

Kariyerinizde yeni yıl hedefleri: BMI Business School Bugün 6 Aralık, yeni yıla tam olarak 25 gün kaldı. Aralık ayı yeni yıl hedeflerini belirlemek, beklentileri sıralamak, yeni yollar seçmek için yılın en uygun zamanı olma özelliği taşıyor. Yeni yılda kariyerinde bir adım öteye geçmek, uzmanlığını ya da liderlik becerilerini geliştirmek isteyen profesyonellere 2022 planlarını yaparken BMI Business School’u incelemelerini öneriyoruz. Nedir? Türkiye'nin lider iş okulu BMI Business School; düzenlediği uzmanlık eğitimleri, yönetici eğitimleri, zirveler, konferanslar ve kurumlara özel tasarladığı eğitim çözümleriyle Türkiye'de iş dünyasına birey, kuruluş ve sektör bazında katma değer sağlıyor. 16 yıllık deneyimiyle şimdiye dek genel katılıma açık 720'yi aşkın sertifika programı tamamlayan, bu eğitimlerde 12 bini aşkın mezun veren ve 260'ın üzerinde eğitmen ve akademisyenle çalışan BMI Business School; iş dünyası ve akademi arasında bir köprü vazifesi üstleniyor. Takvim: BMI Business School’un sektör profesyonelleriyle, yönetim danışmanlarıyla ve IAE Paris Sorbonne, London School of Economics, Mannheim Business School gibi önde gelen okullarla iş birliği yaptığı eğitimleri aralık boyunca ve 2022’de de hız kesmeden devam ediyor. Ayrıntılar ve kayıt için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Son bir hafta, Türkiye ekonomisi için oldukça hareketli geçti. Türk lirasının dolar karşısında değer kaybı, kasım ayında %15 olurken yıllık bazda %45’e ulaştı. Aralık ayının ilk günleri de “faizleri düşük tutarak ekonomik büyümeyi ve ihracat potansiyelini rekabetçi kur ile sağlamak” yönündeki yeni ekonomi politikasının devam edeceğini gösterdi.
Peki, geçen hafta neler yaşandı?
30 Kasım Salı: Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2021’in 3. çeyreğine ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) verilerini açıkladı. Verilere göre Türkiye ekonomisi, bir önceki yılın aynı dönemine göre %7,4; çeyreklik bazda ise %2,7 büyüdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, akşam saatlerinde katıldığı bir televizyon programında “faiz indiriminde kararlılık” vurgusu yaparken dolar/TL kuru, 13,95 seviyesini gördü.

Hazırlayan: Taylan Kurt
1 Aralık Çarşamba: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), "Döviz kurlarında görülen sağlıksız fiyat oluşumları nedeniyle piyasaya satım yönünde doğrudan müdahale edilmektedir," açıklamasında bulundu. TCMB, en son 2014 yılında 3,15 milyar dolarlık satışla piyasaya doğrudan müdahale etmişti.
- Müdahale esnasında hızla 12,42’ye kadar gerileyen dolardaki düşüş, kalıcı olmadı. Aynı saatlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, grup toplantısında “Kur dediğin, enflasyon dediğin bugün artar yarın düşer,” açıklamasında bulundu. Türk lirası, dolar karşısındaki kazanımının büyük bir kısmını yaklaşık 45 dakika içerisinde geri vererek 13 seviyelerinin üzerine çıktı.
2 Aralık Perşembe: Resmî Gazete’de yayımlanan kararla Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine “görevden affını isteyen” Lütfi Elvan yerine Nureddin Nebati atandı. Nebati, atanmadan bir hafta önce Twitter’da düşük faiz merkezli yeni ekonomi modelini savunan bir paylaşım yapmıştı.
3 Aralık Cuma: TÜİK, tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) Kasım 2021’de yıllık bazda %21,31, aylık bazda %3,51 arttığını açıkladı. Üretici enflasyonu (Yİ-ÜFE) ise yıllık %54,62, aylık %9,9 arttı. Böylece, üretici ile tüketici enflasyonu arasındaki makas, 33,31 puana çıktı.
- Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise TÜFE’yi yıllık %58,65; aylık %9,91 olarak ölçümledi.
Türkiye, Çin olabilir mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonominin genel geçer teorisine aykırı olmasına rağmen “Faiz sebep, enflasyon neticedir,” söylemini her fırsatta yenilemeye devam ediyor. Bu görüşe göre, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına yer yok. Hükümet, TL’de değer kaybına yol açan düşük faiz politikasının, Türkiye’de üretim ve ihracatı artıracağını ve ülkeyi yabancı yatırımcılar için cazip bir konuma getireceğini savunuyor. Bu politikanın en büyük dayanak noktası ise Çin örneği.
Çin’in dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelmesinde, düşük maliyetlerle yabancı yatırımcıların ilgisini çekmesi ve üretim kapasitesini artırması büyük rol oynuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çin modelini işaret ederek Türkiye’nin AB gibi pazarlara daha yakın olması sebebiyle “daha avantajlı” olduğunu iddia ediyor. Bu anlayışa göre; ucuz iş gücü sayesinde ülkede malları ucuza üretip Avrupa’ya satarak döviz girdisi sağlanabilir ve ihracat destekli büyüme desteklenebilir. Fakat uzmanlar, her ülkenin kendi şartlarında değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.
"Evet, Türkiye'nin Avrupa'da en ucuz işgücüne sahip ülke olmasını bazı yatırımcılar değerlendirmek isteyebilir. TL'deki değer kaybı, bazı yabancı yatırımcıların çok kârlı Türk varlıklarına ilgisini artırabilir. Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kabul etmek istemediği nokta şu: TL'deki değer kaybı çok ciddi fiyat artışına yol açıyor, enflasyonu yükseltiyor. Uzun vadede bu şirketlerin kârlı olmaya devam etmeleri ihtimali azalıyor.” - Prof. Dr. Erdal Yalçın / Konstanz Üniversitesi öğretim üyesi
“Türkiye herhangi bir ülke olmaz, kendisi olur; ancak başarılı modellerden öğrenmesi gereken şeyler olabilir. Çin’in dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmasında üretimin etkisi büyük. Üretim, elbette bir anda gerçekleşmiyor. Öncelikle sanayi ve altyapıya yatırım yapılması gerekmekte. Altyapı söz konusu olduğunda özellikle lojistik ilerleme sağlanmalı. Yani fabrikayı kurduğunuz zaman o fabrikanın limana, tren yoluna bağlanması gerekiyor ki ürettiğiniz ürünleri satabilesiniz.” - Dr. Altay Atlı
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye ekonomisinde geçen hafta neler yaşandı? Küresel çapta yüksek enflasyon kalıcı mı, geçici mi? Twitter CEO'su Jack Dorsey'in istifa mektubu, şirketlerin kurucuların etkisinden kurtulması hakkında neler söylüyor?
06 Ara 2021

YAZARLAR

Nurefşan Kutlu
Business Editor

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.




