NAZ AKYOL

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Geçtiğimiz günlerde reklamlarda toplumsal cinsiyet eşitliği temsilleri üzerine bir yazı kaleme alırken şu cümlelerle başladım:
Feuerbach, "Ne yersen osun," derken tam olarak neyden bahsediyordu bilmiyorum. Biz bugünlük birincil anlamlardan ilerleyelim, durumu genelleyelim ve konuyu medyada tükettiklerimize bağlayalım: "Ne tüketiyorsan osun."
Günde bizi uyaran binlerce içeriği göz önüne alınca şu sorular iyice kıymet kazanıyor: Ne tüketiyoruz? Ne görüyor ve işitiyoruz? Peki onlardan ne anlıyoruz?
Bugün, Aralık 2019'dan beri Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) koordinasyonuyla Reklamverenler Derneği ve Reklamcılar Derneği liderliğinde yürütülen Unstereotype Alliance Türkiye üzerine konuşuyoruz. Amaç, reklamlardaki toplumsal cinsiyete dayalı olumsuz kalıp yargıları dönüştürmek.
Reklamlarda durum ne?
Araştırmalara göre reklamlarda kadınların erkeklere oranla daha fazla temsil edilmesine karşın erkekler kadınlardan %38 oranında daha fazla ön planda gösteriliyor. Ayrıca kadın karakterlerin bedeni açıkta bırakan kıyafetlerle resmedilme oranı erkeklere kıyasla dört kat; erkeklerin çalışan rolünde temsil edilme oranıysa kadınlardan iki kat daha fazla. Benzer şekilde erkeklerin komik karakterler olarak ve liderlik rollerinde resmedilme oranı kadınlara göre daha yüksek.
Kadınların yalnızca %7'si ve erkeklerin %9'u geleneksel rollerin dışında gösteriliyor. Türkiye'de insanların %66'sı kendilerini reklamlarda görmüyor. Yani reklam sektörü, gerçek dünyayı yansıtmadığı gibi sektörde hayata geçirilen iletişim uygulamaları da hizmet edilen tüketicilerin çeşitliliğini yansıtmakta yeterli değil.

2019 Cannes Lions Film ve Film Craft yarışma kategorilerinde yer alan reklamların analizlerinden çıkan sonuçlar
Türkiye koordinatörü Naz Akyol'la da tam olarak bu konudan bahsediyoruz. Reklamlarda temsil edilen toplumsal cinsiyet rolleri ne durumda? Peki bunun için Unstereotype Alliance Türkiye kimlerle neler yapıyor?
Üyeleri arasında çeşitli markaların bulunduğu platform, hazırladıkları Pazarlama İletişimi Oyun Kitabı'nda bahsettikleri ve 3P Çerçevesi adını verdikleri yöntemle insanların tüm çeşitlikleriyle tasvir edilmeleri için üyeleriyle birlikte pazarlama iletişimi materyallerinde uygulanabilecek yönergelerle harekete geçiyor:
- Görünürlük (Presence): Reklamlarda kim temsil ediliyor?
- Bakış Açısı (Perspective): Reklamlarda kimin bakış açısı sunuluyor?
- Kişilik (Personality): Reklamlarda yer verilen karakterlerin derinliği ne durumda?
Naz, en güçlü etkinin Unstereotype Alliance üyesi Avon, Bayer, Coca-Cola, Colgate-Palmolive, Eczacıbaşı Holding, Eti Gıda, GSK, Johnson&Johnson, Kantar Media, Koç Holding, MullenLowe Istanbul, P&G, Publicis Groupe, TBWA\Istanbul, Unilever, Vodafone, WPP gibi markalar arasında gözlemlendiğini ve fark yaratan pazarlarda Türkiye'nin ilk sıralarda yer aldığının altını çiziyor:
Ortak vizyonu kalıp yargılardan arındırılmış bir dünya olan bu üyeler, reklamcılığı iyilik ve toplumsal fayda için bir güç olarak kullanacaklarına taahhüt ediyorlar.

Kaynak: Effie Awards Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi Araştırması 2021
Bugün reklamlarda toplumsal cinsiyet eşitliği, yargıları dönüştürmek, bireysel dünyamızda ve markalarla birlikte nelere dikkat etmek gerektiği üzerine konuşuyoruz — benim her zamanki gibi Naz'a sorularım var:
📺 Naz'ı ANGST edenler ne?
📺 Kalıp yargılardan ne anlıyoruz? Bunların bizlere ve topluma zararı ne?
📺 Reklamlardaki zararlı toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını dönüştürürken inşa ettikleriniz neler?
📺 Türkiye’de şu anda reklamda toplumsal cinsiyet eşitliği denince ilerleme var mı?
📺 Kalıp yargıları nasıl dönüştürebileceğimizi öngörüyorsun? Ve öncelikli olarak bireysel ve markalar olarak dikkat etmek gerekiyor?
📺 Naz neye #HakkımVar diyor?
"Biz en iyisi bir özneye soralım," diyerek çıktığımız bu yolculuğun tam ortasından, Naz'la "Bilmeye, öğrenmeye ve değişmeye #HakkımVar çünkü en büyük problem, problemi görememek," diyerek dönüşümü içselleştirmenin ilhamıyla muhabbete katıl.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Podcast serimizin on ikinci konuğuyla tanış: Unstereotype Alliance Türkiye koordinatörü Naz Akyol.
22 Haz 2022

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?





