Paul Benjamin Osterlund


Çok az kaldı: Bozcaada Caz Festivali Bu sene Paribu ana sponsorluğunda 3dots ve fermente tarafından altıncısı düzenlenecek olan Bozcaada Caz Festivali , 26-28 Ağustos 2022 tarihlerinde adanın iyileştirici ve yenileyici gücünü yansıtan KEŞİF programıyla bu yıl hepimizin kendine ve birbirine şifa olacağı hayalini sahipleniyor. Nedir? Bir aydan kısa süre kalan ve şifa teması etrafında şekillenen KEŞİF programı, 6. yılında da toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik dönüşüm ve erişilebilirlik savunuculuk alanları üzerinde duracak. Aposto’nun KEŞİF önerileri: Ses tasarımcısı ve araştırmacı Dr. Oğuz Öner’in Bir Adanın Ses Anatomisi başlıklı sunumu katılımcıları kendi ritimlerini bulmaya davet edecek. Kale Grubu , gastronomi odaklı İyi Bak Bozcaada'ya paneli ve gençlere ulaşmayı hedefleyen Dünyasına İyi Bakanlar paneliyle festivalcilerle buluşacak. Metro Türkiye , Wise Selection Uzun Masa Tadımı ile katılımcıları en özel şarapları keşfetmeye çağıracak. Festival boyunca atölyelerden panellere koşturan katılımcılar The ORGANICS by Red Bull Pop-Up Performansları ile dinlenme fırsatı bulacak. Ayşe Köroğlu ve Ece Erdoğmuş Becer , Jack Lives Here katkılarıyla Denge ve Sosyalleşme üzerine bir sohbet gerçekleştirecek. Turan Se rt ve Efe Bulduk , Web3 ve Merkeziyetsiz Teknolojiler panelinde festivalin ana sponsoru Paribu'nun moderasyonuyla kripto ve teknoloji üzerine konuşacaklar. Kendine Has ile müdavimi olduğumuz bira tadımı, bira gurmesi Erdinç Çatak ile bu yıl da KEŞİF programında yerini alacak. Viski uzmanı ve anlatıcısı Ece Erdoğmuş Becer, tadım için buluşacağımız Whisky Master Class atölyesinde viskinin hikayesini anlatacak. Biz önerilerimizi paylaştık ama tüm programı incelemen ve etkinliklere kayıt olabilmen için seni buraya davet ediyoruz. Aposto’nun bu yıl da içerik partneri olarak yer alacağı Bozcaada Caz Festivali’nin müzik programına yakından bakmak için burayı , biletler içinse bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Kimlik Bilgileri
Takma adım: Aslında bir takma adım yok ama Starbucks ismim Poyraz ve bazı arkadaşlarım artık bana öyle sesleniyor.
Yakın zamanda ziyaret ettim: Silivri! Epey uzak ama teknik olarak hâlâ İstanbul!
Yakın zamanda keşfettim: Geçen hafta İstanbul'u ziyaret eden bir grup öğrenciyi şehirdeki favori mekânlarımdan Yedikule ve Samatya civarında bir yürüyüşe çıkardım.
İstanbul’da nerede yaşıyorsun? Kurtuluş
HOŞBEŞ
Merhaba Paul. Geçenlerde okuduğum bir alıntı tivitini hatırlıyorum. Tivit özetle, “Doğduğun ve büyüdüğün yerden çok uzakta bir yerde yaşıyorsan deli olmalısın.” diyordu. Sen de cevaben “6848 mil uzaktayım, bir hilkat garibesiyim o zaman.” yazmıştın. ABD'den Türkiye'ye mesafe çok uzun, doğru. Ancak bunun seni bir hilkat garibesi yaptığından emin değilim. Bize Paul Osterlund'un yolu İstanbul'a nasıl düştü anlatır mısın?
İstanbul'a ilk defa 2007 yılında, üniversite ikinci sınıfta ve 19 yaşındayken bir öğrenci gezisiyle gelmiştim. Boğaziçi Üniversitesi'nde bir derse katılmıştık. Çok net bir şekilde hatırlıyorum, ilk kez güney kampüse inen yolun tepesindeyken gördüğüm boğaz manzarası beni büyülemişti. Tamamen karalarla çevrili Albuquerque, New Mexico'da büyümüş biri olarak, en hafif tabirle nutkum tutulmuştu. O an İstanbul'da yaşayabileceğimi anladım. 2008 yılında buraya geri döndüm ve değişim öğrencisi olarak bir yıl Boğaziçi'nde okudum. Kısa bir süre tekrar ABD'de yaşadıktan sonra 2011'de Sabancı Üniversitesi'nde yüksek lisans yapmak üzere İstanbul'a taşındım, o zamandan beri de buradayım.

Paul, favori yerel saat tamirci dükkânının önünde
Hâlihazırda 10 yıldan daha uzun bir süredir İstanbul'da yaşıyorsun. Akıcı bir Türkçen var ve muhtemelen İstanbul'u yerellerin çoğundan daha iyi biliyorsun. Sabancı Üniversitesi'nden Türkiye Çalışmaları yüksek lisans diploman bile var! Bence senin İstanbulla özel olarak, ancak Türkiye'nin geneliyle kurduğun ilişki günümüzde bu şehirde yaşayan yabancılar arasında istisnai bir yere sahip. İstanbulla yaşadığın aşk üzerine neler söylersin, senin için şehri bu kadar büyüleyici kılan nedir?
Bir “24 saat” şehri olmasına bayılıyorum. Mahalleme geri dönüp sabahın dördünde tavuklu pilav yiyebilmeyi, herhangi bir saatte çeşitli dükkânlardan bira alabilmeyi seviyorum. İstanbul'un hızına ve enerjisine alıştıktan sonra, her şeyin akşam 10'da kapandığı diğer kentlere gitmek keyif kaçırıp günlük ritminizi alt üst ediyor. Şehrin aşırı büyümesinin yıkıcılığına ve “arsız” inşaatlara rağmen, İstanbulda hâlâ her zaman güzellikler bulmayı başarabiliyorum. Mahallemin içinde ya da kıyılarında yer alan ve yanından defalarca geçtiğim yerlerde bile daha önce fark etmediğim bir şeyle karşılaşabiliyorum. Bu bazen bir göz alıcı Art-Deco binası, bazen kalp ve lale desenli paslanmış bir demir kapı, bazen de elle boyanmış süslü bir apartman levhası olabiliyor. Burada yaşamak detaylara gösterdiğim dikkati ve mimariye olan ilgimi keskinleştirdi.
İstanbul aynı zamanda gazeteci olmamın temel sebebi. Şehrin sonsuz bir ilham kaynağı ve anlatılmayı bekleyen sayısız hikâyeleri var. Gezi Parkı olayları başladığı sırada yüksek lisans tezimi bitirmek üzereydim ve tezimde hasbelkader Gezi Parkı hakkında bir bölüm de vardı. O noktada yoluma akademide devam etmek istemediğimi, İstanbul hakkında yazmaya devam etmek istediğimi kavradım ve gazeteciliğe başladım. Şanslıyım ki aynı sene Boğaziçi'nde gelişmiş bir Türkçe dil programına burslu kabul aldım. Sonrasında da kendimde Türkçe röportajlar yapabilecek özgüveni buldum.

Paul, Kurtuluş'tan bir saat tamircisiyle birlikte
İstanbul'u bir saniyeliğine bir kenara bırakmak ve seninle “müzisyen Paul” hakkında ve İstanbul'dayken müzik üretmeye nasıl devam ettiğiyle ilgili konuşmak istiyorum. Öncesinde “Foton Kuşağı” adlı bir gruptaydın. Şimdi de Kenan Sharpe ve Parham A.G'yle beraber "AŞK" adında yeni bir grubunuz var. Bize İstanbul'daki kişisel müzik üretim yolculuğundan bahsedebilir misin biraz, ABD'yle nasıl kıyaslarsın örneğin?
Türkiye'deki ilk arkadaşım Onur Güzel, 2007 yılında benimle Myspace üzerinden iletişime geçmiş ve eski gruplarımdan birinin kayıtlarını dinlediğini ve sevdiğini söylemişti. Onur'un mesajı da İstanbul'a yapacağım ilk ziyaretin yalnızca birkaç hafta öncesine denk geldi. Nihayetinde onunla şehirde birkaç kez buluşup bir arkadaşlık başlattık. 2008-2009 civarında, yani İstanbul'daki ilk yıllarımda, Onur ve ben Taratarama adında bir grup kurduk. 2011'de ABD'ye geri döndükten sonra Foton Kuşağı doğdu, 2017'ye kadar da aktif kaldı. 2013 yılında İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir gibi yurt içi yerlerde; Hollanda, Almanya ve Fransa gibi yurt dışı yerlerde de sahne aldık. 15 yaşımdan beri müzik gruplarındayım, nerede olursam olayım yapmak zorunda olduğum bir şey bu.
Bu bir kenara, 2022'in başında Kenan ve Parham'la AŞK projesini başlatmadan önce birkaç yıllığına müziğe ara verdim. AŞK gürültülü olduğu kadar da hoş, ahenkli bir punk/indie rock üçlüsü. Çok yakında yayımlanacak biri Türkçe diğeri de İngilizce iki parçalık bir de tekli kaydettik. İstanbul'da müzik yapmak ABD'de yaşadığım şehirlere kıyasla çok daha zor. İstanbul gibi büyük bir şehir için kısıtlı sayıda müzik sahnesi var, prova stüdyolarında grupça pratik yapabilmeniz için saatlik ödemeler yapmanız gerekiyor ve ekipmanları oradan oraya taşımak bir kâbusa dönüşebiliyor.
ABD'deyken birkaç “punk” evinde yaşamıştım. Örneğin hepsi müzisyen 4 arkadaşla paylaştığım bir evin prova yapabileceğimiz, kayıt alabileceğimiz, konserler ve partiler düzenleyebileceğimiz devasa bir bodrum katı vardı. 60-70 kadar insanı sığdırdığımız bu kattan gelen gürültüye komşularımız aldırış etmezler, polisi de asla çağırmazlardı. Böyle bir düzeni İstanbul'da kurmak tabii ki imkansız. Öte taraftan, şehirde çeşitli janrlarda heyecan verici müzik yapan birçok müzisyen ve grup var. Müzisyenlerin ve konser katılımcılarının uğraşması gereken ekonomik ve lojistik sorunlara rağmen, İstanbulun müzik sahnesini iştahla takip etmek için çokça sebep mevcut.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Arctic Monkeys'e iki kala herkese merhaba. Bu hafta şehrin ajandasında; Müzede Sahne kapsamında SSM'ye ziyaret, Bowie hayranlarına Stardust gösterimi, Lady Di anısına Queen of the People’s Hearts var.
07 Ağu 2022

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




