Resesyon fiyatlaması nedir?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Küresel çapta parasal sıkılaşma sürecinin fiili olarak sona ermesine kısa bir zaman kaldı. 18 Eylül akşamı Fed’in de faiz indirimi gelecek ve bir dönem daha sona erecek. Sıkılaşma dönemi biterken resesyon fiyatlaması ise gündemin üst sıralarındaki yerini koruyor. Bu terimin ne anlama geldiğine birlikte bakalım.
Nedir? Fiyatlamasından önce resesyonun ne demek olduğunu anımsamakta fayda var. Resesyon (recession / durgunluk) teknik olarak bir ekonominin iki ardışık çeyrek boyunca daralma (negatif büyüme) yaşaması olarak özetlenebilir. Resesyonun tespiti için kullanılan daha kapsamlı yaklaşım ve hesaplamalar bulunmakla birlikte, özünde ekonomide genele yaygın bir gerilemeden bahsetmek mümkündür.
- Bu gerileme süreci derin ve uzun soluklu olarak yaşanır. Normal ekonomik koşullardan oldukça farklı bir iklimi beraberinde getiren süreçte ekonomik aktörlerin davranış modelleri de yeniden şekillenir.
Temel güdü: Riskten kaçınmak
Bu süreçten fiyatlama davranışlarının da etkilenmesi kaçınılmazdır. Resesyon fiyatlaması, ekonomik durgunluk dönemi öncesinde ve sürecinde varlık fiyatlarının bu yeni iklime uyumlanması olarak nitelendirilebilir. Bu uyumlanma süreci, beklentilerdeki sert değişimler çerçevesinde hem fizikî hem de finansal varlıklar üzerinde etkisini gösterir. Süreçteki anahtar kelime ise beklentilerdir.
Makro görünümle ilgili olumsuz beklentilerin fiyatlamalar üzerindeki etkisi asimetrik ve farklı süreler için geçerli olsa da yönleri genellikle aynıdır. Resesyon fiyatlaması dönemlerinin temel hareket güdüsü riskten kaçınmaktır.
- Bu hareket kendini hanehalkında tasarrufu artırma, kurumlarda ise riskli varlıklardan kaçınma olarak gösterecektir. Bu iki grubun kararlarına etki eden başka onlarca farklı ya da ortak güdü de tabii ki mevcuttur.
Örnek: Konuyu basit bir örnekle ete kemiğe büründürelim. Yakın gelecekte ekonomik durgunluk beklentisi taşıyan birini hayal edelim. Bu beklentileri nasıl edindiği bu yazının konusu olmayan bu kişi, kısa süre önce böyle bir endişesi yokken, işini kaybedebileceğinden korkmaya başlar. Bu endişe, “her ihtimale karşı kenara para koyma” eğilimini güçlendirir. Bu kişi aslında maruz kaldığı riske karşı doğal bir koruma stratejisi uyguluyordur.
- Tüketim harcamalarının azalması, daha doğrusu tasarruf eğiliminin artması davranışı, etkisini toplam talep daralması olarak gösterecektir. İlkin talep esnekliği yüksek mallarda görülecek bu etki, genele yaygın bir talep düşüşü hareketini doğuracaktır. Talep dinamiğindeki bu keskin hareket ise etkisini fiyatlar üzerinde gösterecek ve toplam gelir seviyesindeki düşüş eşliğinde durgunluk derinleşecektir.
Aynı durumu kişiden kuruma taşıdığımızda benzer bir hareket, büyük oranda finansal varlıklar üzerinde göreceğimiz bir vaka oluşacaktır. Büyük yatırımcılar, bozulan beklentileri eşliğinde oluşan yeni risk unsurlarından korunabilmek adına riskli varlıklardan çıkarak "güvenli liman" olarak anılan, oynaklığı görece daha düşük varlıklara yatırım yapma eğilimine girerler.
Durgunluk dönemlerinde piyasa eğilimleri
Genelleme yapmak her ne kadar yanlış olsa da bu dönemlerde piyasa unsurlarında bazı genel eğilimler izlenir. Örneğin resesyon beklentileri eşliğinde toplam talebin düşme, şirketlerin hem nakit akışı hem de şirket kârlılıkları açısından zorlanma ihtimali fiyatlanabilir.
- Bu durum, en geniş anlamda, riskten korunma amacındaki yatırımcıların hisse senedi piyasasından çıkış dalgasına dönüşme potansiyeli taşır.
Hisse senedi piyasasından çıkma eğilimindeki yatırımların güvenli liman olarak kabul edilen sabit getirili menkul kıymetlere (örn. muteber devlet tahvilleri) ya da kıymetli madenlere yönelmesi doğal olacaktır. Bu yeni talep dalgası, faiz oranları üzerinde baskı yaratma eğiliminden emtia fiyatlarının hareketliliğine kadar geniş bir etki yaratabilir.
Kısaca, resesyon fiyatlaması dönemi, onlarca değişken ve yüzlerce sonuca açılan bir labirent olsa da gidiş yönü aynıdır.
Bunu yaşadık mı?
Çok yakın geçmişte, geçen ayın hemen başında kısa süreli de olsa bir resesyon fiyatlaması kıvılcımı gördük. S&P’nin, Ağustos ayının ilk üç iş gününde %6’nın üzerinde değer kaybetmesi ile sonlanan bu süreç, bir önceki aya ait istihdam verilerinin açıklanması ile tetiklenmişti.
Temmuz ayı istihdam verilerinde istihdamın beklenenden fazla yavaşladığının görülmesi yatırımcılar arasında işverenlerin resesyon bekledikleri şeklinde yorumlandı. Daha doğrusu, bu noktaya gelinceye kadar—Fed’in işsizlik oranı beklentilerindeki değişimden, istihdam piyasasındaki beklenmedik dirence kadar—biriken onlarca sorunun doldurduğu bardak taştı.
%4,1’lik beklentilere karşı %4,3 olarak açıklanan işsizlik oranının bazı teknik göstergeleri tetiklemesi de hareketi derinleştirdi. Resesyon ihtimalinin %40’larla fiyatlandığı Ağustos ayı başında, Fed’in ilk faiz indirimini 50 baz puan yapacağına dair fiyatlamalar %70’i gördü (bugün itibarıyla %30’lar seviyesinde).
Geçmişten gelen “Faiz artırmakta geç kaldılar, şimdi yine geç kalacaklar” endişesi ile tetiklenen bu sert hareket kısa süre içinde yetkililerin açıklamaları ile sönümlendi.
Sonuç olarak
Resesyon fiyatlaması çok fazla değişkenden etkilenen ve etki alanı oldukça geniş olan bir piyasa hareketidir. 2023 yılında sıkılaşmanın beklenenden daha sert geçeceğine (olası durgunluğun fiyatlara tam yansımadığına) dair endişelerin artması da benzer bir harekete yol açmıştı. Geçen ay yaşanan hareket de bir zincirin son halkası ya da bardağı taşıran son bir istihdam verisinden tetiklenmişti.
Ekonomi denklemlerinin yanında beklentilerin de çok büyük rol oynadığı bu sürecin iyi yönetilebilmesi, ekonomide oluşacak hasarın asgari seviyede tutulabilmesi açısından kritiktir. Bu noktada ekonomi yönetimlerinin açık iletişim eşliğinde piyasalara rehberlik etmesi büyük önem taşır.
- Hanehalkından büyük kurumlara kadar ekonomi içinde yer alan aktörlerin finansal okuryazarlık seviyelerinin yüksekliği de bu alandaki direnci artıracaktır. Finansal okuryazarlık seviyesinin artması, söylentiler kanalıyla derinleşen akımların etkilerini sınırlayacaktır.
Sonuç olarak, resesyon fiyatlamasının ilk şartı ekonomideki ana faktörlerin büyük oranda stabil seyrettiği bir iklimin olmamasıdır. Uzun vadeli beklentilerin büyüme değil küçülme yönünde evrildiği bu deneyimi daha önce yaşamayanlar için hayal etmesi ise güç olabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Aylık Fiyat Gelişmeleri raporunda "Tüm göstergeler birlikte incelendiğinde, enflasyonun ana eğiliminin kayda değer bir değişiklik sergilemediği değerlendirilmektedir" ifadelerini kullandı.
05 Eyl 2024

YAZARLAR

Eralp Ersoy
Sipay’da Hazine Direktörü.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Ağustos ayı sektörel enflasyon beklentileri ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü ABD'de açıklanacak ikinci çeyrek GSYH revizyonu ve Temmuz ayı PCE enflasyonu ile Cuma günü Fed Başkanı Kevin Warsh'ın Jackson Hole konuşması takip edilecek.
24 Ağu 2026

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın BAE topraklarına yönelik balistik füze saldırılarının ardından İran ile yürütülen tüm faaliyetleri, ticari alışverişi ve finansal işlemleri ikinci bir karara kadar askıya aldığını duyurdu. İran yönetimi füze saldırısıyla ilgisi bulunmadığını ve bunun bir “sahte bayrak” operasyonu olduğunu ifade etmiş olsa da, BAE’nin kararı İran’ın en büyük ithalat kapısını ve yaptırımlar altında kullandığı başlıca ödeme merkezlerinden birini aynı anda devre dışı bırakma potansiyeli taşıyor.




