursuz servis, doğru network imkânı, prestijli etkinlikler ve iş dünyasına hizmet eden çeşitli ayrıcalıklarla bir araya getiriyor. 8 bin metrekarelik alana yayılan Ankara One Tower’da neler var? Her ihtiyaca uygun ofisler: Loft tipi özel teraslı ve asma katlı suitlerden hemen taşınmaya uygun küçük ofislere kadar farklı ölçekte alanlar. İlham verici alanlar: Yemekli iş toplantılarına şıklık katan restoran Arc Brasserie , çeşitli buluşmalar için Blue Lounge ve farklı lounge alanları; rafine tasarımlı etkinlik alanı The Hall ve her ihtiyaca yanıt veren toplantı odası tipleri. İş - yaşam dengesi: Dinlenme alanları, geniş teras, kış bahçesi, dinlenme odası, bebek ve doktor odası, donanımlı spor alanı, sanat galerisi ve podcast stüdyosunun yanı sıra elbette ortak mutfak, fotokopi alanı gibi olmazsa olmaz fonksiyonlar. Assembly Buildings ’in sunduğu tüm ayrıcalıklara ve detaylara bu bağlantı üzerinden ulaşarak siz de iş dünyası için aradığınız ilhamı bulabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
TCMB zamanlaması açısından sürpriz, fakat beklenen ve biraz da zorunlu olan faiz artırım kararını Mart ayı toplantısında almış oldu. Son dönemlerde yabancı raporlarda sık sık 500 baz puanlık ya da buna yakın artışın dile getirilmesi, faiz artışının çok muhtemel olduğunu göstermekle birlikte, sadece zamanlamasını bizim açımızdan tartışılır hâle getirmişti.
TCMB zorunlu ama doğru bir adım attı. Enflasyonla mücadelede kararlı olduğu mesajını sürekli veren, bu çerçevede likidite önlemleri ile parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmeye çalışan banka, amacına tam ulaşamadığını görüyordu. Zaten dün yayımlanan para kurulu karar metninde, enflasyonun birçok yönden henüz kontrol altına alınamadığını ve risklerin devam ettiğini söyleyen bir ton görüyoruz.
Döviz zorlamaya başladı
Merkez Bankası açısından enflasyonla mücadelenin ana unsurları iç talebin zayıflaması ve TL’nin reel olarak değerlenmesi olarak görünüyor. İkincisine katılmasak da, son günlerde kurlardaki hareketlenmenin ve stresin rezerv satışıyla bile zor tutulabilmesi, Merkez Bankası’nın kendi algoritması açısından da işlerin zorlaştığını gösteren bir başka faktör oldu.
İç talep yeterince zayıflamadı
Üstelik sadece kurdan gelen baskı değil, iç talebin de yeterince soğumamış olması Merkez Bankası’nın bu adımı atmasında önemli bir faktör görünüyor. İthalat verileri ve bazı öncü göstergeler iç talepte yavaşlamaya işaret etse bile, genel anlamda enflasyonu frenleyebilecek bir gerilemenin başarılamadığını izledik. Tüketici kredilerindeki büyüme, otomobil satışlarındaki yükselme, hizmet sektöründeki canlılık ve fiyat baskısı Merkez Bankası'nı haklı olarak endişelendiren bir süreçte gidiyordu.
Ücret artışlarının fiyatlara hızlı geçişkenlik ile yansıyacağı beklenmekle birlikte, buradaki geçişkenliğin de çok güçlendiği bir başka gözlem olarak karşımızda duruyor. Sonuç olarak, Merkez Bankası enflasyonla mücadelede kendi çizdiği algoritma içinde doğru adımı attı. Bizce de gelinen bu noktada bu adımın atılması gerekliydi. Bir ay daha gecikmeli bir karar olabilirdi. Seçim öncesi bile bu kararın alınabilmesini, önümüzdeki süreçte mevcut yönetimin bir kredisi olduğu ve sıkılaşmanın olabildiğince artacağı anlamına da gelen bir sinyal olarak algılıyoruz.
TCMB aslında gecelik faiz oranlarında kendisine bir marj yaratarak pratikte faizleri 50 değil 53 puana yükseltme alanını da yakalamış oldu. Bunun önemli bir sıkılaşma adımı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Muhtemelen likiditedeki sıkılaşma adımları da devam edecektir. Zorunlu karşılıklardaki blokaj miktarının artırılması gibi yeni adımları beklemek de çok şaşırtıcı olmayacaktır.
Mevduat ve kredi faizleri artacak
Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak, özellikle mevduat faizlerinde önümüzdeki süreçte artışın hissedilir derecede devam edeceğini ve tüketimi kısacak, TL cinsi tasarrufları arttıracak bir ikna noktasına ulaşacağını düşünüyoruz. Tüketici kredi faizleri artacaktır. Elbette ticari kredi faizlerinde de artışlar izleyeceğiz. Fakat buradaki artışlar mevduat faizlerindeki artışa göre daha sınırlı kalacaktır.
Hissedilir yavaşlamaya hazır olalım
Enflasyonla mücadelede bu kararlılığın ortaya konması, iç talepte bir zayıflama ve büyüme oranında önemli bir düşüşü de beraberinde getirecektir. Olması gereken de budur. Enflasyon ile mücadelede büyümeden bir süre vazgeçmek gerekiyor. Büyümeden vazgeçmeye ne kadar dayanılabileceği ise önemli bir soru olarak duruyor.
Hedef değerli TL olmamalı
Burada diğer kritik nokta, döviz kurlarının seyri olacak. Merkez Bankası'nın bu adımı TL’nin değerlenmesi yönündeki baskıyı artıracaktır. Fakat farklı vesilelerle sık sık dile getirdiğimiz gibi, ihracat ve genel anlamda sanayi üretiminde rekabet açısından çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. TL’nin değerlenmesi bu sıkıntıları daha da artırır.
Bu çerçevede, son günlerde döviz kurlarında yaşanan artışla gelen bu faiz artışının ana hedefinin TL’yi değerleme yönüne itme olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Tek başına TL’yi koruyarak ya da değerlendirerek enflasyonla mücadeleyi başaramayız. Enflasyon ile mücadele perspektifini bırakmazsak ve bunun için para politikası ve diğer politikalarla gereğini yaparsak zaten TL doğru noktada değerlenecek ve kendini koruyacaktır.
İç talep zayıflarken, ihracat ve sanayinin büyümede lokomotif noktasına geçebilmesi açısından doğru fiyatlamaya veya yönetebildiğimiz kur sisteminde bunu başarmaya çok ciddi biçimde ihtiyacımız bulunuyor. Sıkı para politikası zaten iç talebi büyük oranda keseceği için kurların aşırı olmayan hafif düzeltmelerininin enflasyona geçişkenliği artık çok güçlü olamayacaktır. Buna karşın büyüme ve ekonominin dengelerini bulması açısından katkısı büyük olur.
Sonuç olarak, Merkez Bankası’nın doğru bir yolda olduğunu, kuru yönetebilmek açısından daha güçlü bir noktaya geldiğini düşünüyoruz. Bununla birlikte, kuru yönetmenin TL’nin değerlenmesi odaklı değil, ince bir ayarla, rekabetçi olduğu ve enflasyonist etkisinin güçlü olamayacağı bir noktada tutulması amacına yönelik olması gerektiğini düşünüyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 500 baz puanlık artış kararı ve şahin karar metni ile piyasaları şoka uğrattı.
22 Mar 2024

YAZARLAR

Erhan Aslanoğlu
İstanbul Topkapı Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen ve ekonomist. Makroekonomi, Türkiye ve dünya ekonomisi alanlarıyla ilgilenen Aslanoğlu’nun yayımlanmış bir kitabı, kitap bölümleri, çok sayıda makalesi ve tebliğleri bulunuyor. Genel ekonomi, makroekonomik göstergelerin yorumlanması, Türkiye ve dünya ekonomisi, göstergeler ve gelişmeler üzerine seminer ve eğitimler veriyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Dünya gazetesinden Recep Erçin’e verdiği söyleşide, Türkiye’nin kamu öncülüğünde hazırlanacak ve uygulaması yakından izlenecek 10-15 yıllık sanayi planlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye halihazırda beş yıllık kalkınma planları hazırlıyor. Peki planlar ve destekler mevcutken neden yeniden planlamayı konuşuyoruz? Türkiye’nin geçmişte fabrikalar kurarak başladığı planlama deneyiminde ne değişti ve bugün hazırlanacak bir planın üretim kararları üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Salı günü açıklanacak merkezi yönetim bütçe dengesi ve Çarşamba günü açıklanacak Ağustos ayı Konut Fiyat Endeksi ile Perşembe günü yayımlanacak TCMB Para Politikası Kurulu toplantı özeti ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü açıklanacak Fed faiz kararı ile Perşembe günü İngiltere Merkez Bankası ve Cuma günü Japonya Merkez Bankası tarafından açıklanacak faiz kararları takip edilecek.
14 Eyl 2026

Jeopolitik gelişmeler piyasaların en zor fiyatladığı risklerden biridir. Savaşın ne zaman sona ereceğini, bir zirveden hangi kararın çıkacağını veya seçimlerin siyasi dengeleri ne ölçüde değiştireceğini önceden bilmek mümkün değildir. Buna rağmen jeopolitik haber akışı yatırımcı açısından tamamen öngörülemez bir alan da değil.

Türkiye’de para politikasının yakın vadeli geleceğine dair soru işaretleri, jeopolitik karmaşa ve yansımalar bir yana, makro gündemin ana maddesi olmaya devam ediyor. Dezenflasyon sürecinde izlenen yatay-aşağı görünüm, şirketlerin birikimli finansman ihtiyacı ve enerji fiyatlarındaki oynaklık, Merkez Bankası’nın hareket eğilimine aynı anda ancak farklı yönlerde etkiliyor. 10 Eylül tarihli PPK kararını da bu kapsamda ve daha geniş bir çerçevede okumak gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ı açıkladı. Bu programa iki ayrı soruyla yaklaşılabilir. Birincisi iç tutarlılıktır. Büyüme, enflasyon, işsizlik ve bütçe rakamları birbiriyle uyumlu mu? İkincisi dış geçerliliktir. Bu belgelerin geçmişte verdiği rakamlar, kaydedilenle karşılaştırıldığında ortaya nasıl bir sicil çıkıyor?




