En mutlu kim?


Project Discovery’den: Pandemide özlediklerimiz
Land Rover'ın 7 bin küresel katılımcıyla gerçekleştirdiği Project Discovery araştırmasının sonuçları, geride bıraktığımız 12 ayda aile bağlarına, meraka ve yeni keşiflere daha yakın olmanın katılımcıları daha dayanıklı kıldığını ortaya…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Çoğunuzun önceden duymuş ya da okumuş olduğunu tahmin ettiğim, 1804-1814 yılları arasında Fransa İmparatoru olan Napolyon Bonapart’a ait bir cümle vardır: “Dünyanın tek bir başkenti olsaydı, İstanbul olurdu.”
Merak ediyorum, Napolyon dünyanın başkentini seçerken hangi kriterlere göre İstanbul’da karar kıldı?
“Kültürel çeşitliliği, coğrafi konumu, ekonomik durumu ya da İstanbul’da yaşayanların mutluluk oranı olabilir.” diye düşündüm ilk başta kendi kendime. Ancak sonra, son eklediğim “mutluluk oranı”na alışamadım bir türlü. Tam seçeneklerden çıkaracaktım ki inat edip üzerinde durmaya karar verdim. Neydi bu kimilerinin ömrü boyunca aradığı ve kimilerinin aramaya bile fırsat bulamadığı mutluluk kavramı? Şehirler, ülkeler için ne kadar önemliydi? Bir şehri dünya başkenti yapabilmek için mutluluk yeter miydi?
Mutluluk ekonomisi
Yaklaşık iki yıl önce bir haber çıkmıştı: İzlanda Başbakanı Katrin Jakobsdottir, ülkesinin vatandaş mutluluğunu öne koyan ekonomik model üzerinde çalıştığını açıklamış ve diğer ülkelere de benzer politikaları benimseme çağrısı yapmıştı. Jakobsdottir, ekonomik büyüme odaklı politikaların yerini, aile dostu, çevre odaklı politikaların alması gerektiğini söylüyordu ve vatandaşın beden ve ruh sağlığını önceliklendirecek bu modeli "mutluluk ekonomisi" olarak tanımlıyordu. Bu ekonomik modelin, gayrisafi yurt içi hasıladan çok sosyal göstergeleri dikkate alacağını vurguluyordu. Üstelik sadece İzlanda’nın değil, İskoçya'nın ve Yeni Zelanda'nın da savunduğu mutluluk ekonomisi modelinin, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri çerçevesinde, bugün ve gelecek nesillerin mutluluğunu amaçladığını da dile getiriyordu.
En mutlu kim?
İzlanda’nın, İskoçya’nın ve Yeni Zelanda’nın ortak özelliği sadece mutluluk ekonomisi üzerinde çalışmaları değil. Bu üç ülke aynı zamanda dünyanın en mutlu ülkeleri arasında yer alıyor.
“En mutlu kim?” sorusunun cevabı ise dünyanın dördüncü kez üst üste en mutlu seçilen ülkesi Finlandiya. Birleşmiş Milletler'in 149 ülke arasında yaptığı değerlendirmeyle belirlediği Dünya Mutluluk Raporu'nda geçen yıl 93. sırada olan Türkiye ise 104. sıraya gerilemiş durumda. Raporda ilk 10'a giren ülkelerden dokuzu Avrupa ülkeleri ve ilk 10'da Avrupa dışından tek ülke Yeni Zelanda.
Mutluluğun sihirsiz formülü
Mutluluğun pek de sihirli olmayan formülünü iki ülke örneğiyle beraber inceleyelim:
Finlandiya: Finlandiya'da yaşayanlar her şeyden önce yüksek yaşam standardı, güvenlik ve kamu hizmetlerinin tadını çıkarıyor. Finlandiya OECD ülkeleri arasında yoksulluk ve eşitsizliğin en düşük olduğu ülkelerden de biri. Ayrıca 5,2 milyonluk bir nüfusa sahip olan Finlandiya’nın içide buharlaşıp uçulabilecek yaklaşık 3,3 milyon geleneksel sauna bulunması da mutluluk oranını etkilemiş olabilir tabii.
Danimarka: Hemen hemen her yıl dünyanın en mutlu ülkesi seçilen Danimarka’da Mutluluk Araştırma Enstitüsü bulunuyor. Ayrıca Danimarkalılar, “mutluluğun felsefesi” dedikleri bir felsefeye sahipler: Hygge. Hygge kelimesinin Dancadaki karşılığı "Sıcak, samimi, sakin, huzurlu ortam" anlamına yakın. Ayrıca, "mutluluk uzmanı" Meik Wiking, The Little Book of Hygge (Sıcaklığın Küçük Kitabı) kitabında ülkesindeki insanları mutlu eden elementleri yedi başlıkta topluyor.
%48,2'si mutlu Türkiye
TUİK’in en son paylaştığı Yaşam Memnuniyet Raporu’na göre Türkiye’nin %48,2’si mutlu. Raporda ilgimi çeken noktalardan biri “Bireylerin Mutluluk Kaynağı Aileleri” başlıklı bölüm. Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler incelendiğinde; kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı, 2020 yılında %69,7 olurken bunu sırasıyla; %15,0 ile çocuklar, %4,2 ile kendisi, %3,6 ile anne/baba, %3,5 ile eş ve %2,2 ile torunlar takip etmiş. Bireylerin mutluluk kaynağı olarak aslında onlara en yakın kişilerin, kendilerinin, bu kadar düşük bir oran alması çok şaşırtıcı. Aile oranının yüksek olması elbette ki güzel ancak kendimizden bu kadar uzaklaşmamız nelerin habercisi olabilir?
Mutluluk içimizde mi?
Sağlıklı Zihinler Enstitüsü’nde (Center for Healthy Minds) mutluluk ve erdemler üzerine çalışan Dr. Pelin Kesebir mutlulukla ilgili bakın neler diyor: “İçsel faktörlerin dışsal faktörlere kıyasla mutluluğumuzda daha belirleyici rol oynamasının temel sebebi, dış dünyada yaşanan her şeyi içsel filtrelerimizden —zihnimizin ve kalbimizin filtrelerinden— geçirerek deneyimliyor olmamız.” Kesebir’in söyledikleri aklıma Barış Özcan’ın cümlelerini getiriyor: “… mutlu olmak için ne yapmak gerektiği sorusunun cevap şıklarına nedense hep dış dünyayla ilgili şeyler koyulur. (…) Her bir şık sizi en fazla birkaç hafta mutlu eder. Uzun vadeli mutluluk dış dünyanız tarafından değil, iç dünyanız tarafından belirlenir. Beyninizin dünyayı nasıl algıladığıyla ilgilidir.”
İstanbul’da mutlu ol(ama)mak
Farklı ülkeleri ve Türkiye’yi inceledikten sonra sıra İstanbul’da. Türkiye’nin en kalabalık şehri İstanbul’daki mutluluk oranı yakın zamanda yapılan bir araştırmada %58,4 çıkmış. 15,46 milyon nüfusa sahip olan bir şehir için durumu daha iyi anlamak adına bir de şu şekilde ifade etmek daha çarpıcı olabilir: İstanbul’da 6 milyondan fazla kişi mutsuz.
İstanbul’daki yüksek mutluluk oranına mutluluk ekonomisiyle mi, kendi “hygge”mizi yaratarak mı, saunalarımızı arttırarak mı yoksa içimize dönerek mi ulaşabiliriz, bilmek pek mümkün görünmüyor. Anlayacağınız merakım dinmek yerine daha da artmış durumda ve Napolyon’un önermesini sorgulamaya devam ediyorum.
200 yıl sonra Napolyon dünyanın başkentini hâlâ İstanbul seçer miydi dersiniz? Belki de en iyisi “içsel filtrelerimize” odaklanmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aklımızda çok sorular: Salgın hastalıklar İstanbul'u nasıl dönüştürdü? Kırılganlık Haritası'nı nasıl okumalıyız? En mutlu kim?
25 Nis 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.



