İspanya'nın en eski yemek kitabı Sent Soví’yle Ortaçağ İspanyol mutfağı


LatteGo ile evde barista olun
Türkiye’de kahve kültürünün gelişmesiyle evde kahve yapımına ilgi artarken Philips , sektörde liderliğini koruyor. GfK verilerine göre, tam otomatik espresso makineleri pazarında Philips Ev Aletleri %70’lik paya sahip.
Daha fazlasını öğren →
İspanya’nın günümüze ulaşan en eski yemek kitabı Sent Soví, 1324 yılında yazılan 72 tariften oluşuyor. Kristof Kolomb’un ABD’yi keşfinden yaklaşık 170 yıl önce kaleme alınan bu kitap; domates, patates, biber gibi bugün İspanyol mutfağının temelini oluşturan malzemelerin o dönemde bilinmediğini gösteriyor.
Baharatın gücü ve Ortaçağ mutfağı: O dönemin yemeklerinde en büyük fark, yoğun baharat kullanımı olarak öne çıkıyor. Arapların mutfağa kazandırdığı tarçın, karanfil ve zencefil gibi baharatlar yemeklere hem tatlı hem de tuzlu lezzetler katıyor. Baharat pahalı olduğu için statü göstergesi olarak görülüyor.
Ortaçağ’da sofra kültürü ve yeme alışkanlıkları: O dönemde yemekler ana malzemenin tek başına ya da garnitürle servis edilmesiyle hazırlanıyormuş. Bu gelenek günümüzde de sebzelerin et veya balıktan ayrı sunulması şeklinde devam ediyor. Ayrıca 15. yüzyılda sofra düzeni ve yemek yeme alışkanlıklarının geliştiği görülüyor.
Günümüz damak tadının uzağında: Kitaptaki bazı yemekler bugünkü damak tadına ağır gelebilir. Örneğin salsa granada tavuk ciğeri, tarçın, yumurta ve domuz yağı gibi malzemeler içerirken freixures adlı tarif, domuz ciğeri ve akciğerini sirke ve baharatlarla tatlandırarak hazırlanıyor. Bademlerin sos kıvamlandırıcı olarak kullanılması ise Arap mutfağının etkilerini gösteriyor.
Not almalı: Valencia Üniversitesi’nde düzenlenen sergi, Sent Soví kitabının 700. yılını kutluyor. Ortaçağ yemek kitapları, mutfak eşyaları ve şölen sahnelerini içeren sergi, 4 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilir. Ayrıca, şef Jorge de Andrés’in düzenlediği tadım etkinlikleri ile Ortaçağ mutfağı deneyimlenebiliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şef Carlo Bernardini ve :mentalKLINIK'in işbirliği "Dehşetli Güzel" Markiz’de. Bilim insanları e-Taste ile sanal gerçeklikte tat deneyimi sunuyor. Uludağ İçecek’in başına Levent Kömür getirildi. Saint Laurent, Paris’te sushi restoranı açtı.
05 Mar 2025

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.




