Mali sürüklenme: Enflasyon, vergi dilimleri ve çalışanların mağduriyeti

Gelir vergisi dilimlerindeki güncelleme oranları (her yüksek enflasyon döneminde olduğu gibi) bu sıralarda da sıklıkla tartışılan bir konu. Brüt ücret üzerinden çalışan pek çok işçi, ara zam aldığı halde bir üst vergi dilimine geçtiği için zam sonrasında eline geçen ücretin azaldığından şikayet ediyor.
Mali sürüklenme: Enflasyon, vergi dilimleri ve çalışanların mağduriyeti

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Gelir vergisi dilimlerindeki güncelleme oranları (her yüksek enflasyon döneminde olduğu gibi) bu sıralarda da sıklıkla tartışılan bir konu. Brüt ücret üzerinden çalışan pek çok işçi, ara zam aldığı halde bir üst vergi dilimine geçtiği için zam sonrasında eline geçen ücretin azaldığından şikayet ediyor.

Ekim ayına ilişkin Yİ-ÜFE’nin belli olmasının ardından 2025 yılına dair yeniden değerleme oranı %43,93 olarak belirlendi. Dolayısıyla 110 bin TL olan gelir vergisi tarifesinin ilk dilimi, 2025 yılında bu oranda artırılarak 158 bin TL’ye çıkarılacak. Ancak uzmanlara göre tarifenin geçmiş yıllarda da tam olarak enflasyona uygun şekilde artırılması halinde bu dilimin yaklaşık 415 bin TL düzeyinde olması gerekiyordu. 

2022 yılında yapılan bir düzenleme ile asgari ücret gelir vergisinden muaf tutuldu. Ancak asgari ücretin bir miktar üzerinde maaş alan bir çalışan, nominal gelirindeki artış nedeniyle rahatlıkla ikinci hatta üçüncü dilim üzerinden gelir vergisi ödeyebiliyor. Bu da çalışanlar üzerinde, reel olarak ödemesi gerektiğinden fazla vergi ödediğine dair bir şikayet oluşmasına neden olabiliyor.

Bu durum ekonomide “mali sürüklenme (bracket creep)” olarak adlandırılıyor. Yüksek enflasyon dönemlerinde yaygın görülen bir durum olan mali sürüklenme, artan oranlı vergi dilimlerinin enflasyona uygun şekilde güncellenmemesi nedeniyle bireylerin reel gelirleri artmasa bile, nominal gelirleri arttığı için daha yüksek vergi dilimleri üzerinden ödeme yapması olarak ifade ediliyor. Artan oranlı vergi sistemlerine sahip olan ancak düzenli enflasyon ayarlamaları olmayan Türkiye ve Güney Afrika gibi ya da çok sayıda küçük vergi diliminin bulunduğu Almanya gibi ülkelerde bu durum sıklıkla yaşanabiliyor.

“Geçmiş yıllardan süregelen bir güncelleme sorunu var”

Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, artan oranlı gelir vergisi tarifesindeki dilimlerde artış oranına ve bu matraha karşılık gelen vergi oranlarının yüksekliğine dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek şöyle konuştu:

“Ücretlilerin vergi yükü konusunda en çok merak edilen konuların başında vergi matrahı yani vergi dilimleri geliyor. Evet, bu dilimler her yıl yeniden değerleme oranına göre artırılıyor ve şimdi de 1 Ocak 2025’ten itibaren %43,93 oranında artacak. Aynı tarifeye ticari, zirai, mesleki kazanç gibi sermaye gelirleri tabi olurken ücretliler de tabi olacak. Ancak ücretliler 2024 yılı boyunca 110 bin TL ile başlayan tarifeye göre vergilerini ödemişlerdi ve burada zaten bir mağduriyet oluşmuştu. Şimdi 2024’ün mağduriyeti giderilmeden 2025’in mağduriyetini konuşacağız. Geriye dönük bakarsak, 2023’ün mağduriyeti de giderilmedi.”

Bu durumun sebebinin yıllardır süregelen çift haneli yüksek enflasyon dönemi olduğunu söyleyen Yılmaz, “Geçmiş yıllardan süregelen bir güncelleme sorunu var. Enflasyonla birleştiği için bu sorun ağırlaştı ve sonuçta her biri ücretlinin aleyhine işledi. Bugün maalesef yalnızca bugünün sorununu konuşamıyoruz. Geçmişimizde %2 veya %3’lük bir enflasyon ve yeniden değerleme oranı olsaydı, bugün bu vergi dilimlerinin güncellenmesi ve matrah sorununu konuşmuyor olurduk” ifadelerini kullandı.

Yalnızca dilimlerin değil, oranların da adaletsiz olduğunu da söyleyen Yılmaz, ücretliler için farklı, sermaye gelirleri için farklı tarifelerin olması gerektiğini söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“2006 yılına kadar ücret ve sermaye gelirleri için ayrı tarifeler vardı. Sonra bunlar birleşti. Şimdi ücretli de olsan, ticari kazanç sahibi de olsan veya kira geliri sahibi de olsan fark etmiyor. Her biri %15’ten başlıyor. 2006 yılında ücretlilerin vergi oranı %10’dan başlıyordu. Sermaye gelirleri ile emek gelirlerinin vergi tarifelerinin birbirinden farklı olması, emeğinkinin daha düşük olması gerekiyor. Buna ücretin sermayeye göre kayırılması, yani ‘Ayırma Kuramı’ denir. Neden? Çünkü emek hastalanır, emek sakatlanır, işsiz kalır veya ölebilir. Aynı riskler sermaye için geçerli değil. Sermaye bazı kriz dönemlerinde bir süreliğine değersizleşebilir, ancak daha güçlü bir yeniden toparlanma sürecine girer. Ücretli yıl boyunca maaş aldıkça sürekli olarak bir üst vergi dilimine çıkarak daha yüksek vergi ödüyor. Vergi oranları arasındaki fark da büyük. Bu da bir opsiyonu elimizden aldı. %25 oranında vergi ödeyecek olan kişi bir artışla kendini %35’te buluyor. Vergi oranları %15 ile başlayıp %20’ye, %27’ye, %35’e ve %40’a yükseliyor ki mutlaka ücretliler için %22, %25, %30 gibi oranların da tarifede yer alması gerekiyor.”

Gelir vergisi dilimlerinde geçmişe göre bir güncellemenin şart olduğunu, mevcut durumun işçiyi de işvereni de zor duruma soktuğunu ifade eden Yılmaz, sırf bu nedenle ücretlerde buharlaşma yaşandığını da söyleyerek şöyle dedi:

“Yeniden değerleme oranında, geçmişten gelen güncellemelerle birlikte bir düzenleme şart. İşveren de zor durumda. İşveren çalışanına maaşını bir şekilde ödüyor ama bir ara zam yaptığı anda yılın sonuna doğru çalışanın aldığı ücret yine Ocak’taki seviyesine dönüyor. İşverenin de aslında fedakarlıkla çalışanına yapmış olduğu ücret zammı boşa çıkmış oluyor.”

“Dünyada vergi yükü artıyor, Türkiye de bundan azade değil”

Konuyla ilgili görüşlerini Aposto’ya aktaran BV Portföy Ekonomisti Ali Orhan Yalçınkaya ise Türkiye ve dünyada yaşanan mali sürüklenmeyle ilgili yapılan OECD araştırmasına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“OECD’nin bu konuyla ilgili 2022 dönemini kapsayan bir araştırması var. Orada şu görünüyor, 2022 yılında vergi oranları artarken, yüksek enflasyon reel ücretlerin düşmesine neden oluyor. Vergi sisteminin genel parametreleri de enflasyona göre tam olarak uyarlanamadığı için çalışan üzerindeki vergi yükü artıyor. Türkiye de bundan azade değil açıkçası.”

OECD araştırmasının sonuçlarına göre dünyada reel ücretlerin gerilediğinin net bir şekilde belli olduğuna dikkat çeken Yalçınkaya,  “O dönem için ortalamada 38 ülkeden 35’inde reel ücretler azalmış. Bu ülkeler arasından 9 ülkedeki reel gelirler %5’ten fazla azalmış. Bu ülkelerden bir tanesi de Türkiye” dedi. 

Türkiye ile ilgili yalnızca vergi matrahlarındaki güncellemenin değil, güncelleme sırasında kullanılan enflasyon ölçümünün de tartışılmakta olduğunu söyleyen Yalçınkaya şöyle dedi:

“Türkiye ile ilgili konuşulması gereken bir başka hikaye şu; burada enflasyonun doğru ölçülüp ölçülmediğiyle alakalı ciddi tartışmalar mevcut. Örneğin İTO ve TÜİK; bunların endeksleri birbirine çok benzemese de 2022 yılından sonra ciddi biçimde ayrıştıklarını görüyoruz. Dolayısıyla vergi parametrelerini enflasyona göre ayarlamayı bir kenara bırakalım, enflasyonu doğru ölçüp ölçmediğimize kadar akıllarda soru işaretleri mevcut.”

Vergi alanında ilgili reform ihtiyacına da dikkat çeken Yalçınkaya, bu hususta çözüm önerilerini ise şu şekilde sıraladı:

“Dolaylı vergilerin toplam vergiler üzerindeki payı %65’e ulaşmış durumda, yapılan büyük ölçekli vergi afları da vergi ödeme ile ilgili moraliteyi bozuyor ve insanları vergi ödemeye ikna edemez hale geliyorsunuz. Dolayısıyla bir vergi reformu muhakkak yapılmalı. İşçiden alınan sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası gibi katkıların düşük ücretli çalışanlardan alınmaması gibi uygulamalar da gelirleri artırıcı yönde olması bakımından uygulanabilir.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

EXANTEEXANTE

BÜLTEN SAYISI

💰 GSS'ye af, işverene destek

Dün hem yurt içi hem de yurt dışında nispeten sakin bir haber akışı mevcuttu. Yurt içinde TCMB, TÜİK ve TİM tarafından açıklanan sektörel endeksleri takip ettik. Ayrıca TBMM'ye sunulan yeni düzenleme de gelişmeler arasında ön plana çıktı.

26 Kas 2024

AA

YAZARLAR

Emircan Yaman

Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE

HİKAYE

TÜSİAD Şam’da: Suriye’nin ulaştırma projeleri üyelerle paylaşılacak

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Perihan İnci ve Fatih Kemal Ebiçlioğlu ile Ankara Temsilcisi Barış Urhan, 31 Ağustos–2 Eylül tarihlerinde Suriye'nin başkenti Şam’ı ziyaret ederek Suriye Ulaştırma Bakanlığı, Suriye Merkez Bankası, Suriye Varlık Fonu ve ticaret ve sanayi odaları ile görüştü. Yeniden yapılanma yatırımları, finansmana erişim, yatırım mevzuatı, bürokratik işlemler ve dış ticaret koşulları üç günlük programın ana başlıklarıydı.

Emircan Yaman

·

03 Eyl 2026

TÜSİAD Şam’da: Suriye’nin ulaştırma projeleri üyelerle paylaşılacak
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Türkiye ekonomisine ve imalat sanayine bir bakış

Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte büyümeye devam ederken, büyümenin bileşimi sanayideki zayıflığın sürdüğüne işaret ediyor. Tarımdaki güçlü baz etkisi, tüketimin desteği ve ithalattaki sert daralma manşet büyümeyi ayakta tutarken, imalat sanayisinde siparişler, istihdam ve üretim baskı altında kalmayı sürdürüyor.

Türkiye ekonomisine ve imalat sanayine bir bakış
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Katılaşan enflasyon ve yavaşlayan büyüme

Bu hafta makroekonominin en önemli iki göstergesi olan enflasyon ve büyümeye ilişkin veriler geldi. Enflasyonda yaz aylarında görülen görece olumlu tablo sona yaklaşırken, gıda, eğitim, enerji ve kura duyarlı kalemler önümüzdeki aylar için yukarı yönlü riskleri artırıyor.

Erhan Aslanoğlu

·

03 Eyl 2026

Katılaşan enflasyon ve yavaşlayan büyüme
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Kredi kartı mahkumları: Taksiye bir tomar banknotla binme zorunluluğu Türkiye’ye mi özgü?

İstanbul, 10 kilometrelik taksi ücretinin ülkedeki en büyük banknotun değerini aştığı, hatta bu banknotlardan en az üç adedini cebinizde taşımanızı gerektiren nadir şehirlerden... Türkiye’de 200 TL, 2009’dan bu yana tedavüldeki en büyük banknot olmaya devam ederken genel fiyat seviyesi yaklaşık 19 katına çıktı. Peki taksiye bir tomar nakitle binme zorunluluğu Türkiye’ye mi özgü ve vatandaşları kredi kartına mahkum bırakan süreç nasıl işliyor?

Hikmet Koyuncuoğlu

·

03 Eyl 2026

Kredi kartı mahkumları: Taksiye bir tomar banknotla binme zorunluluğu Türkiye’ye mi özgü?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Türkiye açmazı: Büyüme yavaşlıyor, enflasyon düşmüyor

TÜİK, yılın ikinci çeyreğine ait büyüme rakamını yıllık %2,3 olarak açıkladı. Temmuz enflasyonu ise %31,75. Bu iki rakam bir yıldır birbirine yaklaşmıyor. Ekonomi yavaşlıyor, fiyatlar yavaşlamıyor. Oysa beklenen bu değildi. Bir ekonomi bir yıldır yavaşlıyorsa, talep zayıfladığı için fiyat artışlarının da gevşemesi gerekirdi. Ancak Türkiye'de gevşemiyor. Sebebini anlamak için manşetteki rakamdan ziyade rakamın altında yatan kırılıma bakmak gerekiyor.

Yaman Alp Ungan

·

03 Eyl 2026

Türkiye açmazı: Büyüme yavaşlıyor, enflasyon düşmüyor