İstanbul kahvehaneleri

“Keyfe müptela bazı yaranı safa, hususen okur yazar makulesinden nice zürefa cem olur oldu; kimi kitap okur, kimi tavla ve satranca meşgul olur, kimi nev güfte gazeller getirüp masarifden bahsolunur.” - Peçevi
İstanbul kahvehaneleri

Anadolu Efes 18 Nisan
Anadolu Efes ile birlikte

Anadolu Efes Girişim Atölyesi ikinci yılında #yolculuğahazır Şimdiye dek ilk unicorn’larını çıkarmış, 20 girişimi exit etmeyi başarmış, mevcut girişimlerin 118 milyon doların üzerinde yatırım topladığı Türkiye girişim ekosisteminin bir parçası olan İstanbul girişimcilik ekosistemi, küresel çapta, gelişen girişimcilik ekosistemleri arasında 16’ncı basamakta konumlanıyor. Bu başarıda girişimcilerin, hızlandırma programlarının ve diğer ekosistem paydaşlarının yanı sıra girişimciliği kurum kültürünün parçası hâline getiren Anadolu Efes gibi büyük ve öncü şirketlerin destekleri de fark yaratıyor. Anadolu Efes Girişim Atölyesi: Anadolu Efes'in hayata geçirdiği Anadolu Efes Girişim Atölyesi; ikinci yılında da geleceğe artı değer katacak girişim hikâyelerine yenilerine eklemeyi hedefliyor. Başvuru ve Fikir Geliştirme Aşaması, Girişim Hızlandırma Programı ve Kuluçka Programı olmak üzere 3 dönemden oluşan Atölye'de proje toplama aşamasını 111 proje arasından geçen 10 girişim projesi, Hızlandırma Programı kapsamında 8 hafta boyunca mentorlar ve uzmanlarla birlikte fikirlerini olgunlaştırma fırsatı buluyor. Programı başarıyla tamamlayan 3 proje, Kuluçka Programı kapsamında üç ay içinde pilot denemeleri gerçekleştiriyor ve piyasaya çıkmaya hazır girişimler hâline geliyor. 2020 yılında 43 girişimciden oluşan toplam 10 ekibin katıldığı ve 3 ekibin kuluçka programını tamamladığı Atölye kapsamında bugün 1 girişim ekibi ticarileşme yolculuğunu sürdürüyor. 2021’de 2. yılına 39 girişimciden oluşan 10 ekiple başlayan Anadolu Efes Girişim Atölyesi’nde güneş enerjisi ile çalışan tabeladan, hayvanların yiyebileceği çoklu paket ambalaj malzemesine kadar çok farklı girişimler yer alıyor. Anadolu Efes ve girişimcilik: Girişimcilik başlığı; hikâyesi iki girişimcinin hayallerinin peşinde koşmasıyla başlayan ve bugün dünyanın üretim hacmi bakımından en büyük 10 şirketinden biri hâline gelerek biralarını 70’ten fazla ülkede biraseverlerle buluşturan Anadolu Efes’in kurum kültürü içinde önemli bir yer tutuyor. Bu kapsamda Anadolu Efes’in girişimcilikle ilişkisi kurum içi girişimcilik, ekosistem ve üniversite iş birlikleri, desteklenen startup’lar ve sosyal girişimler gibi alt başlıklarda sürüyor. Kurum içi girişimcilik: Anadolu Efes’in bira ustalarının ve mühendislerinin 2 yıllık Ar-Ge çalışmaları sonucu geliştirdiği +1 Dinlendirme Tekniği, şirketin kurum içi girişimciliğe ve inovasyona verdiği değerin en güncel örnekleri arasında yer alıyor. Uluslararası bira standartları enstitüsü VLB Berlin tarafından onaylanan +1 Dinlendirme Tekniği, dünya bira literatüründe üçüncü üretim tekniği olarak kabul görüyor. Bunun yanı sıra, pandemi döneminde 111 girişimcilik projesinin başvurduğu Anadolu Efes Girişim Atölyesi çatısı altında olgunlaştırılan girişimlerden biri olan; Anadolu Efes’in 4 kadın çalışanının malt bazlı sağlıklı atıştırmalıklar üretme hedefiyle hayata geçirdikleri Malty, atıştırmalık pazarına girmek için hazırlanan en güncel örneklerden biri. Ekosistem iş birlikleri: Kurumların her şeyi kendilerinin yapmaması gerektiği bilincine sahip olan Anadolu Efes; küresel çapta gelecek vadeden Türkiye girişimcilik ekosisteminin paydaşlarıyla birlikte hareket ediyor. Bu kapsamda Impact Hub ve İTÜ Çekirdek’le kapsamlı çalışmalar yürüten Anadolu Efes; her yıl 150’den fazla girişimle tanışıp en az 20 girişimle birebir iş birliği olanaklarını değerlendiriyor. Gönüllü mentor ekibiyle erken aşama girişimlerin gelişmesine katkıda bulunan şirket, İTÜ Çekirdek Big Bang Start Up Challenge’da Anadolu Efes Özel Ödülü isimli bir de ödül veriyor. Anadolu Efes’in şimdiye dek iş birliği yaptığı girişimler arasında yapay zekâya dayalı bar teknolojileri geliştiren Pubinno, sosyal hayatı görme engelliler için daha erişilebilir kılmayı hedefleyen Blind Look ve ağaçlandırılması zor alanlarda çevre dostu drone’larla tohum topu atışı gerçekleştiren Ecording gibi girişimler yer alıyor. Sosyal girişimler: Her faaliyetinde çevre, turizm, kültür sanat, spor, tarım, gibi başlıklarda "Geleceğe Artı Değer" mottosunu benimseyen Anadolu Efes; girişimcilik alanında dünyayı daha iyi bir yere dönüştürmeyi hedefleyen sosyal girişimlere de ayrı bir önem veriyor. 2019 yılında Impact Hub İstanbul ve UNDP iş birliğiyle gerçekleşen ve BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkıda bulunan girişimlerin seçildiği global Accelerate2030 girişimcilik programının destekçileri arasında yer alan Anadolu Efes; destek verdiği dört girişimden biri olan Biolive ile güncel iş birliklerini de sürdürüyor. Anadolu Efes, hâlihazırda oldukça düşük seviyede olan plastik kullanımını daha da düşürmek hedefiyle zeytin çekirdeğinden doğal biyoplastik üretmeyi başaran Biolive ile çevre dostu ambalajlar ve servis sunum malzemeleri geliştirmek için çalışıyor. Anadolu Efes, bu iş birliğiyle zeytin çekirdeklerinden üretilen buz kovalarını birçok yeme içme mekânında kullanmayı hedefliyor.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Hepimiz özledik değil mi? Belki kahveden uzak kalmadık; acı ve siyah tadını almak için illa dışarı adım atmaya gerek yok. Herkesin evinde kahve makinesi, moka potu, cezvesi var. Ama hiç işimizin olmadığı bir günde; “haydi gel bir kahve içelim”i, acı ve hatta bazen yanık kokan tadına eşlik eden o muhabbeti özledik. Bu özlemle; artık café, 3. dalga kahveci ve kahvehane gibi isimlerle dallanıp budaklanan bu kamusal alanın İstanbul’daki serüvenini merak ettim. 

İlk kahvehane: Kahve 12. yüzyıldan beri bilinse de Habeşistan, Yemen ve oradan İstanbul’a yolculuğu 16. yüzyıla kadar uzanıyor. İlk kahvehanenin şehirde ortaya çıkışına dair çeşitli rivayetler olsa da tarihlerin birbirini tutması bakımından en yaygın hikâye şu: Yüzyılı yarılamış Hakem adında bir tüccar ile Şamlı Şems adında bir efendi, dükkânlarını 1554 yılına denk gelen 962’de Tahtakale’de açmışlar. İlk başta kahve tüketimi için açılan mekânlar önce eşin dostun toplandığı, ziyafetlerin verildiği bir alandan; yaygınlaştıkça işsiz güçsüz takımının, görevden atılan din adamlarının, seferden dönen yeniçerilerin ve büyük rütbe sahiplerinin kaynaştığı bir mekân olmuş. Heterojen yapısıyla aslında ilk ortaya çıktığı dönemden bugüne toplumun sosyal ilişkilerini şekillendiren, gündelik deneyimlerin yaşandığı, toplumun kültürel dönüşümünün aynası bir kamusal alandan söz ediyoruz. Heterojen derken de o dönemin gözlüğüyle bakmak gerek tabii; kahvehaneler dönemin yapısı bakımından sadece erkeklerin temsil edildiği bir alan. Sınıfsal bakımdan bir heterojenlik söz konusu olsa da tarihçi Ralph H. Hattox’a göre farklı dinlerden insanların arasındaki engellerin “…bir fincan kahve, bir çubukluk tütün ve gevşetici bir satranç oyunuyla yıkılmaları bir hayli zordu.”

Kötü şöhret: Kahve ve ona eşlik eden sohbetin tatlılığından olacak ki farklı sosyal zümrelerden insanların yarattığı kültürel birikim aynı zamanda siyasi iktidara karşı farklı fikirlerin yükseldiği bir kamusallığı beraberinde getiriyor. Böyle bir sosyalliğin ancak cami ve medreselerde yakalandığı bir dönemde kahvehaneler tabii “miskinlerin” buluşma mekânı ve fitne yuvası olarak çokça yaftalanmış. Fakat bu kötü şöhret yaygınlaşmasının önüne geçememiş; bu alanda çokça araştırması bulunan Ahmet Yaşar’a göre Kanuni Sultan Süleyman döneminde 50 olan kahvehane sayısı yüzyılın sonunda 600, 19. yüzyıl başlarında 2.500’e ulaşmış. Gençlerin sık ziyaretleriyle ve kültürün tüketildiği hatta üretildiği bir kamusal alan olmasıyla dönemin otoritelerinde şüphe uyandırması sanırım şaşırtıcı değil. 1700'lü yıllarda kahve satışı yetkisi belli bir zümrede toplanınca sokaklarda içine nohut ve fındık kabuğu karıştırılan kahveler satılmaya, yeniçeriler de bu hileye göz yumup para kazanmaya başlamış. Yani bir mafyalaşma söz konusu. Düzenli ordudan ziyade sabahtan akşama sefa sürenler olarak anılan yeniçerilerin sahibi olduğu kahveler çoğaldıkça bu kötü şöhret otoriteler tarafından ahlaki yozlaşmanın bir metaforu olarak resmedilmiş ve mekân kapatmalara uzanan bir baskı yaratmış.

Dönemin yeni medyası: Kahveye karşı oluşan bu karşıt görüşler kahvenin içilmesinden ziyade yarattığı kamusallığa yöneltiliyor. Çünkü kahveler o dönemde ticaret yapanların anlaştığı, seyyahların ve meddahların türlü hikâyeler anlattığı, seferlerden savaş anılarının biriktiği, saz şairlerinin atıştığı ve Ramazan’da Karagöz Hacivat oyunlarına sahne olan mekânlar. Hatta müşterilerin kendi aralarında örgütlenip çeşitli sosyal yardımlaşma girişimlerinde bulunduğu biliniyor. Ucu elbet iktidara dokunuyor; Prof. Dr. Cengiz Kırlı’ya göre kahvehaneler aslında devletle toplumun bir karşılaşma alanı. Hicvin ve siyasi eleştirinin alternatif pratiklere alan açtığı ve resmî söylemde çatlaklar oluşturan bir yeni medya da denebilir buna. Cumhuriyet döneminin siyasi kırılmalarıyla birlikte getirdiği propagandanın, yakın geçmişte vücut bulduğu kahvehaneler; 40’lı ve 50’li yıllarda üniversite öğrencilerinin kültürel yeniden üretim alanlarına, 70’lere gelindiğindeyse şiddetin vücut bulduğu, çatışmaların ortasında sıkışan mekânlara dönüşmüş. 12 Eylül sonrasını düşününce de ülkenin ekonomi politikalarındaki değişimleri yine kahvehanelerde gözlemlemek mümkün. Dolayısıyla kontrol mekanizmalarının gözleri ve elleri hep bu alanlarda dolaşmış, hatta bu pratik bana göre günümüze kadar ulaşmış. Dönemin erkekleri için şehirdeki örgütlenmeyi sürekli şekillendirmeye devam eden bu mekânlar o günden bugüne hâlâ sosyal etkileşim kalıplarını dönüştürmeye devam ediyor. 

Kaynakça

Yaşar, A . (2005). Osmanlı Şehir Mekânları: Kahvehane Literatürü . Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi , (6) , 237-256.

Koçu, R. E. (1947). İstanbul Kahvehaneleri. Taha Toros Arşivi

Erkan, P.  (2016, Nisan 5). Kahve ve İstanbul'da Kahvehaneler. Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona. Açık Radyo.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

Kulak ver: Kentsel tarımın ayak sesleri

İstanbul'dan: Kentsel tarımın geri gelen ayak sesleri, İstanbul'un kahvehaneleri, yıldızların üstünde Madam Anahit.

18 Nis 2021

Anadolu Efes ile birlikte
Unplash

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor