35. Ankara Film Festivali günlüğü

Mukadderat’tan Shrouds’a, Ankara Film Festivali’nden altı filme dair notlar.
35. Ankara Film Festivali günlüğü

15 Kasım - Odeabank - Duende
Odea ile birlikte

Halka mâl olmuş sanatçılar da halka arz olmuş şirketler de Odea Radyo’da Müzik ve yatırım dünyasını buluşturan Odea Radyo , bu buluşmanın ortak noktalarına dikkat çeken esprili tanıtım kampanyası ile de dikkatleri üzerine çekiyor. Swift denilince aklınıza popüler pop şarkıcısı değil döviz mi geliyor? Halka mal olmuş sanatçılar kadar halka arz olmuş şirketleri de mi merak ediyorsunuz? O zaman sizi müzik ve yatırım ekseninde şekillenen özel bir radyoya, Odea Radyo’ya davet ediyoruz. Odea Radyo’da, uzman ekonomistler tarafından hazırlanan eğitici ve keyifli programlarla tanışarak yatırıma dair bilginizi artırırken, aynı zamanda günün koşturmacasından uzaklaşarak müziğin keyfine de varmak isterseniz günün dilediğiniz zamanında Odea Radyo ’ya kulak verebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

7 Kasım’da başlayan 35. Ankara Film Festivali, bu geceki kapanış ve ödül töreniyle sona eriyor. Festivale ayırdığım ve Ankara’da bulunduğum üç gün bu tarihlerin tam ortasına denk geldiğinden, Müjdat Gezen, Şefika Kutluer, Kurtuluş Özyazıcı, Selda Taşkın ve Berkay Ateş’in özel ödüllerinin takdim edildiği açılış gecesini YouTube’dan izledim. Senin de, özellikle “Sinema mücadelemizdir, inadımız mücadelemizdir” diyen ve ödülünü “mücadele eden ve inatçı olan bütün sinemacılar adına kabul eden” Berkay Ateş’in konuşmasını buradan izlemeni öneriyorum.

Ulusal Uzun Film Yarışması

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Ankara Film Festivali

Festivalin Ulusal Uzun Film Yarışması’ndaki 10 filmden büyük çoğunluğunu Adana ve İstanbul’daki festivallerde izleme fırsatı bulmuştum. Bunlardan Büyük Kuşatma’nın yönetmeni Sinan Kesova ile Ayvalık’taki söyleşimizi buradan okuyabilir, Gecenin Kıyısı, Hakkı, Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri ve Ölü Mevsim’e dair kısa yorumlarımı burada bulabilirsin. Bu filmlerin hemen hemen hepsinin Ankara’daki yarışmanın da iddialıları arasında yer aldığını söylemeliyim. 

Döngü | Kaynak: Ankara Film Festivali

Ankara’nın ulusal uzun metraj yarışmasında ilk kez izlediğim filmler ise Döngü, Fidan, Gülizar ve Mukadderat oldu. Erhan Tahhuşoğlu, Döngü ile ilk filmi Koridor’un çok ötesine geçmiş. Sınıf çatışmasını sessiz ve pasif gerginliklerle anlatan senaryosu, arabuluculuk pozisyonunun bireyde yarattığı buhranı da iyi işliyor. Başroldeki Serpil Gül’ün performansı da çok doğal ve ölçülü. 

Ülkemizde kadınların başına hiçbir şey gelmiyormuş gibi kadın karakterini gelin gittiği Kosova’da saldırıya uğratan, diyalog yazımındaki eksikliğini uzun ve sessiz bakışmalarla doldurmaya çalışarak televizyon dizilerine özenen Gülizar (yön. Belkıs Bayrak) ile iyi oyuncularını ve düzeyli senaryosunu teknik becerilerini gereğinden fazla sergileyerek heba eden, dramatik müziğe ve dönen kameraya doyuran Fidan’ı (yön. Ayçıl Yeltan) ise yarışmanın en zayıf filmleri olarak not ettim. 

Mukadderat | Kaynak: Ankara Film Festivali

Yeni izlediklerim arasında Mukadderat’ın öne çıktığını ve hem Antalya Altın Portakal Film Festivali hem de Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi Film seçilmeyi hak ettiğini düşünüyorum. Öncelikle, LCV ve On Saniye gibi tek mekanda geçen veya tiyatro uyarlaması senaryolarına alıştığımız Erdi Işık’ın kendi ailesinden ve memleketi Cide’den beslendiği oldukça kişisel bir senaryo var bu kez karşımızda. 

Film, eşinin ölümünün hemen ardından büyük bir yaşama sevinciyle ve yeni bir hayata başlama hevesiyle dolup taşan ve bu yüzden hem yaşadığı küçük yerdeki toplumun hem de öz evlatlarının tepkisiyle karşılaşan bir kadının başardıklarını konu alıyor. İlk filmini çeken yönetmen Nadim Güç ise bu senaryoyu Türkiye sinemasının geçmişine ve yakın geçmişine verdiği referanslarla zenginleştirmiş, hayatın içinden karakterleri Yeşilçam filmlerinin pozitifliği ve birlik duygusuyla yoğurmuş. Mukadderat’ı bu seneki sinemamızın öne çıkan filmleri arasında anacak olmamın nedenlerinden biri yaygın akım sinema ve bağımsız sinemaya eşit mesafede durması, diğeri ise Nur Sürer’in oyunculuğu. Abartı ya da karikatürize bir oyunculuğa çok elverişli bir karakteri olabildiğine doğal ve etkileyici bir şekilde canlandırmış Sürer’e Aslıhan Gürbüz ve Osman Sonant da uyumla eşlik ediyor. “Elalem ne der” düşüncesinin bireylerin özgürleşmesini ve kendi olmasını engellediği bir toplumda, böyle umut veren hikayelere ve mutlu sonlara daha çok ihtiyacımız var.

Büyük Kuşatma | Kaynak: Ankara Film Festivali

  • Nerede izleyebilirsin? Ulusal Uzun Film Yarışması’ndaki filmlerden Mukadderat’ın 29 Kasım’da, Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri’nin 13 Aralık’ta, Fidan’ın 10 Ocak’ta, Gecenin Kıyısı’nın 4 Nisan’da gösterime girmesi, Büyük Kuşatma’nın ise kasım ve aralık aylarında özel gösterimlerle izleyiciyle buluşması planlanıyor.

Dünya Sineması

Festivalin iki başlık hâlinde toplanmış (Dünya Festivallerinden ve Bir Kadın Filmi) ve ayrıca François Truffaut klasiklerinin eşlik ettiği Dünya Sineması bölümleri, kısa bir süre önce Filmekimi’nin Ankara’ya uğraması nedeniyle sanırım, geçen seneye kıyasla zayıftı. Önceden izlediklerimden All We Imagine As Light, The Seed of the Sacred Fig, Three Kilometers to the End of the World ve Toxic’i bu vesileyle bir kez daha önermiş olayım. Merak ettiklerimden Another End, April ve When It Melts’i ise Ankara’da bulunduğum tarihlerde gösterimleri olmadığından ne yazık ki izleyemedim.

Zamora | Kaynak: Ankara Film Festivali

Ulusal yarışma filmleri dışında izlediğim iki filmden biri olan Zamora, İtalya’daki yaygın akım komedi filmlerindeki oyunculuğuyla tanınan Neri Marcorè’nin yönetmenliğini üstlendiği ilk uzun metrajlı film. 1960’ların İtalya’sında geçen film, ülkenin neredeyse tüm erkeklerinin ve birçok kadınının tutkunu olduğu futbola zerre ilgi duymayan bir genç adamın yeni bir iş için büyük şehre (Milano) taşındıktan sonra zoraki bir şekilde içindeki yıldız kaleciyi keşfetmesini konu alıyor. 

Tıpkı filmin esas karakteri Walter gibi benim de çocukluğumda, ergenliğimde ya da yetişkinliğimde futbola zerre ilgim olmadı. Buna rağmen Zamora’yı büyük bir keyifle izledim. Bu ciddi bir drama olsa, filmin futbol dayatmasına boyun eğen karakterine ya da erkek egemen toplumun yarattığı erkeklik kalıplarının birey üstündeki olumsuz etkilerini görmezden gelmesine dair söyleyeceklerim olurdu. Ama Zamora yürek ısıtan, eğlenceli bir dönem filmi. İyimserliğini, naifliğini ve şirinliğini, futbola ilgi duy ya da duyma, seveceksin.

The Shrouds | Kaynak: Ankara Film Festivali

Body-horror türü denince akla gelen ilk isimlerden ve sevdiğim yönetmenlerden David Cronenberg’in geçen aylarda Cannes Film Festivali’nde yarışmış The Shrouds’unu da Ankara’da izleme fırsatı buldum. Film, ölü bedenlere giydirilen teknolojik kefenler aracılığıyla ölümden sonra gözlem fikrine dayalı bir neo-mezar sistemi geliştiren, kendisi de yakın bir zamanda kaybettiği eşinin çürüyen bedenine saplantılı bir şekilde bağlı bir adamı merkezine alıyor. Vincent Cassel’in (oyuncunun yönetmenin kendisine olan fiziksel benzerliği şaşırtıcı) canlandırdığı Doğu Avrupa kökenli Karsh’ın ve şirketinin etrafında dolanan kara bulutların paranoya ya da komplo teorilerinin ürünü mü olduğunu yoksa gerçek mi olduğunu film boyunca anlayamıyoruz; gerilim ve gizem de buradan kaynaklanıyor. 

Oldukça ilginç bir fikrin Cronenberg sinemasından beklenmedik bir vasatlıkta uygulanması yetmiyormuş gibi, kadın bedeninin mütemadiyen ve lüzumsuzca objeleştirildiği sahneler birbiri ardına akıp gidiyor. Son yıllarda önümüze ilginç fikirlerin hayal kırıklıklarına dönüştüğü filmler koyan “büyük yönetmenler” arasına Cronenberg de adını yazdırıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🍎 The Room Next Door, Ankara Film Festivali

Pedro Almodóvar’ın son filmi “The Room Next Door”, Ankara Film Festivali’nden notlar...

15 Kas 2024

Odea ile birlikte
The Room Next Door | Kaynak: IMDb

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Elif Bayram

·

02 Eki 2026

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eki 2026

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Yaren Serra Akgün

·

29 Eyl 2026

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.

Müge Turan

·

28 Eyl 2026

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'