Beslenme devrimi: Sömürgeleştirilmemiş bir mutfak

Şef ve gastronomi antropoloğu Claudia Serrato, daha adil bir dünya için yeme alışkanlıklarını bağımsızlaştırıp diyetini dönüştürüyor.
Beslenme devrimi: Sömürgeleştirilmemiş bir mutfak

31 Mayıs - Zorlu Holding - Exante
Zorlu Holding ile birlikte

Zorlu Holding için işin geleceği sürdürülebilirlik

Zorlu Grubu tüm faaliyetlerini Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı (SKA) rehber alan Akıllı Hayat 2030 sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda eşit, kapsayıcı, adil ve akıllı bir gelecek için benimsediği “sorumlu…

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Her şey [Meksika’nın] sömürgeleştirilmesiyle başladı. İspanyol halkının çoğunluğu, Tanrı öyle tercih ettiği için, et temelli bir diyetin üstün olduğu düşüncesiyle geldi. Bu özel proteinler açısından yoğun olmayan gıdaların düşük kalite olduğu fikrine sahiptiler. Bu tür gıdaların hiçbir değeri yoktu —tıpkı kadınlar gibi. Bu yüzden bu gıdaların feminen olduğu kabul edildi.

— Claudia Serrato

Kültürlerin, bölgelerin ve toplumların, sömürgeci etkilerin ve kontrolün sınırlamalarından nasıl kurtulduğunu hiç merak ettiniz mi? Sömürgesizleştirme veya decolonization, tam olarak bu dönüşümü ifade ediyor. Tarihte çeşitli bağlamlarda karşımıza çıkan bu kavram, en edebî hâliyle bir ülkenin, sömürgeci bir gücün gölgesinden sıyrılarak özgür ve bağımsız bir devletin doğuşunu işaret ediyor. Bu  dönüşüm, toplumların ve kültürlerin öz kimliklerini yeniden kazanmaları ve egemenliklerini tamamen ellerine almaları anlamına geliyor. 

Sömürgesizleştirme veya bağımsızlaştırma, daha geniş bir perspektiften bakıldığında tipik bir senaryoyla ilerliyor—düşünün, diliniz, sanatınız, eğitim sistemleriniz ve hatta bilinciniz, tarihin belli bir döneminde sömürgeleştirme sürecinin uzantısı bir durum olarak size ait olmaktan çıkmış.

Prens Charles, Özbekistan’da yerel peynirlerden tadıyor, 1996
Fotoğraf: Tim Graham Photo Library, Getty Images


İşte tam olarak burada bağımsızlaştırma devreye giriyor; toplumları ve bireyleri bu süreçten çıkararak, özgün kültürel kimliklerini yeniden kazanmalarına yardımcı oluyor.

Editörün notu: Yazının bu noktasından sonra sömürgesizleştirme veya decolonization, anlamı daha dolaysız verdiği için, bağımsızlaştırma olarak geçiyor.

Bağımsızlaştırmanın önemi

Bağımsızlaştırma terimi, sadece toprakları ve kaynakları geri almak anlamında kullanılmıyor; aynı zamanda dilimizi, kültürel ifadelerimizi, bilincimizi ve hatta yeme alışkanlıklarımızı geri kazanmak anlamına da geliyor. Bu süreç, adaleti sağlama, yanlışları onarma ve tarihsel haksızlıkları tanıma ihtiyacını içeriyor. Dolayısıyla sömürgeciliğin derin etkilerini yenmek ve daha adil ve eşit bir dünya inşa etmek için, bağımsızlaştırmanın kritik bir adım olduğunu dile getirebiliriz.

Gastronomi antropoloğu Claudia Serrato, göçmen dedesinin yerli bir diyetten daha “modern” bir Amerikan diyetine geçtiğinde kalp sorunları ve diğer gıdalarla ilgili hastalıklardan muzdarip olduğunu görmüş. Böylece yeme alışkanlıklarındaki sömürgeci zihniyeti sorgulamaya ve onları bağımsızlaştırmanın yollarını aramaya başlamış. O hâlde acaba yeme alışkanlıklarımızı sömürgeciliğin mirasından nasıl uzaklaştırabiliriz?

San Cristóbal de las Casas, Chiapas, Meksika
Fotoğraf: Artur Widak/NurPhoto, Getty Images


Yeme alışkanlıklarımızı yeniden yerelleştirmek

Günlük öğünlerine sömürgeleştirilmemiş malzemeleri ve yerel ürünleri dâhil etmek için yoğun çaba harcamak, Serrato’nun yöntemlerinden biri. Bu hareket, yavaşlamak anlamına geliyor. Dolayısıyla bir tabak, yalnızca bir öğün olmanın da ötesine geçiyor; bu düşünce süreci, baskıcı, şiddete eğilimli ve sürdürülemez bir gıda sistemiyle mücadele etmenin de bir yolu. Şef, mutfakta yarattığı bu devrimle, hem geçmişini onurlandırıyor hem de beslenme ve yiyecek ekosistemindeki adaletsizliklere karşı direniyor.

Bir şefin mutfağını bağımsızlaştırma yolculuğu: Meksika-Amerikalı şef, ağırlıklı olarak bitkisel bazlı bir diyetle büyüdüğünü ve yemeklerinde bolca nopal (kaktüs) kullandığını anlatıyor. Nopal, büyükbabasının doğduğu Zacatecas, Meksika’da yaygın bir besin olduğu gibi, bu hikâyede büyükbabasının baskınlığı hakkında önemli bir ipucu da sağlıyor.

Meksika’dan ABD’ye: Büyükbabası, ABD’ye göçtükten sonra topluma daha ait hissedebilmek için diyetine daha fazla gıda eklemeye başlamış. Bu değişikliğin yaşının da ilerlemesiyle onda kalp sorunlarına neden olduğunu görünce Claudia da “Meksika yemekleri”ne ve Meksika kültürüne bakışını sorgulamaya başlamış.

İspanyol sömürgeciliğinin etkileri: Okulda öğrendiği birçok tarifin, İspanyol sömürgeciliği sonucu ortaya çıktığını belirten şef, kökeni Zacatecas, Michoacán ve San Luis Potosí’den gelen yerli gıdaların, İspanyol yemek kültürü tarafından etkilendiğini fark etmiş.

Christopher Columbus, 1900, “Yeni Kıta”ya varıyor , 1900
Kaynak: GraphicaArtis/Getty Images


Şef Claudia Serrato’nun yöntemleri

Yavaşlamaya ve kendi içinde bağımsızlaştırmaya geçmeden önceki araştırma süreci, tarihsel süreci irdelemekten de geçiyor. Bu yazıda yolculuğuna odaklandığımız Claudia Serrato da bunun sonucunda Meksika ve Kuzey Amerika’ya (Kaplumbağa Adası) özgü ne tür gıdalar olduğunu ve hangi gıdaların sonradan tanıtıldığını merak etmeye başlamış. Bu, yoğun bir araştırma sürecinden sonra diyetini “yerli vegan” (indigenous vegan) olarak değiştirmiş.

Cherríe Moraga’nın Queer Aztlán’daki bir yazısını okurken sömürgecilikle ilgili bir “aydınlanma anı” yaşadığını ifade ediyor:

Vücudumun hâlâ sömürgeleştirildiğini ve bu sömürgecilik sürecine, sömürgeci işi yapan gıdaları tüketerek katkıda bulunduğumu fark ettim. Kendi bedenimi geçilmemesi gereken bir sınır olarak kabul ettim ve sömürgeleştirilmeyi reddettim.

Nasıl?: Yerel ve sömürgeleşme döneminden gelmeyen gıdaları araştırmak, bir sürece dönüyor ve yeme alışkanlıkları, sömürge öncesi kültürel miras yemeklerine dönmeyi içeriyor. Mesela Claudia, tavuk, sığır eti, domuz etini; bu hayvanların süt ürünlerini ve buğday gibi sonradan tanıtılan gıdaları diyetinden çıkarması anlamına geliyor. Kendi kurtuluşunun bir parçası olması için iki adım mevcut:

  1. “Kendi kurtuluşumun bir parçası olarak mutfağı bir baskı alanlarından biri olarak görmeyi bıraktım ve orayı geri kazandım.”
  2. “Yerel, yöresel, organik, mevsimlik, sürdürülebilir ve ekolojik bir Mezoamerikan diyetini onurlandırmaya karar verdim.”

İleri okuma önerisi: Madeleine Gregory’nin Claudia Serrato’yla gerçekleştirdiği röportaj için burayı ziyaret edebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

🍴 Sömürgeleştirilmemiş bir mutfak: Beslenme alışkanlıkları nasıl bağımsızlaşır?

Gastronomi antropoloğu Claudia Serrato, “Yeme alışkanlıklarımızı sömürgeciliğin mirasından nasıl uzaklaştırabiliriz?” sorusuna odaklanıyor.

02 Haz 2023

Zorlu Holding ile birlikte
Kaynak: Pictures From History/Universal Images Group, Getty Images

YAZARLAR

Alara Demirel

ANGST editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Metin V. Bayrak

·

25 Eki 2026

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

Sinem Çelik

·

22 Eki 2026

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası
AngstAngst
∙

HİKAYE

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

Zeynep Erdoğan

·

18 Eki 2026

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine