Plasebo etkisi altında: Afrodizyak gıdalar


Ne yediğinizi önemseyen online pazar: Tazedirekt
Denetim, vergi ve danışmanlık şirketi Deloitte Türkiye'nin Taze Gıda Tüketicisi Araştırması özellikle pandemi dönemiyle tüketici tercihlerinde fiyat kadar güvenlik başlığının da belirleyici olduğunu gösteriyor. Organik ve denetimli üretim…
Daha fazlasını öğren →
En baştan söylemek gerek, galiba alkolden gayri afrodizyak yok; en azından bilimde kabul edilebilirlikleri açısından. Hâlbuki, reklamların iddia ettiği kadarıyla fındık, içeriğinin zenginliği konusunda kıyas kabul etmeyen mesir macunu, Amazon’da envaiçeşit marka altında satılan kesişkülahı (horny goat weed) ve adı dolayısıyla sadece cadıların iksir yapımında kullanması gereken bir sürü madde halk arasında afrodizyak olarak bilinir.
Hiç mi? “Hiç mi etkileri yok ama?” diye isyankârcasına bilime danıştığımızda, aldığımız yanıtlar bu maddelerin fizyolojik etkisinin olmadığını veya var olan etkilerin de çok sınırlı olduğu yönünde. Çeşitli araştırmalar bunun aksini iddia etmeye çalışsa da gerek kullanılan yöntemler gerekse bilimsel ihtimam açısından bu çalışmalar zayıf ve kalitesiz görünüyor. Peki en yakın arkadaşımız, Boston’da yediği istiridyelerin afrodizyak etkisi konusunda neden bu kadar inatçı? Bilime sorduğumuzda aldığımız yanıtlar görece tatmin edici.
Plasebo mu? Bu yanıtların en önemlisi algıyla alakalı. Az bulunur ya da elde etmesi zor madde ve yiyeceklerin sıra dışı etkilerinin olduğunun düşünülmesi, insanlık tarihi boyunca mitleştirilmelerine yol açıyor. Bu afrodizyak mitleştirmeleri, zamanla, belli bir beklenti yaratıyor ve bu ürünleri tüketen insanlarda plasebo etkisi dediğimiz, gerçekliği yadsınamayacak bir fenomen gözlemleniyor. Plasebo etkisi, bilimsel olarak herhangi bir yararı olmayan maddelerin kullanımının, telkin ve kendini ikna yoluyla, psikolojik ve bu dolayla fizyolojik bir tesirle sonuçlanmasına deniyor. Yani kendimizi fındığın işe yarayacağına o kadar inandırıyoruz ki fındık işe yarıyor. Beynimiz, vücudumuzu ve daha da önemlisi kendini kandırıyor. İnanılmaz bir yetenek, âdeta kendini gerçekleştiren bir kehanet.
Koku meselesi: Fizyolojik olarak aktif madde içermeyen yiyeceklerin afrodizyak etkisi göstermesinin bir başka sebebinin aromaları olabileceği düşünülüyor. Aroma, bir maddenin içerdiği kokuların tümü. Koku duyumuz ise bizim en eski, en “primitif” duyularımızdan. Koku sinirleri, beyinde görece yeni evrimleşmiş değerlendirme merkezlerini atlayıp, direkt limbik sisteme etki ediyor, ki limbik sistem; öğrenme, davranış ve duygular gibi asli yetilerimizin kontrol sahası. O yüzden beynimiz, kokuların -pek de bir süzgeçten geçmeden- duygularımıza etki etmesine ve bu kokuları çeşitli şeyler, kişiler ya da olaylarla bağdaştırmamıza izin veriyor. Eski sevgilimizin parfümünün kokusunu aldığımız anda ya hafif bir özlem ya kalp kırıklığı ya da sinirli hissetmemizin sebebi bu süzgeç yoksunluğu. Gül kokusu gibi kimi kokular ise içkin (innate) olarak pozitif bir anlama sahipler. Afrodizyakların aromaları, pozitif anlamlara kendiliğinden sahip olan ya da geçmişte pozitif anlamlar yüklediğimiz kokular aracılığıyla, bizi mutlu bir moda sokup cinsel isteğimizi otomatik olarak artırabiliyor.
Alkol meselesi: Bu bağlamda, çoğu madde ve yiyecek plasebo etkisi ya da kokular aracılığıyla cinsel isteği arttırıcı özellikler gösterse de aslında bilimsel olarak etkisi açıklanabilir bir afrodizyak da var; alkol. Alkol, dolaylı bir yoldan bu etkiye sahip. Bu dolaylı yola disinhibisyon diyoruz, yani baskılamanın baskılanması. Disinhibisyon dolayısıyla normalde yapmaya çekineceğimiz eylemleri (inhibisyon) deneyimlenmekten çekinmiyoruz. Bu, alkol kullanan bireylerin sıkça karşılaştığı bir durum. Kokusunu aldığımız anda, özlem duygusuyla karışık hatırladığımız eski sevgilimize normalde atmayacağımız mesajlar göndermemiz disinhibisyon sayesinde. Ya da yüzünden, bilemiyorum. Bu fenomen dolayısıyla baskıladığımız cinsel arzularımız rahatlıkla gün yüzüne çıkıyor ve dolaylı olarak afrodizyak etkisini hissetmiş oluyoruz. Yalnız, bu özellik kararında alkol tüketimiyle ortaya çıkıyor. Fazla alkol tüketiminin akut olarak cinsel isteği frenleyici, hatta cinsel performansı düşürücü etkisi var.
Sirke sinekleri de mağdur: Üstelik bu sadece bize özgü bir durum da değil. Bize evrimsel olarak bir hayli uzak olan sirke sineklerinde (Drosophila melanogaster) de alkolün bu etkisini görmek mümkün. Normalde hemcinslerine pek de ilgi duymayan erkek sirke sinekleri, kronik olarak alkole tabi tutulduklarında diğer erkek sineklerle yakınlaşmaya ve onlarla ön sevişme yapmaya başlıyor. Birden çok erkeğin olduğu bir ortamda, bir sinek bir başkasını kovalarken, bir diğeri tarafından da kovalanıyor ve herkesin birbirine kur yaptığı küçük bir parti ortaya çıkıyor. Alkolün bu etkisinin de disinhibisyon yoluyla olması evrimsel olarak bize uzak canlılarla bile ne kadar benzeşebildiğimizi gözler önüne seriyor.
İllüstrasyon: Burcu Kavkacı
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü aşkla hazırlandı: Afrodizyak gıdalar, plasebo tutkular, aşka prelüt kokteyller
10 Şub 2021

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.




