En mutlu kim?


Project Discovery’den: Pandemide özlediklerimiz Land Rover'ın 7 bin küresel katılımcıyla gerçekleştirdiği Project Discovery araştırmasının sonuçları, geride bıraktığımız 12 ayda aile bağlarına, meraka ve yeni keşiflere daha yakın olmanın katılımcıları daha dayanıklı kıldığını ortaya koyuyor. Land Rover'ın Project Discovery isimli küresel araştırması, geçtiğimiz 12 ayda insanların pandemi koşullarına nasıl uyum sağladığına ve salgın süresince yaptıkları pozitif keşiflere odaklanıyor. Kişisel bağların, keşif isteğinin ve yapmaya/öğrenmeye duyulan tutkunun pandemi döneminde insanları daha dayanıklı kıldığını gösteriyor. Sürece daha kolay alışan insanların %87'si pandemi boyunca arkadaşlarıyla ve aileleriyle geçirdikleri zamana önem veriyor. Diğer yandan süreci daha dayanıklı biçimde atlatanların %40'ının yeni yerler keşfetme heyecanı taşıdığı görülüyor. Ayrıca tüketmenin bir adım ötesine geçip üretmeye ilgi duyan %75 oranında katılımcının, dâhil oldukları yaratıcı aktivitelerle bu dönemi daha iyi geçirebildiği görülüyor. Land Rover’ın Project Discovery araştırması, ismini Land Rover’ın 30 yılı aşkın süredir yeni keşiflere eşlik eden Yeni Land Rover Discovery’den alıyor. Discovery ruhu İlk Land Rover Discovery yollara çıktığında takvimler 1989 yılını gösteriyordu. Bir aile arabası, aynı zamanda bir ticari araç; tam da bu yüzden zor yol koşullarına da hazırlıklı olan Discovery'nin isminde gizli olan felsefesi bugün de sürüyor. 2019 yılında 30'uncu yaşını kutlayan bu tasarım ve teknoloji harikası premium SUV; ilk günden bugüne çok çeşitli kullanım amaçlarıyla yeni keşiflere, yeni arayışlara, yeni maceralara eşlik ediyor. İngiltere kraliyet ailesinin de tercihi olan Discovery; geniş iç hacmi ve 7 yetişkin boy koltuklu iç tasarımıyla aileyle ya da arkadaşlarla çıkılacak yolculuklarda bir aracın ötesine geçiyor ve bir yaşam alanına dönüşüyor. Land Rover Discovery; Project Discovery’nin de işaret ettiği üzere yeni ve olağanüstü süreçlere alışmayı kolaylaştıran ve bizi daha dayanıklı kılan yakın ilişkileri, keşif isteğini ve öğrenmeye heyecanını besliyor. Yeni Land Rover Discovery Türkiye’de Land Rover’ın Türkiye distribütörü Borusan Otomotiv; 30 yıllık tasarım mirasının en güncel temsilcisi yenilenen Land Rover konforunun en güncel versiyonunu müjdeliyor. Land Rover’ın premium SUV modeli Yeni Discovery; verimli 2.0 litrelik benzinli motoruyla; artık Türkiye’de de yollara çıkmaya, İstanbul’u keşfetmek isteyenlerin yol arkadaşı olmaya hazır. Sınıfının en iyi arazi kabiliyetini sunan Yeni Land Rover Discovery; tasarımında özgün karakteri 300 BG güç ve 400 Nm'lik tork sunan dört silindirli Ingenium motoruyla birleştiriyor. Dinamik bir duruşa ve sofistike bir görünüme sahip olan Yeni Land Rover Discovery'nin her anlamda yüksek teknolojinin ürünü olduğu ilk bakışta anlaşılıyor. Land Rover'ın en son teknolojisi olan Pivi Pro bilgi-eğlence sistemiyle birlikte gelen Yeni Discovery'de önceki versiyona göre neredeyse yarı yarıya büyüyen 11,4 inçlik tam HD dokunmatik ekran ve kullanım anında parlaklığı artan kontrol düğmeleriyle yeni direksiyon tasarımı; hızlı ve erişilebilir kontrolün olanaklarını genişletiyor. Apple CarPlay ve gelişmiş Bluetooth teknolojisiyle herkes için eğlence sunan Yeni Discovery; kendisiyle özdeşleşen yedi yetişkin boy koltuğa rağmen araç içi genişliğinden ödün vermiyor. Toplamda 2.485 litrelik yükleme alanı vadeden bagaja ayak hareketini algılayan otomatik bagaj kapağıyla erişilebilirken yeni havalandırma kanalları ve PM2.5 hava filtreleme teknolojisi araç içinde daima temiz bir havayı mümkün kılıyor. Ayrıca Yeni Discovery’de arka koltuklarda yer alan yeni havalandırma kanalları ve klima kontrolleri ise daha kuvvetli bir hava akışına imkân tanıyor. Kabin içi hava arındırma sistemi, aktif olarak gelen havayı analiz edip kalitesini ölçtükten sonra otomatik olarak devreye girerek kabindeki alerjenlerin, toksinlerin ve zararlı partiküllerin seviyesini indirerek içerideki havayı temizleyebiliyor. Terrain Response teknolojisiyle her türlü sürüş koşuluna otomatik olarak uyum sağlayacak şekilde tasarlanan Yeni Discovery, Wade Modu’yla derin su geçişi için gereken optimizasyonu sağlıyor. HSE donanım seviyesinde standart olarak sunulan Kişiselleştirilebilen Terrain Response; gaz tepkilerini, vites değiştirme noktalarını, direksiyon ve süspansiyon ayarlarını sürücünün tercih ve gereksinimlerine göre ayarlamasına olanak tanıyor. Yeni Land Rover Discovery modeline dair daha fazla ayrıntı için Land Rover Türkiye web sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Çoğunuzun önceden duymuş ya da okumuş olduğunu tahmin ettiğim, 1804-1814 yılları arasında Fransa İmparatoru olan Napolyon Bonapart’a ait bir cümle vardır: “Dünyanın tek bir başkenti olsaydı, İstanbul olurdu.”
Merak ediyorum, Napolyon dünyanın başkentini seçerken hangi kriterlere göre İstanbul’da karar kıldı?
“Kültürel çeşitliliği, coğrafi konumu, ekonomik durumu ya da İstanbul’da yaşayanların mutluluk oranı olabilir.” diye düşündüm ilk başta kendi kendime. Ancak sonra, son eklediğim “mutluluk oranı”na alışamadım bir türlü. Tam seçeneklerden çıkaracaktım ki inat edip üzerinde durmaya karar verdim. Neydi bu kimilerinin ömrü boyunca aradığı ve kimilerinin aramaya bile fırsat bulamadığı mutluluk kavramı? Şehirler, ülkeler için ne kadar önemliydi? Bir şehri dünya başkenti yapabilmek için mutluluk yeter miydi?
Mutluluk ekonomisi
Yaklaşık iki yıl önce bir haber çıkmıştı: İzlanda Başbakanı Katrin Jakobsdottir, ülkesinin vatandaş mutluluğunu öne koyan ekonomik model üzerinde çalıştığını açıklamış ve diğer ülkelere de benzer politikaları benimseme çağrısı yapmıştı. Jakobsdottir, ekonomik büyüme odaklı politikaların yerini, aile dostu, çevre odaklı politikaların alması gerektiğini söylüyordu ve vatandaşın beden ve ruh sağlığını önceliklendirecek bu modeli "mutluluk ekonomisi" olarak tanımlıyordu. Bu ekonomik modelin, gayrisafi yurt içi hasıladan çok sosyal göstergeleri dikkate alacağını vurguluyordu. Üstelik sadece İzlanda’nın değil, İskoçya'nın ve Yeni Zelanda'nın da savunduğu mutluluk ekonomisi modelinin, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri çerçevesinde, bugün ve gelecek nesillerin mutluluğunu amaçladığını da dile getiriyordu.
En mutlu kim?
İzlanda’nın, İskoçya’nın ve Yeni Zelanda’nın ortak özelliği sadece mutluluk ekonomisi üzerinde çalışmaları değil. Bu üç ülke aynı zamanda dünyanın en mutlu ülkeleri arasında yer alıyor.
“En mutlu kim?” sorusunun cevabı ise dünyanın dördüncü kez üst üste en mutlu seçilen ülkesi Finlandiya. Birleşmiş Milletler'in 149 ülke arasında yaptığı değerlendirmeyle belirlediği Dünya Mutluluk Raporu'nda geçen yıl 93. sırada olan Türkiye ise 104. sıraya gerilemiş durumda. Raporda ilk 10'a giren ülkelerden dokuzu Avrupa ülkeleri ve ilk 10'da Avrupa dışından tek ülke Yeni Zelanda.
Mutluluğun sihirsiz formülü
Mutluluğun pek de sihirli olmayan formülünü iki ülke örneğiyle beraber inceleyelim:
Finlandiya: Finlandiya'da yaşayanlar her şeyden önce yüksek yaşam standardı, güvenlik ve kamu hizmetlerinin tadını çıkarıyor. Finlandiya OECD ülkeleri arasında yoksulluk ve eşitsizliğin en düşük olduğu ülkelerden de biri. Ayrıca 5,2 milyonluk bir nüfusa sahip olan Finlandiya’nın içide buharlaşıp uçulabilecek yaklaşık 3,3 milyon geleneksel sauna bulunması da mutluluk oranını etkilemiş olabilir tabii.
Danimarka: Hemen hemen her yıl dünyanın en mutlu ülkesi seçilen Danimarka’da Mutluluk Araştırma Enstitüsü bulunuyor. Ayrıca Danimarkalılar, “mutluluğun felsefesi” dedikleri bir felsefeye sahipler: Hygge. Hygge kelimesinin Dancadaki karşılığı "Sıcak, samimi, sakin, huzurlu ortam" anlamına yakın. Ayrıca, "mutluluk uzmanı" Meik Wiking, The Little Book of Hygge (Sıcaklığın Küçük Kitabı) kitabında ülkesindeki insanları mutlu eden elementleri yedi başlıkta topluyor.
%48,2'si mutlu Türkiye
TUİK’in en son paylaştığı Yaşam Memnuniyet Raporu’na göre Türkiye’nin %48,2’si mutlu. Raporda ilgimi çeken noktalardan biri “Bireylerin Mutluluk Kaynağı Aileleri” başlıklı bölüm. Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler incelendiğinde; kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı, 2020 yılında %69,7 olurken bunu sırasıyla; %15,0 ile çocuklar, %4,2 ile kendisi, %3,6 ile anne/baba, %3,5 ile eş ve %2,2 ile torunlar takip etmiş. Bireylerin mutluluk kaynağı olarak aslında onlara en yakın kişilerin, kendilerinin, bu kadar düşük bir oran alması çok şaşırtıcı. Aile oranının yüksek olması elbette ki güzel ancak kendimizden bu kadar uzaklaşmamız nelerin habercisi olabilir?
Mutluluk içimizde mi?
Sağlıklı Zihinler Enstitüsü’nde (Center for Healthy Minds) mutluluk ve erdemler üzerine çalışan Dr. Pelin Kesebir mutlulukla ilgili bakın neler diyor: “İçsel faktörlerin dışsal faktörlere kıyasla mutluluğumuzda daha belirleyici rol oynamasının temel sebebi, dış dünyada yaşanan her şeyi içsel filtrelerimizden —zihnimizin ve kalbimizin filtrelerinden— geçirerek deneyimliyor olmamız.” Kesebir’in söyledikleri aklıma Barış Özcan’ın cümlelerini getiriyor: “… mutlu olmak için ne yapmak gerektiği sorusunun cevap şıklarına nedense hep dış dünyayla ilgili şeyler koyulur. (…) Her bir şık sizi en fazla birkaç hafta mutlu eder. Uzun vadeli mutluluk dış dünyanız tarafından değil, iç dünyanız tarafından belirlenir. Beyninizin dünyayı nasıl algıladığıyla ilgilidir.”
İstanbul’da mutlu ol(ama)mak
Farklı ülkeleri ve Türkiye’yi inceledikten sonra sıra İstanbul’da. Türkiye’nin en kalabalık şehri İstanbul’daki mutluluk oranı yakın zamanda yapılan bir araştırmada %58,4 çıkmış. 15,46 milyon nüfusa sahip olan bir şehir için durumu daha iyi anlamak adına bir de şu şekilde ifade etmek daha çarpıcı olabilir: İstanbul’da 6 milyondan fazla kişi mutsuz.
İstanbul’daki yüksek mutluluk oranına mutluluk ekonomisiyle mi, kendi “hygge”mizi yaratarak mı, saunalarımızı arttırarak mı yoksa içimize dönerek mi ulaşabiliriz, bilmek pek mümkün görünmüyor. Anlayacağınız merakım dinmek yerine daha da artmış durumda ve Napolyon’un önermesini sorgulamaya devam ediyorum.
200 yıl sonra Napolyon dünyanın başkentini hâlâ İstanbul seçer miydi dersiniz? Belki de en iyisi “içsel filtrelerimize” odaklanmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aklımızda çok sorular: Salgın hastalıklar İstanbul'u nasıl dönüştürdü? Kırılganlık Haritası'nı nasıl okumalıyız? En mutlu kim?
25 Nis 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.



