
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
“I am not a Plastic Bag” kampanyasından yıllar sonra “I am a Plastic Bag” kampanyasıyla sağ gösterip sol vuran Anya Hindmarch, konuya hâkim olmayan birinin bakış açısından, sürdürülebilirlik üzerine dönemsel kampanyalar çıkaran markaların verdiği mesajın (görebilene) aynısını açıkça veriyormuş gibi görünebilir. Ancak British Fashion Council’ın The Fashion Awards ödülleri arasında “Environment Awards” ödülünü kazanan ve bizim incelemeye aldığımız üç kadından biri Hindmarch ve ne yaptığını da iyi biliyor.

ANİ YÜKSELİŞLER
Hindmarch markasını, Gabriela Hearst ve Stella McCartney’s nazaran biraz daha önce, 1987’de Londra’da kurdu; çılgın 80’leri, daha da çıldırmış 90’ları aştı. Popüler moda dergilerinin -o dönemin Instagram’ı da diyebiliriz- birinde yer aldıktan sonra beklenmedik bir ilgiyle karşılaşan ve popülerliği giderek artan marka, Londra Moda Haftası’nda sadece aksesuarların yer aldığı bir defile düzenleyen ilk marka oldu.
2000’lerin başında gelirleri dünyanın farklı noktalarında konumlanan 20 derneğe destek sağlayacak, müşterilere istedikleri fotoğrafları çantalara basma imkânı tanıyan “Be a Bag” projesiyle 2007’de uluslararası bir değişim ve dönüşüm hareketi başlatan We Are What We Do (Şimdilerde Shift) iş birliğiyle plastik içeriğe sahip çantaların sebep olduğu kirliliğe karşı farkındalık uyandırmayı hedefleyen ve bunun için 5 sterline satılan "I'm NOT A Plastic Bag” projesiyle sadece renkli aksesuar üreten bir marka olmadığının altını çizdi. Çantanın Birleşik Krallık'ta satışa çıktığı ilk gün, müşteriler butiğin önünde uzun kuyruklardaydı. Sonuç olarak o gün 80 bin adet çanta satıldı, basının ilgisi ise büyüktü. Bu çerçevede plastik üzerine bir diyalog başlatan Hindmarch, tek kullanımlık plastik konusunda bir farkındalık yarattığını ve plastik kullanımının düşüşünde etkili olduğunun altını çiziyor.

PLASTİKLE DOLU BİR DÜKKÂN
Bu yılın başında bu “çivi çiviyi söker diyerek” plastikten uzak durmak yerine birebir temasa geçen tasarımcı, “I am a Plastic Bag” projesiyle kanvas kumaşı hissi veren, yeni teknoloji kumaşın üretiminde 32 adet yarım litre plastik şişe kullandı. Çantayı, Londra Moda Haftası kapsamında moda dünyasına takdim etmek yerine Londra’daki mağazalarını üç günlüğüne kapatarak mağazaları plastik şişelerle doldurdu. Mağazaları doldurmak üzere ekibinin çevreden topladığı 90 bin plastik şişe, üç günün ardından değerlendirilmek üzere ayrı bir yere alındı.
Çöpe atmanın ortadan kaldırmak olmadığını, plastiği atmak ve yenisini üretmek değil, tekrar tekrar kullanmak gerektiğinin altını çizen tasarımcı, markanın bu projesini anlatan sayfasını çarpıcı hâle getirmek için de elinden geleni ardına koymamış. Sayfaya girdiğiniz andan başlayarak sayfada kaldığınız süre boyunca, bir sayaç sadece Birleşik Krallık’ın katı atık sahalarında afallatan bir hızla biriken plastik atık sayısını hesaplıyor. Bu haberi yazmak için sitede kaldığım sürenin sonunda benim gördüğüm sayı; 80 bindi.

Markasını farkındalık yaratmak ve fayda sağlamak için bir platform olarak kullanan Anya Hindmarch, çevresel sürdürülebilirliğin ötesinde, hapishanedeki ve hapishaneden çıkan kadınlara iş bulmalarını kolaylaştıracak atölyeler düzenleyerek, sabıkalı kadınlara markanın bünyesinde iş sağlayarak kadın istihdamına katkıda bulunurken, meme kanserine farkındalık yaratmak için de çeşitli projelere imza attı. Pandemi süresince hastane ve doktorlara kaynak sağlayan markası adına Hindmarch “Mükemmel değiliz ama çabalıyoruz.” diyor. Sonbahar/Kış 2020 koleksiyonu itibarıyla paketlemelerindeki tüm gereksiz kâğıtları kaldıran, kalanların ise sertifikalı olduğunun garantisi veren, selüloz bant, soya mürekkebi, doğada çözünebilen plastik gibi alternatiflere geçiş yapan marka, sadece renkli tasarımları ve desenleriyle sempati kazanmıyor.
Hindmarch’ın ortaya koyduğu çabanın verdiği ilham ve yarattığı farkındalık, dalga dalga yayılarak moda sahnesinde sonsuz bir yankı uyandırması dileğiyle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Doğada her şey griyken hangi renklerden söz edebiliriz? İsteklerimizin arkasındaki kim? Tüm bu plastikle ne yapılıyor?
27 Ara 2020

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.



