

Paribu ile “ Arter’de Uzun Cumartesi ” Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” Sanatın tüm disiplinlerini kapsayan programıyla herkes için erişilebilir, canlı ve sürdürülebilir bir kültür ve yaşam platformu sunan Arter , 17 Haziran ’da Paribu destekleriyle gerçekleşecek Arter’de Uzun Cumartesi kapsamında gece yarısına kadar kapılarını açmaya hazırlanıyor. Neler var? Arter’de Uzun Cumartesi’nin yoğun programı, Eva Koťátková’nın Bir Balıkmışım Bacakları Olan başlıklı kişisel sergisinden yola çıkarak hazırlanan 11.00 ’deki çocuk atölyesi ve 14.00 ’teki yetişkin atölyesiyle başlayacak. Arter’deki sergiler, Uzun Cumartesi’ye özel olarak 19.00 ve 22.00 saatlerinde ücretsiz olarak rehberli turla gezilebilecek. Geçtiğimiz yıla damgasını vuran filmlerden, Charlotte Wells yönetmenliğindeki Güneş Sonrası (Aftersun) 20.00 ’de Sevgi Gönül Oditoryumu’nda izleyicilerle buluşacak. Elektronik müziğe yeni bir yorum getiren DONNA MOBILE by Elif Çağlar , 22.00 ’de Arter’in performans salonu Karbon’da vereceği konserde hareketli ritimleri ve enerjik dans parçalarını melankolik, isyankâr ve sorgulayıcı tınılarla bir araya getirerek dinleyicilere çok boyutlu bir deneyim sunacak. Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” programını incelemek ve biletlere ulaşmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Sergi adı: John Craxton: Işığın Peşinde
Mekân: Meşher
Ne zaman? 5 Nisan - 23 Temmuz 2023
Neden görmeli? Türkiye’deki ilk, dünyadaki en kapsamlı bu Craxton retrospektifi; sanatçının resimden duvar halısına ve opera sahnesi tasarımlarına kadar uzanan çalışmalarına geniş bir bakış atma olanağı sağlıyor. Serginin küratörü ve sanatçının biyografisinin yazarı Ian Collins iyi ki atölyenin köşelerinden bu işleri bulup çıkarmış diyorsunuz sergiyi görünce.
John Craxton aslında ne Türkiye’de ne de dünya sanat kanonunda çok tanınan bir sanatçı. Dostu Lucian Freud’un aksine o, Britanyalı modernist ressamlar arasında en az bilinenlerden biri. Bunun sebebi de aslında Craxton’ın sanatı ya da sanatın sergilenme biçimlerini, sanat çevresini “umursamaması.” Meşher’deki serginin bir duvarında da göreceğiz üzere “Yaşam sanattan daha değerlidir” diyor Craxton. Birçok resmini atölyesinin bir kenarına koyuverip bırakmış bir sanatçıdan bahsediyoruz.
Gençliği Birleşik Krallık’ta savaşın ağır atmosferini soluyarak, eşcinsel ilişkinin yasak olduğu ve ağır cezalara çarptırıldığı karanlık bir dönemde geçiyordu. Bu dönem, eserlerinde plastik bakımdan da karanlık denebilecek bir etkiyle kendini gösterdi.
Bu dönem taşbaskılar, kitap tasarımları ve çeşitli desenler üretti. Sürrealizm ve Kübizm; Dürer, Picasso ve Miro o dönem etkilendiği akımlar ve sanatçılardı. Ancak Craxton’ı bugüne taşıyan asıl dönüm noktası 1946 yılında Atina’ya taşınmasıydı. Zaten annesi, gençliğinde yaptığı Akdeniz ziyaretiyle büyülenmiş ve bunu Craxton’a da aşılamıştı. Her ne kadar Nazi işgaliyle bertaraf edilmiş bir şehir olsa da sıcak, ışık ve insanların samimiyeti sanatçıyı ele geçirmişti. Bir arkadaşına yazdığı mektupta şöyle diyor Craxton: “Bu ülkenin ne kadar leziz olduğunu ve bütün gün parıldayan sımsıcak güneşin ve geceleyin tavernaların ne kadar hoş olduğunu anlatmam mümkün değil: Zeytinyağında sıcacık karidesler ve harika şarap ve Yunanistan’ın çam ağaçlarının yumuşak tatlı kokusu. Eve asla dönmeyeceğim. Nasıl dönebilirim ki?”
John Craxton: Işığın Peşinde | Fotoğraf: Emre Durmuş
Craxton’ın sanatının bundan sonraki dönemini ikiye ayırmak mümkün. Portreler/otoportreler ve büyük kompozisyonlar. Dostlarının, yakışıklı denizcilerin, tavernalarda dans edenlerin, Giritlilerin, çocukların portrelerini çizdi. Aynı kişilere büyük kompozisyonlarında da yer verdi. Tavernada Dans Eden Adam (1954), Kasap (1964-1966), Gün Batımında İki Figür (1952-1967), Üç Denizciyle Natürmort (1980-1987) resimleri sanatçının 80 yılı aşkın yaşamının en güçlü üretimleri arasında.
Sergiyi gezerken Halikarnas Balıkçısı ve Azra Erhat’ın başını çektiği Mavi Anadoluculuk akımına dair öyküler, şiirler, çeviriler zihnimde döndü durdu. Anadolu’yu “kültürlerin geçiş bölgesi” olarak değil de “kültürlerin çekirdek bölgesi” olarak kabul eden akımın belki de bir his olarak öte tarafta da yankılandığını görmek mümkün. Belki de Craxton’ın bu sesi duyduğunu söyleyebiliriz. Zaten zaman geçirmeyi sevdiği Atina’nın duman altı barlarında çalan rebetiko müziğini icra edenlerin birçoğu da Anadolu’dan göç etmek zorunda kalanlardı.
- John Craxton kimdir? 1922’de Londra’da dünyaya gelen John Craxton göçebe bir hayat sürdü. 1946’da Atina’yı, 1949’da İstanbul’u ziyaret etti. Hayatının önemli bir bölümünü Ege’nin iki yakasında geçirdi. Müzikle ilgilenen bir aileye sahip olduğu için belki şanslıydı ancak 40’ların İngilteresi soğuk ve kasvetliydi. Ege’de yaşama hayali olmasına şaşırmamak gerek.
- Bir alıntı: Haz peşinde koşmayı temel alan sağlam bir yaşam felsefesiyle kendini koruyan sanatçının duygusal hasarlar karşısında takındığı savunmacı tavır, resimlerinde bulunan empatiyi yalanlar yoğunluktaydı. Harika taziye mektupları yazmasına karşın hayatın yaşamak için olduğuna, yaşamla barışık olmamız gerektiğine ve tadını çıkarmamız gerektiğine inanırdı. Diğer insanların duygusal sorunlarını neredeyse yok sayardı. Kısmen Hanya’da yaşayan İskoç ressam Fiona Carlisle ile sık sık görüşürdü. Evliliğinin dağıldığı Çin gezisinden dönen Fiona, John ile sohbeti sırasında yaşadığı derin travma duygusundan bahsetti. John ona “farklı bir odada resim yapmayı denemesini” tavsiye etti. Temel olarak şansın gücüne ve “kendini başka bir şeye dönüştürme yeteneği” olarak gördüğü hayal gücüne inanırdı. Şöyle söylemişti:
Hayatım birbirini izleyen sevinçli rastlantılarla geçti. Aslında her gün şansımız vardır ama bunu bilemeyiz. Yetenek, şansı fark edip ondan nasıl yararlanılacağını bilmekte yatar. Şans, hayal gücünün kardeşidir. Bir iyilik meleği olsaydım, bir bebeğe şans dilerdim ama şansı ona acı getireceğini bilerek korkardım da. (John Craxton, Hayatın Lütufları kitabından, Ian Collins, Yapı Kredi Yayınları)
Öne çıkan eser:

Doğanın Yapı Taşlarıyla Manzara, 1975-1976, dokuma halı, 423x492 cm (University of Stirling Art Collection, İskoçya)
Craxton, Girit’e temelli yerleşmeyi düşünüyordu. Ancak 1967 yılında Yunanistan’da darbe olduktan sonra “Kuzeyin Atina’sı” denen Edinburgh’ya taşınmak zorunda kaldı. Yeni kurulan Stirling Üniversitesi de sanatçıya büyük bir duvar halısı siparişi verdi.
Altı dokumacının 18 ayda 500 farklı renkte iplik kullanarak dokuduğu bu heybetli halı sanatçının başyapıtlarından biridir desek yanlış olmaz. Ege’de ve Anadolu’da çokça kullanılan desenler, soldan sağa doğru aydınlanan kompozisyon ve İkarus misali Güneş’e çıktıkça eriyen keçi; Craxton’ın yaşamının, zorunlu ve gönüllü sürgünlerinin destanı niteliğindedir. Ancak karanlık denebilecek sembolizmine rağmen çalışma Ege’nin ve Craxton’ın dirimsel enerjisini yansıtmaktadır. (Merak edenler için: Albaylar cuntası 1974’te son bulduktan iki yıl sonra Craxton Hanya’daki evine dönebildi. 2006’da tedavi görmek için gittiği Londra’da hayatını kaybetti. Külleri Hanya’daki limana savruldu.)
- Ve daha fazlası: Serginin de küratörü olan Ian Collins biyografisini yazmak için Craxton’a yalvardığını söylüyor. Çünkü Craxton’a göre sanat yazarlarının konu ettikleri kişilere tepeden baktıklarını, kişisel gerekçelerle çalıştıklarını ve hakikatleri yanlış yansıttıklarını düşünen biri. Ancak neyse ki Collins sanatçıyı ikna etmeyi başarmış ve karşımızda 400 sayfalık “John Craxton- Hayatın Lütufları” kitabı duruyor. Yapı Kredi Yayınları tarafından sergiyle eş zamanlı yayımlanan kitap, sanatçının heyecanlı yaşamına ve sanata dair düşüncelerine kapsamlı bir bakış niteliğinde.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yedikule Gazhanesi Hangar'da Uzun Yürüyüş 68, Meşher'de John Craxton: Işığın Peşinde sergileri sanatseverleri selamlıyor.
11 Haz 2023

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?



