Tuz Duman Kumda

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Gümüşlük sahilinin sağına yürüyoruz, elimizde terlikler; denizi, kumu, çakılları hissediyoruz çıplak ayaklarımızda. Yolun solunda, sağ tarafta kocaman ahşap masa ve sandalyeleri ile bize göz kırpıyor Tuz Duman Kumda. Solda Gümüşlük Müzik Festivali’nin üssü, yeşillikler içinde minik bir çalışma alanı, az ilerisinde barı ve lokantası. Self servis burası. Tuz Duman Kumda’nın ortakları Tevfik (Mavioğlu) ve Özge (Somer)’yle merhabalaşıyoruz uzaktan. Bir masa seçip ayağımızı kuma sokuyor, denizin kokusunu içimize çekerek soluklanıyoruz.

Tevfik balıklarıyla ilgilenirken
Kış ayları da dâhil olmak üzere tam 1 senedir açık burası. Kesişmelerden, denk düşülen yollardan, Off Gümüşlük’te hediye edilen bir füme aletinden gelinen bir hikâye. 2015 ve 2018’de ayrı ayrı İstanbul’dan buraya, Bodrum’a çevirmişler rotalarını. Ve dostlar buluşması olmuş Gümüşlük’te.
Neden? diye merak ediyoruz.
“Bodrum’un geçişi kolay, ne yokluk var ne çok şehir, göç etmenin kolay olduğu yerlerden. Kışın sessiz sakin, az insan bol huzurlu. Komün bir yaşam hakim, herkes birbirine yardım ediyor. Kışın burada müdavimlerle dost olduk, çevredeki neredeyse herkes aynı zevklere sahip, sürekli yan masayla tanıdık çıkıyorsun. Bu bizim için ev gibi hissettiren bir yaşam.”
Adı nereden geliyor? Sizi farklı kılan ne?
Bu soru sorulur sorulmaz sofrayı bir kahkaha alıyor. Tevfik cevaplıyor hemen; “Funda (Açıkbaş)'nın fikriydi diyor. Salamura için tuz, füme için duman, burası da kumda kafe, biz de içinde olunca adı Tuz Duman Kumda oldu.
Özge’yle kendilerinden geçiyorlar anlatırken.
"Her gelen kendine göre yorumluyor, tuzda kumda, tuzlu kumlu… Sürekli isim değişiyor ve bu olay çok hoşumuza gidiyor, tatlı bir birliktelik yaratıyor.” diye ekliyor Özge. Ne değişik isim hakikaten ama bir kere gidip burayı yaşadıktan sonra isim bir daha aklınızdan çıkmıyor.

Önce hangisinden başlasak?
Fotoğraf: Özge Somer
Pazartesileri kapalı, 9 farklı vegan mezesiyle de 14.00-22.00 arası açık dükkân. Geldik diye bir şey yemek ya da içmek zorunda da değilsin üstelik. “Bir denize atlayıp çıkacağım, şuraya uzanıp gözlerimi kapatacağım” dersen de kapılar açık. Rezervasyon almıyorlar. Üzülüyoruz. Nedenini açıklıyorlar: “Geri dönen çok oluyor ama sürekli soru soran birileri yok, kendilerini zorunda hissetmiyorlar, istedikleri zaman istediklerini alıyorlar. Bir de self servis olduğunu hatırlatıp boşları getirirlerse çok seviniyoruz.” Gülüşüyorlar. “Burada olmayan bir konsept olduğu için tutuldu bence.” diye ekliyor Özge. Bizce de öyle. Buranın rahatlığını seven, peşinden giden bir grup var.

Denize girmek için enerjimizi toplarken gölgede manzaranın keyfini çıkarıyoruz
Müdavimlerinizle ilişkileriniz nasıl peki? diye soruyoruz. “Hedeflediğimiz kitleyle kavuşmanın sevinci içindeyiz. İnsan gibi insan, biz gibi bir kitle.”
Burayı anlatmak için söylenebilecek en güzel sözleri söylediler bile, bize de zeytinyağlı işkembe yanına da Özge’nin ellerinden ekşi mayalı ekmek söyleyip günü batırmak kaldı. Bu arada Tevfik ve Özge çok duygusal olduklarını, müşterileri mutsuz olursa buna onlardan bile fazla takıldıklarını ama çıkarken edilen bir “teşekkür”ün her şeye değdini söylüyor. Zaten buraya geldiğinizde yüzünüzün gülmemesi pek de mümkün değil bizce.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Eylül'de Bodrum'da gün batımında keyif çatmalık Tuz Duman Kumda, sanatla ruhunu doyurmalık Pilevneli Galeri, Bodrumluca dersleri, biraz uzak rotalar ve daha fazlası.
31 Ağu 2022

YAZARLAR

Rana Mengü
Editor @ Aposto

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.




