Geleceğin yakıtı: Hidrojen


İncelikli ve ileri teknoloji lüksü keşfedin: Lexus "Otomobili işlevinin ötesine taşıyan, bir araçtan bir tutkuya dönüştüren nedir?" sorusuna vereceğimiz yanıt şüphesiz, marka olur. Markanın yarattığı deneyim, sunduğu ayrıcalıklar, peşinde koştuğu vizyon; müşteri için esas değeri yaratır. Türkiye’de lüksün tanımını yeniden yapan Lexus, sunduğu ayrıcalıklı deneyimle müşterilerine bu değeri vadediyor. Zira bu lüks anlayışındaki her ayrıntı, bir felsefe üzerine temelleniyor. Tasarım anlayışı ve Takumi zanaatkârlığı: Akıllı sadelik, ilgi çekici zerafet ve kusursuz öngörü. Lexus'un tasarım anlayışının temelini bu üç başlık oluşturuyor. Her Lexus modelinde standart olan üstün kalite ve işçilik ise Takumi zanaatkârlığıyla garanti altına alınıyor. Boyanın hatasızlığı, deri döşeme dikişlerinin kusursuzluğu gibi tüm ayrıntılar tek tek Takumi Ustalarının kontrolünden geçiyor. Omotenashi misafirperverliği: Japon kültürünün önemli bir parçasını oluşturan Omotenashi, Lexus'un da müşteri deneyimi anlayışının temelini oluşturuyor. Lexus, hem showroom'larında hem de otomobillerinde müşterilerine unutulmaz bir deneyim yaşatarak kendilerini evlerindeymiş gibi hissetmelerini sağlıyor. Tüm ayrıntıları düşünen Lexus, her müşterisine özel kişiselleştirilmiş deneyimler sunmayı hedefliyor. Hibrit teknolojisi: Tüm modellerinde hibrit motor seçeneği sunan tek premium marka olan Lexus'un kendi kendini şarj eden teknolojisi, yavaşlarken ve fren yaparken hibrit akünün kendisini şarj etmesini mümkün kılıyor. Benzin ve elektrik gücünü birleştiren bu teknoloji sayesinde çevre dostu, yakıt tasarruflu ve konforlu yolculuklar mümkün oluyor. Lexus Türkiye ayrıcalıkları: Türkiye’nin en geniş premium servis ağı, yüksek ikinci el değerinde geri alım garantisi, her müşteriye özel bir Lexus Bireysel Danışmanı, ihtiyaç hâlinde helikopterle teknisyen gönderimi, servis süresince ikame araç desteği, randevuyla 7 gün 24 saat showroom ziyareti, tatile uçakla giderken Lexus’ların gidilecek yere tırla transferi gibi ayrıcalıklı hissettiren birçok hizmet; Lexus Türkiye tarafından sağlanıyor. Lexus, bir otomobilden çok daha fazlasını vadediyor. Lexus’u ve ayrıcalıklarını keşfetmek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
“Geleceği hidrojenle besleyelim.” The Washington Post, tam 34 sene önce 6 Eylül 1987’de yayımlanan bir makalede bu başlığı kullanmış. Makalenin yazarı, başka bir makalesinde hidrojeni “yakılacak su” olarak nitelendirmiş. Son günlerde hidrojenin “geleceğin yakıtı” olduğuna dair yazılar ve söylemler gözüme çarpınca geçmişe doğru bir yolculuk yaptım. Hidrojenin “geleceğin yakıtı” olarak ilk etiketlenişi değil. Eminim son da olmayacak. Zira NASA’nın 1960’larda uzay kapsüllerinde elektrik üretmek için hidrojenle çalışan yakıt pillerini kullanmasından bu yana hidrojen, sık sık ülkelerin ve sektörlerin enerji sorununu çözmek için ortaya sürülmüş. Bugün ise değişen bir şey var: Tüm dünya iklim krizinin etkilerini derinden hissetmeye başladıkça net sıfır emisyonlu bir geleceğe yönelik yatırımlar artıyor. Bu da hidrojenin bu sefer gerçekten “geleceğin yakıtı” olma ihtimalini güçlendiriyor.
Hidrojen nedir, nasıl yakıta dönüştürülür?
Dünyada en çok bulunan elementlerden biri olan hidrojen, fosil yakıtlardan ziyade su gibi kaynaklardan elde edilen bir enerji biçimi. Dünyada yaşayan hemen hemen her canlı içinde bir miktar hidrojen barındırıyor; ancak iş saf hidrojen üretmeye gelince farklı enerji kaynaklarının kullanıldığı süreçlerden geçmek gerekiyor. Hidrojen üretme sürecini şu şekilde sıralayabiliriz:
- Sudan hidrojen elde etmek için sudaki oksijen ve hidrojeni birbirinden ayırmak gerekiyor. Bu işlemi gerçekleştirmek için elektroliz yoluyla elektrik akımı göndermek veya buhar yapılandırması yöntemi ile metan kullanmak gerekiyor.
- Saf hidrojen elde edildikten sonra direk yakılıyor veya bir yakıt hücresinde oksijenle tepkimeye sokularak yakıta dönüştürülüyor.
- Bu kimyasal tepkime sonucunda elektrik ve ısı üretilirken tek atık bir miktar su oluyor.
Uzmanlar, hidrojenin yenilenebilir enerji ile üretilmesi durumunda gerçekten “yeşil” bir enerji olduğunu kabul ediyor. Hidrojenin fosil yakıtlar kullanılarak da üretilebiliyor olması ise “temiz enerji” etiketine gölge düşürüyor.
Gri, mavi, yeşil?
Hidrojenin gri, mavi ve yeşil olmak üzere üç ayrı türü var. Geleceğin yakıtı olarak adlandırılan ve biraz önce üretim sürecini anlattığımız aslında rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kullanılarak üretilen yeşil hidrojen. Fosil yakıtlar kullanılarak üretilen gri ve mavi hidrojen ise günümüzde daha yaygın kullanılıyor.
Gri hidrojen, dünyada en çok kullanılan hidrojen türü. Genellikle kimya endüstrisinde gübre üretmek ve petrol arıtmak için kullanılan bu tür, doğal gazdan elde ediliyor ve üretim sürecinde fosil yakıtlar kullanılıyor. Yeşil hidrojene kıyasla daha ucuz olması gri hidrojenin tercih edilmesinde büyük bir etken; ancak üretim sürecinde oluşan karbondioksitin atmosfere salınması nedeniyle yeterince temiz bir enerji sayılmıyor.
Mavi hidrojene gelecek olursak; gri hidrojenle benzer bir üretim sürecinden geçen mavi hidrojen, görece daha çevre dostu. Zira üretim sırasında yayılan karbonun çoğu; karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojileri sayesinde yakalanarak atmosfere salınmıyor. Bu nedenle mavi hidrojen, daha düşük emisyonlu bir gaz olarak kabul ediliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yakın tarihli bir raporuna göre, 2020’de üretilen düşük karbonlu hidrojenin %95’i maviydi. Fakat çok da uzak olmayan bir gelecekte yeşilin maviyle rekabeti kızışacak gibi duruyor. IEA, 2030’a kadar yeşil hidrojen endüstrisinin gelişeceğini ve yeşil hidrojenin daha kolay ve erişilebilir olacağını öngörüyor. 2050 tahminleri ise şu şekilde: Ülkeler ve iş dünyası gerekli adımları atarsa tüm hidrojen üretimi içinde mavinin oranı %35, yeşilin ise %62 olacak.
Hidrojen devrimi yakın mı?
IEA’nın öngörülerine paralel bir şekilde Goldman Sachs, küresel yeşil hidrojen pazarının 2050’ye kadar 11 trilyon dolara ulaşacağını ve dünyanın enerji ihtiyacının %25’ini karşılayacağını tahmin ediyor.
2020’nin sonlarında dünyanın en büyük yedi hidrojen projesinin geliştiricisi bir araya gelerek “Yeşil Hidrojen Fırlatma Girişimi”ni (Green Hydrogen Catapult Initiative) kurdu. Yeni girişim; çelik üretimi, nakliye, kimya ve enerji dahil olmak üzere dünyanın en karbon yoğun endüstrilerinden kaynaklanan emisyonları azaltmaya yardımcı olacak yeşil hidrojen maliyetini kilogram başına 2 dolara düşürmeyi ve önümüzdeki 6 yıl içinde yeşil hidrojen üretimini 50 katına çıkarmayı hedefliyor.
Yeşil hidrojen maliyetleri, son 6 yılda yaklaşık %40 azaldı ve 2025’e kadar %40 daha azalacağı öngörülüyor. Şüphesiz ki; bu gelişmelerin arkasında teknolojik gelişmeler, artan yatırımlar ve hükümetler tarafından sürdürülen politikaların büyük bir rolü var. Bugüne kadar; Avustralya, Şile, Almanya, Japonya, Yeni Zelanda, Portekiz, İspanya ve Güney Kore gibi ülkeler ulusal hidrojen stratejilerini açıkladı. Avrupa Birliği, Yeşil Mutabakat (European Green Deal) kapsamında hidrojen üretimine 470 milyar avro yatırmayı planlıyor.
IHS Markit’in verilerine göre, yenilenebilir enerji ve elektroliz maliyetlerinin düşmesi ve hükümetlerin destekleyici politikaları, yeşil hidrojen üretimine yapılan yatırımların 2023’e kadar 1 milyar doları aşmasına neden olabilir. Bu haber, yeşil hidrojenin ağırlıklı olarak kullanıldığı ağır sanayi ve ulaşım sektörü için oldukça sevindirici. Zira bu sektörlerin enerji ihtiyaçları o kadar yüksek ki geleneksel yenilenebilir enerji türlerinin talebi karşılaması imkânsız. Dolayısıyla hidrojen, bu sektörlerde karbon emisyonunu düşürmek için tutunacak tek dal gibi görünüyor.
Yaklaşık 35 sene önce yazanlar da aynı şeyi mi düşünmüşlerdi bilmiyorum; ancak gelişen teknoloji ve hükümetler seviyesindeki stratejiler göz önüne alındığında kısa vadede elektriklendirmenin yönlendirdiği dekarbonizasyon çabalarına orta ve uzun vadede hidrojen öncülük edecek gibi duruyor. O zaman bir kez de biz söyleyelim: Hidrojenle beslenen bir gelecek yaklaşıyor, hatta geldi bile...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
26'ıncı BM İklim Değişikliği konferansının başlamasına sayılı günler kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paris Anlaşması'nın ekim ayında meclise sunulacağını açıkladı. Hidrojen devrimin yaklaştığına yönelik tartışmalar yeniden alevlendi.
24 Eyl 2021

YAZARLAR

Nurefşan Kutlu
Business Editor

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Hiçbir lider, sadece emeği ya da çalışkanlığıyla anılmaz. Liderleri akılda tutan, aldıkları kararlardır. İyi bir lider olmak için muhakeme becerisi gerekir. Bu beceri, yapay zeka çağında hemen hemen her seviyede çalışan için önemli bir kriter hâline geliyor.

2022-2023 yıllarında peş peşe gelen tavan serileriyle popülerleşen halka arz süreçleri, 2024-25 döneminde bir sakinleme dönemine girmiş olsa da içinde bulunduğumuz yılda tekrar hız kazandı. Yılbaşından bu yana toplam 28 şirket halka arz olurken, 120’den fazla şirket ise borsaya kote olabilmek için sıra bekliyor. Peki bu şirketlerin yönetim kurulları borsaya ne kadar hazır? ICCONSULTING Yönetim Kurulu Başkanı ve DataExpert Şirket Ortağı İzzet Çağlayan Aposto okurları için anlattı.

2009’da başlayan kriz sonrası Yunanistan’da kafe sayısının patlama göstermesini inceleyen bir bilimse makale, konaklama ve yiyecek sektöründe istihdam yüzde 87 artarken verimliliğin yüzde 41, reel ücretlerin ise yüzde 59 gerilediğin ortaya koydu. Türkiye’de de sayıları giderek artan kafe ve restoranlardaki doluluk aynı tartışmayı buraya taşıdı.

Yapay zeka, dünyayı daha önce eşi benzeri görülmemiş bir hızda değiştiriyor. Teknolojiyle etkileşime geçme biçimimiz kadar iş yapma şeklimiz, paraya ilişkin algımız ve toplumsal düzen de dönüşüyor. Alana yön veren teknoloji liderleri, bu teknolojinin yaratacağı düzenin nasıl görüneceğine dair birbirinden farklı gelecek senaryoları tasvir ediyor.

Almanya merkezli yemek teslimatı platformu Delivery Hero, yakın zamanda Uber'in satın alma teklifini kabul ettiğini duyurdu. Masaya konulan 14,8 milyar dolarlık teklif, ilk bakışta şirketin son yıllarda büyük bir atılım yaptığı teslimat pazarındaki yeni bir satın alım gibi görünse de aslında Uber’in yıllardır adım adım ördüğü çok daha büyük bir dönüşümün son halkasıydı.




