Mutfaktan objektife: Derya Turgut yemek fotoğrafçılığını anlatıyor

Yemek fotoğrafçısı Derya Turgut'un hikayesi, babasının mutfağında başlıyor; İtalya ve Danimarka’da aldığı eğitimlerle şekilleniyor ve bugün Türkiye’de yemek fotoğrafçılığına yeni bir dil kazandırıyor. Sosyal medyanın hızına karşı hikaye anlatıcılığını savunan Derya; ışığı, kompozisyonu ve mutfağın ritmini biraraya getirerek tabağın arkasındaki emeği görünür kılıyor. Şeflerle aynı dili konuşan, mutfakta görünmez bir figür gibi çalışan ve ışığın peşinden koşan Derya'yla yemek fotoğrafçılığının dününü, bugününü ve yarınını konuştuk.
Mutfaktan objektife: Derya Turgut yemek fotoğrafçılığını anlatıyor

20 Eylül - Pizza V - apero
Pizza V ile birlikte

Göründüğü gibi olan pizza: Pizza V Görsel sunumların gerçeği gölgede bıraktığı bir çağdayız. Menülerde parlayan pizzalar, kutuyu açınca tanınmaz halde karşımıza çıkabiliyor. Pizza V tam da bu meseleden yola çıkıyor. Pizza V’nin menüsünde ne görüyorsanız, kutuyu açtığınızda ya da şubelerde de tam olarak onu bulursunuz. Çünkü Pizza V, pizzanın sadece lezzetli değil, dürüst de olması gerektiğini savunuyor. Her pizza %100 dana eti, %85 oranında domatesten yapılmış sos, gerçek mozzarella, taptaze malzeme ve uzun süre mayalanmış hamurla hazırlanıyor. Malzeme kalitesinden ödün verilmiyor, tüm süreçler özenle kontrol ediliyor. Lezzette gösterilen özen sunumda da sürüyor, her pizza gıda temasına uygun, kilitli ve kişiselleştirilmiş kutularla servis ediliyor. Ne yediğinizi bilmek istiyorsanız Pizza V ile buradan tanışabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Gözümüzün önüne bir ev getiriyoruz. Anne bankacı, baba ise hazine avukatı. Bu evde babanın serbest zamanı daha fazla; özellikle yazın, adli tatildeyken çoğu vaktini evde geçiriyor. Evde de genelde yemekleri o yapıyor. Üstelik çok da güzel yemek yapıyor. Misafir ağırlamayı çok seviyor. Evdeki küçük kızı da hep ona yardım ediyor; kendisini babasının yamağı olarak görüyor. Yemek fotoğrafçısı ve stilisti Derya Turgut’un yemeğe merakı çok erken yaşlarda babasının mutfağında böylelikle uyanıyor; daha ilkokula gitmeden kendi başına yemek yapmaya başlıyor. Ailesi de bu merakına hep destek oluyor. 

"Annem hiçbir zaman ‘Aman kirletirsin, mutfağa girme’ demezdi, izin verirlerdi. Kendimi bildiğimden beri yemek hayatımda hep vardı."

Üniversite yıllarında Derya’nın mutfağa ilgisi daha da derinleşiyor; Türkiye’de çok da bulunmayan malzemeleri arayıp buluyor, yeni tariflerde deniyor, restoranlarda tattığı yemekleri evde yeniden yapmayı seviyor. Finans sektöründe on yılı aşkın bir süre çalıştıktan sonra biraz tıkandığını hissedip ara vermeye karar veriyor.

Derya, sonrasında MSA’da yiyecek-içecek işletmeciliği eğitimine katılıyor. Ancak işin mutfak tarafının en az borsacılık kadar stresli olduğunu fark edince bu planı bir kenara bırakıyor. Kadir Has Üniversitesi’nde İstanbul Culinary’nin aşçılık programına kayıt oluyor. Programı bitirdikten sonra arkadaşlarıyla açtıkları bir mekana ortak oluyor ve bir anda mutfağın tam ortasında buluyor kendini. 

"Yemek fotoğrafı da orada girdi devreye. Instagram yeni başlamıştı. Kendi açtığımız yerin fotoğraflarını paylaşmak için önce cep telefonumla sonra makinemle çekmeye başladım. O dönem yemek blogları da yükselişteydi. Çok güzel fotoğraflar vardı, ben de denemeye başladım. Ortaklık sona erdiğinde mutfağa geri dönmedim ama yemek fotoğrafçılığı artık aklımın bir köşesine düşmüştü."

Yemek fotoğrafçısı ve stilisti Derya Turgut. Fotoğraf: Selin Saral.

Mutfaktan objektife ilk adımlar

Derya, yemeğin sadece tadına değil, sunumuna da en az lezzet kadar meraklı olduğunu söylüyor. Aşçılık eğitimi ona yeni bir kapı açıyor ve onu yemek stilistliği fikrine yaklaştırıyor. Derya’nın bu kararını mutfağa duyduğu ilgiyi estetikle buluşturma arzusunun ilk somut adımı olarak düşünebiliriz. Fotoğrafçılık ise sadece bir ilgi alanı, henüz kariyer planlarında yok o dönemde. 

"Fotoğrafçı olmak için illa okulunu okumam, diplomasını almam gerektiğini düşünüyordum. Zaten yaptığım her işin öyle olması gerektiği düşüncesinde biriydim. Dolayısıyla o yıllar fotoğrafçılığı bir meslek olarak hiç düşünmemiştim."

İlk adımı, bu işin kutsal kitabı sayılan Delores Custer'dan Food Styling kitabını Amazon’dan sipariş etmek olmuş. 

"Kitap geldi, baktım ama bunun uygulama kısmı var, nasıl çekeceğim? Öğrenmem lazım dedim. Portfolyo oluşturabilmek için fotoğraf çekmeye başlamam gerekiyordu." 

Neolokal

Derya, önce Muammer Yanmaz’ın fotoğrafçılık atölyesine gidiyor. O zamanlar açık olan Kantin’den alıp eve getirdiği tart ve turtalarla yaptığı denemeler hâlâ aklında. İlk profesyonel çekimini ise İstanbul Culinary’de yapıyor. 

"Mutfakta kendim teklif ettim: ‘Siz yemek yapın, ben çekeyim.’ Hem benim portfolyom olsun hem de sizin fotoğraflarınız. İki şef arkadaşım mutfağa girdi. Hatta hiç unutmuyorum; şef ceketleriyle mutfakta yemek yapıyorlar, ben de üzerimde şef ceketim elimde kamerayla fotoğraf çekiyorum. Aslında bu iki kimliğimin buluşmasıydı benim için. Orada bir kırılma yaşandı ve bu işin peşinden gitmeye karar verdim."

Takip ettiği bir blogger’ın İtalya’da düzenlediği bir programa katılan Derya, orada doğal ışıkla çekim yapmanın inceliklerini birebir deneyimleyip öğreniyor. Döndükten sonra burada da uygulamaya başlıyor. Çektiği fotoğrafları Instagram’da paylaşmaya başladığında artık başkaları da onu fark ediyor. "Bana ‘Yemek fotoğrafı da çekiyor musun?’ diye sormaya başladılar," diyor. Instagram, görünürlüğünü artırıyor ve işi bir hobi olmaktan çıkarıp mesleğe dönüştürmesinde rol oynuyor.

Șef Cenk Debensason, Arkestra

Fakat Derya’nın bu işi bir kariyer olarak benimsemesinde en büyük etkiyi Danimarka’da iki senede bir yapılan ve tamamen yemek fotoğrafçılığına adanmış bir festival bırakıyor. 

"Dünyanın dört bir yanından yemek fotoğrafçıları geliyor, sergiler ve atölyeler düzenleniyor. Onları birer fine art eseri gibi görmek beni çok etkiledi. Festivalde bir bira üreticisinin atölyesinde gün boyu süren bir çekim yapma şansı bulduk. Üreticiyle tanışıp her bir adımı ondan dinlemek, üretim aşamalarını çekmek, sonra tadıma katılmak; o günü baştan sona bir hikaye gibi yaşamak beni çok etkiledi. O an ‘Ben bu işi yapacağım’ dedim."

SantoPalato, Roma

Restoranlardan kitap sayfalarına

Derya, mesleğe başladığı dönemde Türkiye’de yemek fotoğrafçılığının genel algısının çok farklı olduğunu söylüyor: O yıllarda yemek fotoğrafçılığı Türkiye’de bir nevi ürün fotoğrafçılığı olarak görülüyor. İlla bir stüdyoda yapılmalı; çorbaların, margarinlerin, ambalajlı ürünler çekilmeli. Derya hiçbir zaman ürün tarafında çalışmak istemiyor, ilk günden beri kişilerin ya da mekanların hikayelerini anlatan kareler çekmek daha çok ilgisini çekiyor.

İlk profesyonel çekimi Cem Orkut’un İtalyan restoranı La Scarpetta için oluyor. Ardından şehrin önde gelen pek çok restoranıyla çalışmaya başlıyor. "O dönemde hayatıma kitaplar ve projeler de girmeye başlamıştı" diyor. Bu dönemde yemek editörü ve kitap yazarı Cemre Torun’la tanışması ve sonrasında Condé Nast Traveler için Cemre’yle birlikte çekim yapmaya başlaması işlerinin seyrini değiştiriyor. 

"Bir günde 6-7 restoran gezdiğimiz oluyordu. Bu hem pratiğimi inanılmaz geliştirdi hem de o dönem restoranlar nezdinde bu işe ihtiyaç yeni yeni doğuyordu ve bu işi yapan pek insan yoktu. Dergilerde yayımlanıyorsa bu iş ‘iyidir’ gibi bir algı oluşuyordu ve markalar, restoranlar direkt bana gelmeye başladılar."

Cemre Torun ve Begüm Yaramancı ile İçindekiler kitabından

Derya, ürün yerine mekan, şef ve yemeği yansıtan kareler çekmesiyle sektörde bir boşluğu doldurmaya başlıyor. Mesleki gelişimini eğitimlerle de sürekli besliyor. Roma’da katıldığı bir başka eğitimde bu kez bir toplulukla biraraya geliyor. 

"Orada Danimarkalı popüler bir yemek yazarıyla tanıştım. Tamamen glütensiz ve sağlıklı reçeteler üzerine bir otoriteydi. Bir sonraki kitabının çekimlerini teklif etti. Kabul ettim ve 15 gün boyunca Danimarka'da onun kitabının çekimlerini yaptık."

Tasarımcı ve fotoğrafçı Yılmaz Aysan, Derya’nın yemek fotoğraflarını ilk gösterip tavsiyelerini aldığı kişilerden biri. Yılmaz Bey yıllar sonra Derya’ya bir gün bir kitap projesi olduğunu söylüyor. Bu proje, Bedriye Medina ve Müjde Mısırlı’nın hazırladığı bir yemek kitabı. Derya bu teklifin kendisi için ne denli özel olduğundan gözleri dolarak bahsediyor. 

"Bedriye Medina, Remix kitaplarının ortak yazarı ve Remix kitapları benim yemek yapma sebebimdi. Onun ve tasarımcısının bana gelip teklif etmesi çok kıymetliydi. O kadar profesyonel çalışıyorlardı ki o akışın içinde olmak, deneyimlemek, öğrenmek… Benim için en özel işlerimden biridir."

Elvan Uysal Bottoni ile Rakı Şişesinde İtalyan Olsam kitabından, Livorno.

İtalya’da Elvan Uysal Bottoni ile yaptıkları kitap çekimleri ise bambaşka bir tecrübe. Bir yandan diğeri ne kadar planlı-programlı ise İtalya çekimleri son derece spontane gelişiyor. Masada sadece yemek çekmek olmuyor mesele. Hazırlık süreci, dükkan, yemeklerin bulunduğu ortam… 

"Biz ekstra bir sahne yaratmadık, doğru hikayeyi en iyi anlatacak şekilde kurgulayıp styling yaptık. Elvan’ın kırsaldaki domatesçisine, soğancısına, kasabına gitmek; onların hayatlarının içine girmek, günler geçirmek, onları fotoğraflamak… Bu beni bambaşka şekilde besledi. Üç hafta boyunca oraya taşındım ve çekimleri başından sonuna birlikte yürüttük."

Benzer şekilde Cemre Torun ve Begüm Yaramancı’nın İçindekiler kitabının çekimleri de uzun bir sürece yayılıyor. Her ayrıntısıyla ince ince uğraşılarak beş senede tamamlanıyor. 

"Hem herkes başka işler yapıyordu hem de kitap tamamen mevsimsellik ve malzeme üzerineydi. O malzeme yoksa bekliyorduk, bulduğumuzda çekiyorduk. Çok sabır isteyen ama sonunda çok tatmin edici bir süreçti."

Kilimanjaro'nun mutfağından

Işık, kadraj, tabak

Bir yemek editörü olarak benim için iyi bir yemek fotoğrafı yalnızca teknik doğrularla değil, hissettirdiği duyguyla, yazıda anlattığımız meseleyi bir kareye ne denli sığdırabildiğimizle de ilgili. Bu nedenle daha çok sokak fotoğrafçısı tarzı insanlarla çalışmayı seviyorum. Çünkü temiz, kusursuz bir fotoğraf bana çok cazip gelmiyor. Bir tabağın, masanın ya da ortamın yaşanmışlığını, dokunulmuş hâlini ve en iyi hâliyle dağınıklığını görmek hoşuma gidiyor. Sokak fotoğrafçıları o anı, o hissi daha doğru yakalıyor gibi gelmiştir hep. 

Ama bu tamamen kişisel bir tercih. Yemek söz konusuyken renkler ise bambaşka bir hassasiyet gerektiriyor. Peki teknik olarak iyi yemek fotoğrafının olmazsa olmazları nelerdir? "İlk olarak doğru ışık," diyor Derya.

"Doğru ışık, gözümüzle gördüğümüz gün ışığıdır. Ne çok mavi, ne çok sarı, ne de yeşil olacak. Amaç yemeğin gerçek rengini yakalamak. Doğru çekersen sonrasında çok az düzeltmeyle gerçek hâline yaklaştırabilirsin. Yanlış çekersen geri dönüşü pek olmuyor.

İkinci kritik nokta netlik. Özellikle sosyal medya çekimlerinde en çok yapılan hata, focusun nerede olduğunun belli olmaması. Yemekte olması gerekirken sağa sola, arka plana kayıyor. Bence en kötü görüntülerden biri bu.

Alan derinliği kullanımı da önemli bir mesele. Doğru yerde kullanıldığında yemeğe odaklanmayı sağlıyor, atmosfer yaratıyor. Ama gereksiz kullanıldığında yemeği göstermediği gibi sağlıklı sonuçlar da sunmuyor.

Kadraj ve perspektif de belirleyici faktörler: Her yemeğin iyi gözüken bir açısı var. Mesela grafiği güçlü bir tabaksa tepeden çekersin; bir hamburgerse ya karşıdan ya 45 dereceden çekersin ki hem üstünü hem içini görebilesin. Fotoğrafçının gözünün kompozisyon kurallarını bilmesi, gerektiğinde esnetmesi gerekiyor. Ve elbette doğru kurgu. Hiçbir şey rastgele değil. Sokak fotoğrafçısı bile anı yakalarken kafasında kompozisyonunu kuruyor. Teknik bilgiyi görsel anlatıyla birleştirmek çok önemli."

Yeni Soho, Londra

Hızlanan dünya, kısalan hikayeler

Derya, sosyal medyada son dönemde popülerleşen flaşlı çekim modasına biraz eleştirel yaklaşıyor. Yemek fotoğrafçılığını sadece görsellik değil, bir tür dürüstlük meselesi olarak da ele alıyor. Fotoğrafta yemeğin gerçek rengini ve hissini korumak onun için önemli; izleyiciye sahici bir deneyim sunmak istiyor.

"O flaşı direkt yemeğin üzerine patlatınca yemeği yakmış gibi oluyorsun. Gerçek rengini kaybediyor, sapsarı bir görüntü çıkıyor ortaya. Bence bu en büyük yanlışlardan biri."

Bugün sosyal medyanın hayatımızda bu kadar merkezî bir konuma gelmesi, yemek fotoğrafçılığını ciddi şekilde dönüştürdü. Mekan sahiplerinin beklentileri de değişti. Artık çok daha hızlı tüketilen içerikler talep ediliyor. Örneğin, 30 günlük içerik planı için her güne iki-üç görsel isteniyor, bu da yüzlerce fotoğraf anlamına geliyor. Bu talep, niceliği niteliğin önüne koyuyor. 

"Eskiden her çekim öncesi planlama yapılır; yemekler, mekan, hatta ekibin hazırlık süreçleri fotoğraflanırdı. Şimdi ise her şey tek seferde, tek bir günde çıkarılmak isteniyor. Bu da ışık, kompozisyon, netlik gibi detaylara gereken özeni göstermeyi zorlaştırıyor."

Yazz Collective.

Özellikle pandemi sonrası bu hızlanma daha da arttı. Sosyal medyada görünürlük baskısı o kadar yoğun ki bu da fotoğrafçının hikaye anlatıcı rolünden çıkıp adeta bir içerik üretim bandına dönüşmesine yol açıyor.

Bir başka problem, sosyal medyanın içerik formatlarını tekdüzeleştirmesi. Mekan sahipleri sıklıkla başka bir mekanın hesabını gösterip "Biz de böyle istiyoruz" diyor. Oysa her mekanın kendi ruhu, hikayesi ve tarzı var. Ajansların devreye girdiği senaryolarda bu durum daha da katılaşıyor. Farklı restoranların ekran görüntülerinden oluşturulan moodboard’lar, işin özgünlüğünü öldürebiliyor. Böylece ortaya çıkan işler birbirinin kopyası hâline geliyor. 

Șef Mustafa Otar, Yazz Collective.

Bir dönem her şey flat lay (tepeden çekim) idi, sonra dramatik gölgelerle masa üstü çekimleri moda oldu. Şimdi flaşlı, doğrudan ve bazen kasıtlı olarak amatör görünen fotoğraflar trend. Fakat bu sürekli değişen görsel diller, mekanın veya yemeğin asıl kimliğini geri plana itebiliyor.

"Kişisel tecrübem, doğrudan müşteriyle çalıştığımda bu sorunların azaldığını gösteriyor. Bu da önemli bir nokta: Doğrudan iletişim hem fotoğrafçının hem mekan sahibinin beklentilerini hizalıyor, ortaya daha tutarlı işler çıkıyor.

Mutfak bilgisi ve aşçılık eğitimi gibi avantajlarım da kaliteyi artıran bir etken. Mutfağa görünmez bir figür gibi girip akışı bozmadan çalışabilmem, şefin temposunu ve yemeğin sıcak-soğuk dengesini gözetmem, tabağın dayanma süresini hesaplayabilmem çekimi hem teknik açıdan daha güçlü kılıyor hem de tabak en iyi hâliyle belgelenmiş oluyor."

Yeni Soho, Londra

Bu iş nereye gidiyor?

Türkiye’de yemek fotoğrafçılığı ve stilistliği son yıllarda giderek daha görünür hâle geldi. Artık bu iş "Mekan da çekerim, moda da çekerim, yemek de çekerim" anlayışının ötesine geçip kendi alanını buldu. Bu gelişme değerli çünkü böylece bu alanda uzmanlaşmış, sadece bu işe odaklanan, görsel dili geliştirmek isteyen insanlar ortaya çıkıyor.

"Tabii ki işin bir de karanlık tarafı var: Yemek içeriklerinin popülerleşmesiyle hızlı para kazanma uğruna estetik veya teknik kaygıları bir kenara bırakan, niceliği önceliklendiren bir yaklaşım yaygınlaştı. Bu da genel kalite algısını düşürüyor. Bu hız ve kolaycılık mesleğin derinliğini tehdit ediyor. Ama bu tablo içinde hâlâ çok iyi işler çıkaran, üretiminde özen ve hikaye anlatıcılığına önem veren fotoğrafçılar da var.

Bir diğer önemli konu telif hakları. Yurt dışında bu konuda kurallar çok net: Fotoğrafın nasıl kullanılacağı, nerede yayımlanacağı, hangi süreyle görüneceği sözleşmede baştan belirleniyor. Türkiye’de ise henüz aynı profesyonellikte değiliz. Bu da bu mesleği sürdürülebilir olmaktan uzaklaştıran sorunlardan biri."

Ristorante Trattoria da Burde, Floransa

Derya son birkaç yıldır üst üste eğitimler veriyor. Bunu bir eğitmenlik kariyeri inşa etmek için değil, bu işi yapmak isteyenlere yol göstermek, fikir vermek, motivasyon sağlamak için yaptığından bahsediyor. Kendisi bu işe bir okuldan mezun olarak değil, alaylı bir şekilde, tecrübe ederek, izleyerek, eğitimlere katılarak, kendi yolunu bulmaya çalışarak başlıyor. O yüzden eğitimler Derya için hem bilgi paylaşımı hem de bu işin arkasındaki emeği anlatma fırsatı yaratıyor. 

"Herkes güzel fotoğraf çekebilir ama herkes yemek fotoğrafçısı olamaz; bu iş sabır, planlama, zamanlama, ışık bilgisi ve büyük bir prodüksiyon disiplini gerektiriyor. Yemek fotoğrafçılığı hâlâ sürprizlerle dolu bir alan. Gün ışığı her zaman istediğim gibi olmayabilir ya da şefin o günkü ruh hâli bütün çekim akışını değiştirebilir. Kimi zaman cam siliyor, kimi zaman masa örtüsü ütülüyorsun ama tüm bunların bir parçası olmayı seviyorum. Çünkü bu işin amacı da tüm bu hazırlıkları ve emeği bir kareye sığdırabilmek.

Sonuçta bu mesleği seçerken hikaye anlatmayı, yemeklerin arkasındaki emeği görünür kılmayı seçtim. Bugün geldiğim noktada en büyük motivasyonum hâlâ bu."


Bu yazıdaki fotoğraflar, yemek fotoğrafçısı Derya Turgut'un yıllar içinde yaptığı çekimlerden derlenmiştir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

🍽️ Işık, kadraj, tabak: Yemek fotoğrafçılığı

Bugünün medya ortamının hızına karşı hikaye anlatıcılığını savunan yemek fotoğrafçısı ve stilisti Derya Turgut, ışığı, kompozisyonu ve mutfağın ritmini birleştirerek tabağın arkasındaki emeği görünür kılıyor.

20 Eyl 2025

Pizza V ile birlikte
Elvan Uysal Bottoni'nin Rakı Şişesinde İtalyan Olsam kitabından. Fotoğraf: Derya Turgut.

YAZARLAR

Reyhan Ülker

İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümü mezunu Reyhan, üniversite hayatı boyunca Mikla ve Ruhun Doysun başta olmak üzere şef Mehmet Gürs’ün çeşitli projelerinde yer aldı. Kopenhag'ta bulunan Noma’da tamamladığı staj programının ardından odağını "yemek hikayeleri"ne çevirmeye karar verdi. 2022 yılı Kasım ayından beri Aposto’da yemek editörlüğü yapıyor.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

The Bear’e veda: Her şey yolunda

Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.

18 Tem 2026

The Bear’e veda: Her şey yolunda
apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra