İklim Kanunu neden çıkmalı?

TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmekte olan İklim Kanunu teklifinin geri çekilmesi, Türkiye'nin iklim politikaları açısından önemli bir kırılma anı olabilir. Peki teklifin içeriğindeki eksikliklere ve katılımcılıktan uzak bir şekilde hazırlanmasına yönelik itirazlar, kanunun tamamen geri çekilmesine neden olursa bunu bir başarı saymalı mıyız?
İklim Kanunu neden çıkmalı?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülmekte olan İklim Kanunu teklifinin 15 Nisan 2025’te iktidar partisi tarafından geri çekilmesi, Türkiye’nin iklim politikaları açısından önemli bir kırılma anı olabilir.

İklim Kanunu, katılımcılıktan uzak bir şekilde hazırlanması, sera gazı azaltım hedefi içermemesi, emisyon ticaretine ağırlık vermesi gibi nedenlerle uzmanlar ve sivil toplum örgütleri tarafından uzun süredir eleştiriliyordu. Ancak Cumhur İttifakı normalde kanunu Meclis’ten geçirecek çoğunluğa sahipti. Buna rağmen kanun teklifini geri çekmelerini gerektirecek düzeyde bir kamuoyu tepkisi oluşmasında daha çok iklim inkarcılarının başlattığı “İklim Kanununa Hayır” kampanyasının etkili olduğu söylenebilir. 

Öncelikle, iklim kanununun tartışılması sırasında sosyal medyada ve Meclis'te dile getirilen, “Tarımı ve hayvancılığı bitirecekler”, “Enerjide dışa bağımlılık artacak”, “Sorumluluğu şirketlere değil bireylere yıkacaklar”, “Seyahat hakkı kısıtlanacak”, “Türkiye'nin bağımsızlığı ortadan kalkacak” gibi, insanın tekrarlamaktan imtina ettiği pek çok iddianın tamamen dezenformasyondan ibaret olduğunu not etmek lazım. Zaten bu iddiaların kanun metninde de kanunun gerekçe bölümünde de herhangi bir dayanağı yok. 

Ancak bu safsatalar kamuoyunu şaşılacak bir düzeyde etkiledi. Son yıllarda yapılan pek çok kamuoyu araştırması, iklim değişikliğinin varlığını reddedenlerin Türkiye'deki etki alanının çok küçük olduğunu gösteriyordu. Yine de, Meclis'te başta Yeniden Refah Partisi olmak üzere bazı siyasi parti gruplarının ve vekillerin gündeme taşımasıyla ve sosyal medyada, aşı karşıtı komplo teorisyenlerinin de aralarında bulunduğu bir grup insanın, kanun teklifi genel kurula geldikten sonra yoğunlaştırdığı kampanyalar sonucunda, aralarında gayet makul insanların da olduğu geniş bir çevre, özellikle su ve tarım konularındaki duyarlıkları nedeniyle kanuna karşı mobilize oldu. 

Sonuçta iklim inkarcıları, Meclis'te kanuna pek çok noktada haklı eleştiriler getiren CHP'nin ve DEM Parti'nin kaygılarını da daha görünür hâle getirdi. Büyük ihtimalle muhalefet partilerinin, İklim Adaleti Koalisyonu'nun ve İklim Ağı'nın, kanunun içeriğine dair itirazları tek başına kamuoyunda o kadar ses getirmeyecek ancak konuyla ilgili çevreler tarafından takip edilecekti. Ama iklim inkarcılarının komplo teorileriyle dezenformasyon yaparak gündemi belirlemeleri, iklim kanununa doğru bir taraftan muhalefet edenlerin de sesinin daha çok duyulmasını sağladı. Dolayısıyla iklim inkarcılarının kanunun geri çekilmesinde daha belirleyici olduğu düşünülebilir.

Bu durum, şu önemli soruyu gündeme getiriyor: İklim Kanunu, tamamen gündemden düşerse ne olur? AK Parti’nin bu karışık dönemde bir de bununla uğraşmayalım diye kanun teklifini uzun bir süre Meclis'e geri getirmemesi hâlâ olasılık dahilinde. Bu kadar itiraz ettikten ve kanun teklifinin geri çekilmesini talep ettikten sonra, muhalefetin de konuyu yeniden gündeme taşıması düşük olasılık. 

  • Peki teklifin içeriğindeki eksikliklere yönelik itirazlarımız, kanunun tamamen geri çekilmesine neden olursa bunu bir başarı mı saymalıyız? Ben tam tersine, bu noktaya geldikten sonra bu ihtimalin bizi yanlış ve tehlikeli bir yere götüreceğini, İklim Kanunu’nun gerekli revizyonlar yapıldıktan sonra mutlaka Meclis’ten geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. 

Kanun teklifinin hazırlanış biçimiyle ve içeriğiyle ilgili sorunları göz ardı etmiyorum. Türkiye’de 20 yıla yakın bir süredir, iklim krizi konusunda önemli düzeyde bilgi biriktiren, hem uzman hem aktivist bir iklim hareketi var; akademisyenler, araştırma merkezleri ve düşünce kuruluşları var. Kanun teklifinin hazırlığı Meclis’e gelmeden önce üç yıla yakın sürdü, ama sivil toplumun ve uzmanların görüşleri alınmadı; taslaklar kamuoyuyla açıkça paylaşılmadı. Sivil toplum örgütleri ancak teklif Çevre Komisyonu’ndayken çok sınırlı görüş belirtebildiler. Katılımcılıktan uzak bir şekilde hazırlanması, kanun teklifinin itirazlara karşı kırılgan hâle gelmesinde ve bugünkü durumun oluşmasında da etkili oldu. 

Kanun teklifinin içeriğinde de sorunlar var: Teklifte Paris Anlaşması’nın küresel ısınmayı 1,5-2 dereceden önce durdurma amacı ve Türkiye’nin 2053’te net sıfır hedefi yer almıyor. Metinde net sıfır hedefi anılıyor ancak 2053 tarihine sadece gerekçe bölümlerinde referans veriliyor. Sera gazlarının azaltılması ve uyumla ilgili bölümler yeterince açık ve güçlü değil. Kanun metnindeki en önemli uygulama aracı olan Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) ise mutlak sera gazı azaltım hedefiyle azalan tahsisatlar ilkesi uygulanmadan nasıl işleyeceği belli değil. Çünkü teklifte ETS oldukça ayrıntılı tanımlanıyor ama sistemin esası olan azalan emisyon tavanından hiç bahsedilmiyor. Üstelik ücretsiz tahsisata ve denkleştirmeye bir süre ve oran sınırı konmaması ve kararın bakanlıklar arasına kurulacak Karbon Piyasası Kurulu’na bırakılması aşırı esnek bir ETS yaratılmasına ve sistemin işe yaramamasına neden olabilir. 

Yutak alanların artırılması (yani ağaç dikmek) yoluyla yaratılacak karbon kredilerini emisyonları denkleştirmek için sınırsız bir şekilde kullanmaya imkan tanıması da ETS tasarımının en büyük sorunu. Dikilen ağaçların salınan karbonu emeceği kağıt üzerindeki bir varsayımdan ibaret ve bu yöntem sınırsız kullanılırsa ETS anlamsız bir araca dönüşebilir. Ayrıca sivil toplumun ısrarla vurguladığı pek çok husus, adil geçiş mekanizmalarının tanımlanmaması, iklim politikalarına katkı verecek bağımsız bir bilimsel danışma kuruluna yer verilmemesi, iklim adaletinin tanımdan ibaret kalması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinden bahsedilmemesi gibi eksikler var. 

  • Bütün bunlara rağmen İklim Kanunu görüşmelerinin yeniden başlaması ve yapıcı ve uzlaşmacı bir tartışmanın ardından revizyondan geçirilip kabul edilmesi önemli. 

Aslında iklim kanunları bütün dünyada daha çok Paris Anlaşması'ndan sonra yapılmaya başlandı. Yani iklim değişikliği ile mücadelenin temelini oluşturan şey kanun olmayabilir. İklim politikaları, bütün politikaları kapsayan eylem planlarıyla, hedeflerle, ulusal katkı beyanlarıyla ve Çevre Kanunu’yla çerçevelenebilir. Ancak yeni bir İklim Kanunu’nun çıkması, öncelikle Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadelede ve Paris Anlaşması'na uymakta kararlı olduğunu vurgulamak ve kamu kurumlarını iklim eyleminden sorumlu kılmak için önemli. 

Özellikle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na bağlı İklim Değişikliği Başkanlığı, bakanlıkların yaptıkları işlerde iklim eylem planlarını ve hedeflerini gözetmelerini sağlamak için bu tür bir yasal çerçevenin önemli olduğunu vurguluyor. Tabii en önemlisi, yeşil finansman araçları, ETS gibi uygulama araçlarına da yasal bir çerçeve kazandırılmış oluyor. Muhalefet tarafından çok eleştirilen emisyon ticaretinin de aslında şirketlere para kazandırmayı değil, yüksek emisyonlu sektörlerin sera gazı salma hakkını sınırlamayı amaçladığını da unutmamak gerekiyor. 

  • Çünkü aslında ETS, geçmişten bu yana şirketlere sonsuz ve bedelsiz olarak tanınan kirletme hakkını sınırlıyor ve fiyatlandırıyor. Tabii esneklik mekanizmalarıyla içi boşaltılmadığı, kirletici sektörlere tahsis edilen kirletme hakkı her yıl azaltıldığı ve doğru uygulandığı takdirde...

İklim Kanunu son durumda iyice siyasi bir konu hâline geldi ve tamamen geri çekilirse üç önemli sorun doğabilir: 

  • Birincisi, eğer gerçekten kanun teklifinin geri çekilmesinde toplumun geniş kesimlerine de sirayet etme riski taşıyan bir iklim inkarcısı dezenformasyon kampanyası etkili olduysa bir sonraki aşamada bu görüşler kamuoyuna daha fazla yayılabilir. Bunca yıllık iklim politikası kazanımlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya gelebiliriz. 
  • İkinci risk, 2053 hedefinin de tehlikeye girmesi olur. Toplumda iklim eylemine karşı bir havanın yayılması iklim eyleminden yana olan bürokrasinin elini zayıflatabilir ve bu sene hazırlanacak olan yeni ulusal katkı beyanını da tehlikeye atar. 
  • Üçüncü risk ise en önemlisi. İklim değişikliğinin varlığını inkar etmeseler de iklime başka ülkelerin zarar verdiğini, Türkiye’nin sorumluluğu ve böyle bir kanuna ihtiyacı olmadığını söyleyenler yıllar sonra tekrar ortaya çıkmaya ve insanları etkilemeye başlıyor. Örneğin İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis grubunda yaptığı konuşmada, “Milletimizin sorumlusu olmadığı iklim krizinin sonuçlarını milletimize ödetecek yasa tasarısına müsaade edemezdik” diyor. 

Oysa Türkiye, 600 milyon tonla en çok sera gazı salan ilk 15 ülke arasında ve emisyonları artıyor. Sera gazı emisyonlarımız Almanya dışındaki bütün Avrupa ülkelerinden daha yüksek. Türkiye’nin üstünde sadece Çin, ABD, Almanya, Japonya gibi dev sanayi ülkeleri ve Suudi Arabistan, İran, Rusya gibi büyük petrol üreticileri var. Türkiye’nin emisyonları, dünyanın en kalabalık ülkesi Hindistan hariç, kendisine benzer hızlı büyüyen gelişmekte olan ekonomilerle neredeyse aynı düzeyde. Üstelik kişi başı emisyonlarımız da dünya ortalamasının üzerinde. 

"Bizim sorumluluğumuz yok" mantığıyla giderseniz Trump ABD’si de devreden çıktığı için, Çin’den başka çok az ülkenin iklim değişikliğinden sorumlu olduğunu iddia etmek gibi saçma ve uluslararası ortak çabaları inkar eden bir noktaya varabilirsiniz. 

Bu nedenle, artık bir iklim kanununa eskisinden daha fazla ihtiyacımız var. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Ümit Şahin

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi'nde Kıdemli Uzman ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Antalya’da iklim sınavı: COP31’in başarısını nasıl ölçeceğiz?

Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, Türkiye için sadece uluslararası bir zirveye ev sahipliği yapma meselesi değil. İklim finansmanı, adil geçiş, emisyon azaltımı ve çoktaraflı işbirliği başlıklarında somut ilerleme sağlanması, Türkiye'nin küresel iklim diplomasisindeki rolünün de önemli bir göstergesi olacak. COP31’in başarısını, açıklanan taahhütlerin sayısı değil, ülkelerin somut kararlar alıp bunları uygulamaya dönüştürme kapasitesi belirleyecek.

Pelin Cengiz

·

06 Kas 2026

Antalya’da iklim sınavı: COP31’in başarısını nasıl ölçeceğiz?
AngstAngst
∙

HİKAYE

DOSYA: İklim finansmanında özel sektörün rolü #1

COP31’e günler kala, iklim diplomasisinin en önemli gündem maddelerinden biri yine finansman. Yeni düzenlemelerle birlikte Türkiye’de özel sektörün iklim finansmanında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekecek gibi görünüyor.

Alev Karakartal

·

06 Kas 2026

DOSYA: İklim finansmanında özel sektörün rolü #1
AngstAngst
∙

HİKAYE

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?

COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pelin Cengiz

·

02 Kas 2026

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Vartan Estukyan

·

29 Eki 2026

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

Pelin Cengiz

·

28 Eki 2026

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat