

Yatırım Finansman , müşterilerine birbirinden özel kampanyalar sunuyor.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Merkez bankalarının faiz oranlarını artırma konusundaki sarsılmaz kararlılığı gerçekten dikkat çekici. Enflasyonu dizginlemek adına, kendilerini kasıtlı olarak resesyona yol açacak -ya da resesyon gelirse daha da kötüleştirecek- bir yola soktular. Dahası, politikalarının neden olacağı dertleri açıkça kabul ediyorlar, her ne kadar bunun yükünü çekecek olanların Wall Street'teki dostları değil yoksullar ve dışlanmışlar olduğunu vurgulamasalar da. ABD'de bu dertlerin ceremesini orantısız bir şekilde dezavantajlı gruplar çekecek.
Roosevelt Enstitüsü'nün birlikte yazdığım yeni bir raporunun da gösterdiği gibi, enflasyondaki faiz oranına bağlı ekstra düşüşten elde edilecek faydalar, her halükarda gerçekleşecek olanlara kıyasla çok az olacaktır. Enflasyon zaten gevşiyor gibi görünüyor. Bir yıl önce -Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden önce- iyimserlerin umduğundan daha yavaş ılımlılaşıyor olabilir ;ancak yine de ılımlılaşıyor ve iyimserlerin bu belirttiği aynı nedenlerden dolayı gerçekleşiyor. Örneğin, bilgisayar çipi sıkıntısının neden olduğu yüksek otomobil fiyatları, sektördeki darboğazlar çözüldükçe düşecekti. Bu gerçekleşiyor ve otomobil stokları gerçekten de artıyor.
İyimserler ayrıca petrol fiyatlarının artmaya devam etmek yerine düşmesini bekliyordu; bu da tam beklentilere uygun biçimde gerçekleşti. Aslında, yenilenebilir enerji kaynaklarının azalan maliyeti, uzun vadede petrol fiyatının bugünkü fiyattan bile daha düşük olacağı anlamına geliyor. Yenilenebilir enerjiye daha önce geçmemiş olmamız utanç verici. Fosil yakıt fiyatlarının değişkenliğinden çok daha iyi izole olurduk ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Suudi Arabistan'ın savaş çığırtkanı, gazeteci katili lideri Veliaht Prens Muhammed bin Selman gibi petro-devlet diktatörlerinin kaprislerine karşı çok daha az savunmasız olurduk. Her iki liderin de ekim ayı başında petrol üretimini keskin bir şekilde kısarak ABD'deki 2022 ara seçimlerini etkileme girişimlerinde başarısız olduklarına şükretmeliyiz.
İyimser olmak için bir başka neden de fiyatların maliyetleri aştığı miktar olan fiyat artışlarıyla ilgilidir. ABD ekonomisinde tekelleşmenin artmasıyla birlikte fiyat artışları yavaş yavaş yükselirken, Covid-19 krizinin başlangıcından bu yana yükselişe geçti. Ekonomi pandemiden (ve umarız ki savaştan) tam olarak çıktıkça bu artışların azalması ve böylece enflasyonun ılımlı hale gelmesi bekleniyor. Evet, ücretler geçici olarak pandemi öncesi döneme göre daha hızlı artıyor, ancak bu iyi bir şey. Eşitsizlikte büyük bir seküler artış olmuştur ve işçilerin reel (enflasyona göre ayarlanmış) ücretlerindeki son düşüş bunu daha da kötüleştirmiştir.
Roosevelt raporu ayrıca bugünkü enflasyonun aşırı pandemi harcamalarından kaynaklandığı ve enflasyonu düşürmenin uzun bir yüksek işsizlik dönemi gerektirdiği argümanını da ortadan kaldırmaktadır. Talep kaynaklı enflasyon, toplam talep potansiyel toplam arzı aştığında ortaya çıkar. Ancak çoğunlukla bu gerçekleşmiyor. Bunun yerine, pandemi çok sayıda sektörel arz kısıtlamasına ve talep kaymalarına yol açtı ve bunlar - uyum asimetrileri ile birlikte - fiyat artışlarının temel itici güçleri haline geldi.
Örneğin, bugün pandemi öncesinde olması beklenenden daha az Amerikalı olduğunu düşünün. Trump dönemi Covid-19 politikaları ABD'de bir milyondan fazla insanın can kaybına katkıda bulunmakla kalmadı (ve bu sadece resmi rakam), aynı zamanda yeni kısıtlamalar ve genel olarak daha az misafirperver, daha yabancı düşmanı bir ortam nedeniyle göç de azaldı. Dolayısıyla kiralardaki artışın itici gücü konut ihtiyacındaki büyük artış değil, insanların (özellikle teknoloji sektörü çalışanlarının) ikamet ettikleri yeri değiştirebilmelerine imkan tanıyan, uzaktan çalışmaya geçişin yaygınlaşması oldu. Artan sayıdan çalışan taşındıkça, kiralar ve konut maliyetleri bazı bölgelerde artarken, bazılarında düştü. Ancak talebin arttığı yerlerdeki kiralar, talebin düştüğü yerlerdeki kiralardan daha fazla artmıştır; dolayısıyla talep kayması genel enflasyona katkıda bulunmuştur.
Elimizdeki büyük politika sorusuna geri dönelim. Daha yüksek faiz oranları otomobiller için çip arzını ya da petrol arzını (bir şekilde Suudi Prensi Selman'ı daha fazla arz etmeye ikna ederek) artıracak mı? Küresel gelirleri insanların diyete başlamalarına neden olacak kadar düşürmek dışında gıda fiyatlarını düşürecek mi? Tabii ki hayır. Aksine, daha yüksek faiz oranları arz sıkıntısını hafifletebilecek yatırımları harekete geçirmeyi daha da zorlaştırır. Hem Roosevelt raporunun hem de Brookings Enstitüsü'nde Anton Korinek ile birlikte daha önce hazırladığımız raporun gösterdiği gibi, yüksek faiz oranlarının enflasyonist baskıları artırmasının başka birçok yolu vardır.
İyi yönlendirilmiş mali politikalar ve daha ince ayarlanmış tedbirler, günümüz enflasyonunu kontrol altına alma konusunda kör ve potansiyel olarak ters etki yaratan para politikalarından daha fazla şansa sahiptir. Örneğin, yüksek gıda fiyatlarına verilecek uygun yanıt, çiftçileri daha fazla üretmeye teşvik etmek yerine onlara üretmemeleri için ödeme yapan ve on yıllardır uygulanan tarımsal fiyat destekleme politikasını tersine çevirmektir.
Aynı şekilde, haksız piyasa gücünden kaynaklanan fiyat artışlarına verilecek uygun yanıt, daha iyi bir tekel karşıtı uygulamasıdır ve yoksul hanelerin daha yüksek kiralarını düşürmenin yolu yeni konut yatırımlarını teşvik etmektir; oysa yüksek faiz oranları bunun tam tersini yapar. Eğer bir işgücü açığı varsa (bunun belirtisi reel ücretlerin artmasıdır, yani şu anda gördüğümüzün tam tersi); buna verilecek bir yanıt da çocuk bakımının artırılması, göçmenlik yanlısı politikalar, ücretleri artıracak ve çalışma koşullarını iyileştirecek önlemleri içermelidir.
On yılı aşkın süredir devam eden aşırı düşük faiz oranlarının ardından faiz oranlarını "normalleştirmek" mantıklıdır. Ancak enflasyonu hızlı bir şekilde kontrol altına almak gibi ikiyüzlü bir girişimle faiz oranlarını bunun ötesine yükseltmek sadece şu anda yalnızca acı verici olmakla kalmayacak, özellikle de bu kötü tasarlanmış politikaların yükünü en az çekebilecek olanlar üzerinde uzun süreli izler bırakacaktır. Buna karşın, burada açıklanan mali ve diğer müdahalelerin çoğu, enflasyon beklenenden daha sakin seyretse bile uzun vadeli sosyal faydalar sağlayacaktır.
Psikolog Abraham Maslow'un ünlü bir sözü vardır: "Elinde çekiç olan bir adama her şey çivi gibi görünür." Fed, sırf elinde bir çekiç var diye ekonomiyi tarumar etmese iyi olur.
Nobel ekonomi ödüllü Joseph E. Stiglitz, Columbia Üniversitesi'nde Üniversite Profesörü ve Uluslararası Kurumsal Vergilendirme Reformu Bağımsız Komisyonu üyesidir.
© Project Syndicate, 2022.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Joseph Stiglitz, merkez bankalarının mevcut politika setlerini eleştiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, faizleri artırmak yoluyla enflasyonla mücadele etme sisteminin beklentileri karşılamadığını ifade ediyor.
09 Ara 2022

YAZARLAR

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Hem Japonya’da hem de Amerika’da piyasaların merkez bankalarını faiz artırmaya zorladığı bir süreçten geçiliyor. Ancak tarih gösteriyor ki genellikle bu savaşın kazananı tahvil piyasaları oluyor. Bu nedenle önümüzde, faizlerle ilgili olarak piyasaların çok da sevmediği stresli bir sürecin içinde bulunduğumuzu bir kez daha görülüyor.

Türkiye ekonomisinin omurgası KOBİ'lerin ihtiyacı mali ve beşeri sermayedir. Bunun yolu da büyüme sermayesi ve profesyonelleşmeden geçmektedir. Ancak özel sermaye yatırımları Türkiye'de milli gelirin yalnızca %0,03'üne denk gelmekte. Avrupa'da ise bu oran %0,44. Çözüm, şirketlerimizi kurumsallaştıracak daha derin bir özel sermaye piyasasından geçmektedir.

Uzun vadeli devlet tahvili getirileri dünyanın neredeyse her yerinde aynı anda zirvelere ulaşıyor. Getiri eğrisinin uzun tarafı son dönemlerde çokça dikkat çekmeye başladı. Ancak tahvillerdeki bu hareket, klasik “resesyon korkusu” hikayesine pek benzemiyor.

TCMB ile piyasa, enflasyonun düşmeye devam edeceği konusunda aynı yönde düşünürken, bu düşüşün hızında ayrışıyor. Merkez Bankası 2027 için daha hızlı bir dezenflasyon patikası öngörürken, piyasa enerji, gıda, kamu fiyatlamaları ve maliye politikası gibi belirsizlikler nedeniyle hedefe ulaşmanın daha uzun süreceğini fiyatlıyor.

Ankara’nın savunma ve havacılık ihracatı son yıllarda hızla arttı. Temmuz ayında düzenlenen NATO Ankara Zirvesi’nde üye ülkeler farklı askerî ihtiyaçlar için 50 milyar doların üzerinde yeni alım programı açıkladı. Ankara Sanayi Odası (ASO), “2026 NATO Ankara Zirvesi ve Ankara Sanayisinin Yeni Konumu: Mülkiyetten Kapasiteye” başlıklı raporunda Ankara’daki şirketlerin bu alımlara hazırlanabilmesi için hangi şartların ölçüleceğini ve önümüzdeki bir yılda hangi çalışmaların yapılması gerektiğini inceliyor.



