İstanbul kahvehaneleri

“Keyfe müptela bazı yaranı safa, hususen okur yazar makulesinden nice zürefa cem olur oldu; kimi kitap okur, kimi tavla ve satranca meşgul olur, kimi nev güfte gazeller getirüp masarifden bahsolunur.” - Peçevi
İstanbul kahvehaneleri

Anadolu Efes 18 Nisan
Anadolu Efes ile birlikte

Anadolu Efes Girişim Atölyesi ikinci yılında #yolculuğahazır

Şimdiye dek ilk unicorn’larını çıkarmış, 20 girişimi exit etmeyi başarmış, mevcut girişimlerin 118 milyon doların üzerinde yatırım topladığı Türkiye girişim ekosisteminin bir parçası olan İstanbul girişimcilik ekosistemi, küresel çapta,…

Daha fazlasını öğren →

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Hepimiz özledik değil mi? Belki kahveden uzak kalmadık; acı ve siyah tadını almak için illa dışarı adım atmaya gerek yok. Herkesin evinde kahve makinesi, moka potu, cezvesi var. Ama hiç işimizin olmadığı bir günde; “haydi gel bir kahve içelim”i, acı ve hatta bazen yanık kokan tadına eşlik eden o muhabbeti özledik. Bu özlemle; artık café, 3. dalga kahveci ve kahvehane gibi isimlerle dallanıp budaklanan bu kamusal alanın İstanbul’daki serüvenini merak ettim. 

İlk kahvehane: Kahve 12. yüzyıldan beri bilinse de Habeşistan, Yemen ve oradan İstanbul’a yolculuğu 16. yüzyıla kadar uzanıyor. İlk kahvehanenin şehirde ortaya çıkışına dair çeşitli rivayetler olsa da tarihlerin birbirini tutması bakımından en yaygın hikâye şu: Yüzyılı yarılamış Hakem adında bir tüccar ile Şamlı Şems adında bir efendi, dükkânlarını 1554 yılına denk gelen 962’de Tahtakale’de açmışlar. İlk başta kahve tüketimi için açılan mekânlar önce eşin dostun toplandığı, ziyafetlerin verildiği bir alandan; yaygınlaştıkça işsiz güçsüz takımının, görevden atılan din adamlarının, seferden dönen yeniçerilerin ve büyük rütbe sahiplerinin kaynaştığı bir mekân olmuş. Heterojen yapısıyla aslında ilk ortaya çıktığı dönemden bugüne toplumun sosyal ilişkilerini şekillendiren, gündelik deneyimlerin yaşandığı, toplumun kültürel dönüşümünün aynası bir kamusal alandan söz ediyoruz. Heterojen derken de o dönemin gözlüğüyle bakmak gerek tabii; kahvehaneler dönemin yapısı bakımından sadece erkeklerin temsil edildiği bir alan. Sınıfsal bakımdan bir heterojenlik söz konusu olsa da tarihçi Ralph H. Hattox’a göre farklı dinlerden insanların arasındaki engellerin “…bir fincan kahve, bir çubukluk tütün ve gevşetici bir satranç oyunuyla yıkılmaları bir hayli zordu.”

Kötü şöhret: Kahve ve ona eşlik eden sohbetin tatlılığından olacak ki farklı sosyal zümrelerden insanların yarattığı kültürel birikim aynı zamanda siyasi iktidara karşı farklı fikirlerin yükseldiği bir kamusallığı beraberinde getiriyor. Böyle bir sosyalliğin ancak cami ve medreselerde yakalandığı bir dönemde kahvehaneler tabii “miskinlerin” buluşma mekânı ve fitne yuvası olarak çokça yaftalanmış. Fakat bu kötü şöhret yaygınlaşmasının önüne geçememiş; bu alanda çokça araştırması bulunan Ahmet Yaşar’a göre Kanuni Sultan Süleyman döneminde 50 olan kahvehane sayısı yüzyılın sonunda 600, 19. yüzyıl başlarında 2.500’e ulaşmış. Gençlerin sık ziyaretleriyle ve kültürün tüketildiği hatta üretildiği bir kamusal alan olmasıyla dönemin otoritelerinde şüphe uyandırması sanırım şaşırtıcı değil. 1700'lü yıllarda kahve satışı yetkisi belli bir zümrede toplanınca sokaklarda içine nohut ve fındık kabuğu karıştırılan kahveler satılmaya, yeniçeriler de bu hileye göz yumup para kazanmaya başlamış. Yani bir mafyalaşma söz konusu. Düzenli ordudan ziyade sabahtan akşama sefa sürenler olarak anılan yeniçerilerin sahibi olduğu kahveler çoğaldıkça bu kötü şöhret otoriteler tarafından ahlaki yozlaşmanın bir metaforu olarak resmedilmiş ve mekân kapatmalara uzanan bir baskı yaratmış.

Dönemin yeni medyası: Kahveye karşı oluşan bu karşıt görüşler kahvenin içilmesinden ziyade yarattığı kamusallığa yöneltiliyor. Çünkü kahveler o dönemde ticaret yapanların anlaştığı, seyyahların ve meddahların türlü hikâyeler anlattığı, seferlerden savaş anılarının biriktiği, saz şairlerinin atıştığı ve Ramazan’da Karagöz Hacivat oyunlarına sahne olan mekânlar. Hatta müşterilerin kendi aralarında örgütlenip çeşitli sosyal yardımlaşma girişimlerinde bulunduğu biliniyor. Ucu elbet iktidara dokunuyor; Prof. Dr. Cengiz Kırlı’ya göre kahvehaneler aslında devletle toplumun bir karşılaşma alanı. Hicvin ve siyasi eleştirinin alternatif pratiklere alan açtığı ve resmî söylemde çatlaklar oluşturan bir yeni medya da denebilir buna. Cumhuriyet döneminin siyasi kırılmalarıyla birlikte getirdiği propagandanın, yakın geçmişte vücut bulduğu kahvehaneler; 40’lı ve 50’li yıllarda üniversite öğrencilerinin kültürel yeniden üretim alanlarına, 70’lere gelindiğindeyse şiddetin vücut bulduğu, çatışmaların ortasında sıkışan mekânlara dönüşmüş. 12 Eylül sonrasını düşününce de ülkenin ekonomi politikalarındaki değişimleri yine kahvehanelerde gözlemlemek mümkün. Dolayısıyla kontrol mekanizmalarının gözleri ve elleri hep bu alanlarda dolaşmış, hatta bu pratik bana göre günümüze kadar ulaşmış. Dönemin erkekleri için şehirdeki örgütlenmeyi sürekli şekillendirmeye devam eden bu mekânlar o günden bugüne hâlâ sosyal etkileşim kalıplarını dönüştürmeye devam ediyor. 

Kaynakça

Yaşar, A . (2005). Osmanlı Şehir Mekânları: Kahvehane Literatürü . Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi , (6) , 237-256.

Koçu, R. E. (1947). İstanbul Kahvehaneleri. Taha Toros Arşivi

Erkan, P.  (2016, Nisan 5). Kahve ve İstanbul'da Kahvehaneler. Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona. Açık Radyo.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul
∙

BÜLTEN SAYISI

Kulak ver: Kentsel tarımın ayak sesleri

İstanbul'dan: Kentsel tarımın geri gelen ayak sesleri, İstanbul'un kahvehaneleri, yıldızların üstünde Madam Anahit.

18 Nis 2021

Anadolu Efes ile birlikte
Unplash

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

‘İstanbul’un Gözü’ Ara Güler'den geriye kalan kent manzaraları

Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Vartan Estukyan

·

16 Eki 2026

‘İstanbul’un Gözü’ Ara Güler'den geriye kalan kent manzaraları
Bizi bu şehir sinirlendiriyor olabilir mi?

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Vartan Estukyan

·

04 Eki 2026

Bizi bu şehir sinirlendiriyor olabilir mi?
Eski Şark Eserleri Müzesi yeniden açıldı: İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin gözden kaçan hikayeleri

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

Deniz Kaynak

·

09 Ağu 2026

Eski Şark Eserleri Müzesi yeniden açıldı: İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin gözden kaçan hikayeleri
İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Şerif Yenen

·

04 Ağu 2026

İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?
Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?