Yapay zeka kurtarıcımız mı olacak sonumuz mu?

ChatGPT’ye “Merhaba, nasılsın?” diye sorduğunuzda bu sorgu, uzaktaki bir veri merkezinde bir bilgi işlem sistemini tetikliyor. Bunların hepsinin bir karbon ayak izi var. Yapay zeka veri merkezlerinin 2027 yılına kadar Hollanda’dan fazla elektrik kullanabileceği hesaplanıyor.
Yapay zeka kurtarıcımız mı olacak sonumuz mu?

15 Mart - Pluxee
Pluxee ile birlikte

Sektörünün en çevreci markası olmaya aday: Pluxee Dünyamız ve hepimizin geleceği için her alanda, her sektörde ve her evde değiştireceğimiz adımlar kritik önem taşıyor. Kendi sektöründe karbon ayak izini azaltma hedeflerini uluslararası boyutta onaylatan ilk şirket olan Pluxee , ‘Dijital Tohum’ adını verdiği çalışmalarıyla bu gerekliliğe cevap veren değerli bir örnek olarak öne çıkıyor. Neler oluyor? Yemek kartı hizmeti sunan Sodexo markasından daha dijital , daha çevreci ve uçtan uca çalışan deneyiminde hizmet sunan bir firmaya dönüşen ve 31 ülkede faaliyet gösteren Pluxee ’nin karbon ayak izini azaltma hedefleri, firmalara sera gazı emisyonlarını azaltma hedefi belirleme alanında yardımcı olan Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından onaylandı. Uçtan uca dijital bir platform olma hedefini benimseyerek hizmetlerini çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal fayda odaklı şekillendiren Pluxee, fiziksel kart yerine mobil uygulamayı tercih eden kullanıcılarının oranını da %91’e mobil ödeme oranını ise %85’in üzerine çıkardı. Gelecekte: Yaptığı dijitalleşme çalışmalarıyla aylık ortalama 100 bin kâğıt tasarrufuna öncülük eden Pluxee, 2025 yılına kadar tamamen elektrik kullanımına geçmeyi, karbon emisyonlarını 2030'a kadar %65 oranında , 2035'e kadar da %90 oranında azaltmayı amaçlıyor. Çevre ve topluma fayda sunmaya odaklanan çalışmalarıyla sürdürülebilirlik vizyonunu geliştiren Pluxee ’yi buradan ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Birleşmiş Milletler’in iklim kriziyle ilgili bilimsel değerlendirme birimi Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) son değerlendirmelerine göre, artık dünyanın ortalama sıcaklığının 2030’a kadar 1.5°C yükselmesinin önüne geçme fırsatımız kalmadı.

Ancak bugünden itibaren harekete geçildiği takdirde, 2030’da söz konusu sıcaklık artışını 1.5°C’de sabit tutmak mümkün olabilir. Hükümetlerin mevcut politikalarının devam etmesi hâlinde ise küresel ısınmanın bu yüzyılın sonunda 3°C’yi bulması neredeyse kaçınılmaz.

Özellikle enerji sektörünün tüm sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 80’inden sorumlu olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, bu sektördeki soruna kökten bir çözüm bulunmadığı takdirde iklim kriziyle mücadele hüsranla sonuçlanacak. Gelişmeler pek ümitvar değil.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından açıklanan 2024 Küresel Metan Takipçisi Raporu, fosil yakıt üretiminin 2023 yılında 120 milyon tona yakın metan emisyonuna yol açtığını ortaya koyuyor. Fosil yakıtlardan kaynaklanan metan emisyonlarının 2030 yılına kadar yüzde 75 oranında azaltılması için yaklaşık 170 milyar dolar harcama yapılması gerekiyor. Bu miktar da fosil yakıt endüstrisinin 2023 yılında elde ettiği gelirin yüzde 5’inden daha azına denk geliyor.

Bir diğer araştırma ise küresel kaynama çağında olduğumuzu bir kez daha teyit ediyor. Bilim insanları, geride bıraktığımız Şubat ayının küresel ölçekte kaydedilen en sıcak şubat ayı olduğunu belirledi. Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre, küresel deniz yüzeyi sıcaklıkları da kaydedilen en yüksek seviyede.

Veriler, Şubat ayı sıcaklıklarının 1850-1900 arasındaki sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,77°C daha sıcak olduğunu, 1991-2020 seviyelerinin 0,81°C üzerinde olduğunu gösteriyor.

Mart 2023 ile Şubat 2024 arasındaki 12 aylık dönem için küresel ortalama sıcaklık, sanayi öncesi dönem seviyelerinin 1,56 °C üzerinde; kaydedilen en yüksek seviyede. Bu, dünyayı geçici olarak 1,5 °C eşiğinin üzerine çıkarıyor.

Peki çözüm nerede?

Peki insanlar sorunu çözmekte zorlanırken, her geçen gün daha fazla sorunun çözümü için medet umduğumuz yapay zeka, iklim kriziyle ilgili de başvurabileceğimiz bir kaynak olabilir mi? 

Yapay zekanın insanlar nezdindeki çığır açıcı yanı, yüklü miktarda veriyi çok hızlı işleyebilmesi, bilgileri anlamlı veriler hâline getirebilmesi ve bu bilgiler arasında ilişki kurabilmesi. 

Diğer yandan, iklim kriziyle mücadelede teknolojik gelişmelerden ne kadar medet ummalıyız sorusu çok kritik. Ya da bir başka deyişle, teknolojik gelişmelerin iklim kriziyle ilgili atılacak adımlarda etkili olacağı ön kabulüyle teknolojiye kurtacı rolü biçilmesinin beraberinde edilgenliği de getirdiğinin ne kadar farkındayız?

Çevreci gruplar, yapay zekanın iklim krizinin çözümüne yardımcı olacağı yönündeki iddiaların yanlış yönlendirildiğini düşünüyor. Teknolojinin muhtemelen enerji kullanımının artmasına yol açacağı ve iklim dezenformasyonunun yayılmasını hızlandıracağı konusunda da uyarıda bulunuyorlar.

Burada devreye Gartner Hype Döngüsü (Gartner Hype Cycle) giriyor.

ABD’li araştırma ve bilgi teknolojisi şirketi Gartner tarafından geliştirilen döngü, gelişmekte olan teknolojilerin olgunluğa ulaşmasının beş aşamada grafiksel ve kavramsal bir sunum sağladığını iddia ediyor.

Bu beş aşama; teknoloji tetiklenmesi, aşırı beklentilerin zirvesi, beklenmeyen çöküş, aydınlanma eğrisi ve verimlilik platosu olarak sıralanıyor.

Şu anda yapay zeka teknolojisi hangi aşamada diye baktığımızda ikinci aşama olan beklentilerin zirvesinde olduğunu görüyoruz.

Son dönemde yapay zekanın deneyimlendiği biçimi öylesine heyecan verici seviyede ki olumsuz yönlerine dikkat çekmek ya da ne kadar enerji yoğun olduğunu söylemek giderek daha önemli hâle geliyor. Aksi hâlde önemli bir sorun, kamusal söylemde eksik kalıyor.

Her alanda yapay zeka teknolojisinin kullanılması gezegene nasıl etki eder?

Şunu sormamız gerekli: Her alanda yapay zeka teknolojisinin kullanılması gezegene nasıl etki eder? İklim kriziyle mücadelede fosil yakıtlardan vazgeçmenin kömür, petrol, gaz kullanmamanın, sorunun çözümü olduğunu biliyoruz ama yapay zeka ile gelecekte neler olabileceğini bilmiyoruz.

Bilgisayarlar yoğun elektriğe ihtiyaç duyduğundan ve ısınan GPU’ların soğutulması gerektiğinden muazzam bir enerjiye ihtiyaç duyulacak. Bu da büyük ölçekte yeni karbon emisyonlarının atmosfere salınması anlamına geliyor. Bir yandan karbon nötr bir gelecekten bahsedilirken, büyüme potansiyeli yüksek bir endüstrinin gelişiyor olması çelişkiyi derinleştiriyor.

2019 yılında yapılan bir çalışmaya göre, GPT-2 gibi erken dönem geniş dil modellerinin (LLM) eğitiminin karbon ayak izi 300 bin kg CO2 emisyonu olarak hesaplandı. Bu New York ile Pekin arasında 125 gidiş-dönüş uçak seferinin CO2 emisyonu seviyesine eşdeğer.

OpenAI, geliştirdiği ChatGPT'yi bireylerin kullanımına ilk açtığında kısa sürede 100 milyon kullanıcıya ulaşarak en hızlı büyüyen uygulama oldu. Hızla yükselen bu uygulamanın yaratacağı karbon ayak izini aşağı yukarı tahmin edebiliyoruz. Microsoft’un dünyaya yayılmış 100’den fazla veri merkezi olduğu düşünüldüğünde işin vahameti de ortaya çıkıyor.

Mesela Google, veri merkezleri için yılda ortalama 25 milyar litre su kullanıyor. Veri merkezlerinin sağlıklı şekilde çalışabilmesi için aşırı miktarda su kullanılması gerekiyor. Google ve benzeri teknoloji devlerinin yapay zeka yarışı ile yeni veri merkezlerinin sayısının artması, bu şirketlerin su kullanımını da artırıyor.

Climate Action Against Disinformation Coalition’ın (Dezenformasyona Karşı İklim Eylemi Koalisyonu) yakın zamanda açıkladığı bir çalışmaya göre, yapay zeka sistemleri muazzam miktarda enerji ve suya ihtiyaç duyuyor ve tüketim hızla artıyor. Tahminler şimdiki kullanım miktarlarının 5-10 yıl içinde iki katına çıkacağını gösteriyor.

Yapay zekanın elektrik talebinin artması, endüstriye ayak uydurmaya yardımcı olacak veri merkezlerinin iki katına çıkarılması, her ne kadar bu merkezlerin enerji verimliliğini artırmaya yönelik önlemler olsa da, emisyonlarda yüzde 80'lik bir artışa neden olacağı anlamına geliyor.

Milyonlarca, hatta ileride belki milyarlarca sorgulama yapay zeka ile etkileşime girdiğinde neler olacak? ChatGPT’ye “Merhaba, nasılsın?” diye sorduğunuzda bu sorgu, uzaktaki bir veri merkezinde bir bilgi işlem sistemini tetikliyor. Bunların hepsinin bir karbon ayak izi var.

Bu gelişmeler başka nahoş gelişmeleri de beraberinde getiriyor.

Örneğin, ABD’de yapay zekanın artan enerji taleplerini karşılamak üzere kömürle çalışan enerji santrallerinin ömrününün uzatıldığına dair bazı gelişmeler mevcut.

Başka bir araştırma ise, yapay zeka veri merkezlerinin 2027 yılına kadar Hollanda’nın kullandığından daha fazla elektrik kullanabileceğini söylüyor.

Giderek yükselen bu enerji talebinin büyük bir kısmı yapay zeka operasyonlarının artan karmaşıklığından kaynaklanıyor. Kimi zaman, yapay zeka sorguları oluşturmak, normal bir çevrimiçi aramanın 10 katı kadar bilgi işlem gücü gerektirebiliyor. Mesela, OpenAI sistemi ChatGPT eğitiminin bir yıl boyunca ABD’de 120 hanenin kullandığı enerjiyi kullanabileceği iddia ediliyor.

Bundan sonra şirketlerin enerji kullanımları konusunda tamamen şeffaf ve hesap verebilir olması çok önemli olacak. Diğer yandan, iklimle ilgili dezenformatif bilgilerin dolaşımını izleyen güvenlik önlemlerinin de olması gerekiyor.

Geçen hafta Avrupa Parlamentosu, dünyada yapay zeka kullanımına ilişkin kurallar getiren ilk yasal düzenleme olan Avrupa Yapay Zeka Yasası’nı onayladı. Yasa; su, enerji, yargı, güvenlik, sağlık ve biyometri gibi yaşamsal öneme sahip alanları yönetmek için kullanılan yapay zeka sistemleri için de düzenlemeler içeriyor. Sağlık, güvenlik, temel haklar, çevre, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne yönelik önemli potansiyel zararların önüne geçilmesi için bu alanlarda kullanılacak yapay zeka uygulamalarına ayrıntılı belgeler, net kullanıcı bilgileri, insan gözetimi gibi katı koşullar getiriliyor.

Yasanın onaylanmasının hemen ardından Avrupa Komisyonu; Bing, Facebook, Google Search, Instagram, Snapchat, TikTok, Youtube ve X’ten bazı taleplerde bulundu. Komisyon, özetle bu platformların hizmetlerinde üretken yapay zeka ile bağlantılı riskleri nasıl azalttıkları hakkında daha fazla bilgi istedi.

Üç başlıkta toplanan bu bilgiler, “hallucinations” olarak nitelendirilen yapay zeka sistemlerinin gerçekte varolmayan veya mevcut verilere dayanmayan “sallama” bilgiler, deep fake’lerin viral olarak yayılması ve seçmenleri yanıltabilecek hizmetlerin otomatikleştirilmiş manipülasyonu olarak sıralandı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

🧠 Dünyanın sonu senaryoları: İklim krizi mi, yapay zeka mı?

Yapay zekanın insanlar nezdinde çığır açan pek çok etkisi var. Peki iklim krizinde teknolojik gelişmelerin, özellikle de yapay zekanın etkisi ne olacak?

23 Mar 2024

Pluxee ile birlikte
Dünyanın sonunu iklim krizi mi yoksa yapay zeka mı getirir?

YAZARLAR

Pelin Cengiz

Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR