Resesyon tartışmaları ne gösteriyor?


Bambaşka bir güç: Lexus RX Kalite, performans, tasarım ve güvenliği bir araya getirmek, bunu da ayrıcalıklı lüks bir deneyimle buluşturmak sizce ne kadar mümkün? Bizce mümkün, kanıtı ise Lexus RX . Bu zorlu denklemi en başarılı şekilde çözerek lüksün tanımını yeniden yapan Lexus , hem lüks hem de ayrıcalıklı bir sürüş deneyimini RX modeliyle kullanıcılarına sunuyor. Şık ve cazibeli tasarım, eşsiz konfor ve Takumi zanaatkârlığını en ince ayrıntısına kadar hissettiren üstün el işçiliği ile size araç içerisinde kendinizi her zaman özel hissettirecek. Konforun yanı sıra bambaşka bir güç vadeden Lexus RX , sahip olduğu turboşarjlı 2 litre benzinli motor performansıyla da heyecan verici olmayı başarıyor. Premium bir SUV'dan beklediğiniz her şeye sahip olan Lexus RX, benzersiz lüks hissi ve inovasyonları buluşturan Lexus’un en gelişmiş teknolojileri ni barındırırken, Lexus Safety System+ 'ın sağladığı öncü güvenlik özellikleriyle de sizin ve sevdiklerinizin yanında her an yer almaya hazır. Hayalinizdeki ayrıcalıklı SUV’a ulaşmak için Lexus RX’i buradan keşfedebilir, size şimdiye kadarki tüm SUV’ları unutturacak deneyimi yaşamak için ise buradan test sürüşü randevunuzu alabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Temmuz ayının ilk yarısından dönüp baktığımızda, küresel ekonomiye dair beklentilerin sene başından bu yana çok ciddi biçimde değiştiğini görüyoruz. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından enflasyonda küresel düzeyde artış, para politikasında sıkılaşma adımlarını getirirken; ekonomik aktiviteye zarar vermeden “yumuşak iniş” gerçekleştirme çabaları, beraberinde resesyon (durgunluk) tartışmalarını da getiriyor. Dünya ekonomisi, enflasyondan kurtulmaya çalışırken, resesyona sürükleniyor. Tam da bu noktada, merkez bankalarının kararları önem arz ediyor. Açıklanan her karar ve beklenti yönetimi adımları bir ‘volatilite’ kaynağı oluyor.
- Resesyon nedir? Ekonomik aktivitede uzun süreli bir düşüşü ifade eden resesyonu (durgunluk); gayri safi yurt içi hasılada gerileme, artan işsizlik ve perakende satışlarda düşüş gibi göstergelerle takip etmek mümkün. Resesyon, ayrıca, olağanüstü bir dönem olmaktan öte, genişleme dönemleri gibi olağan bir süreç olarak da değerlendiriliyor.
Resesyona yüksek enflasyon beklentileri de eklendiğinde, 1970’lerden bu yana ilk kez stagflasyon tartışmaları gündeme geliyor. Böylece, politika yapıcılar, birbirini tetikleyen iki farklı politika seti arasında tercih yapmaya zorlanıyor.
Enflasyonu dizginlemek için: Faiz artışı, para arzını ve tüketici talebinin daraltılması ve ücret artışlarının baskılanması.
Durgunluk eğilimine karşı: Düşük faiz, parasal genişleme, yüksek ücret politikaları ve vergileri azaltarak ekonomik faaliyeti canlandırma.
1970’lerin başında Ortadoğu’daki petrol ihraç eden ülkelerin, ABD ve İsrail’i destekleyen diğer ülkelere petrol arzını kesmesi sonrasında; arz şoku yaşanmış, fiyat düzeyi yükselmiş ve küresel ekonomik aktivite yavaşlamıştı.
Beklentiler ne yönde?
Para politikasındaki tartışmalarda sene içerisindeki dönüm noktalarının başında, ABD Merkez Bankası’nın haziran ayı ortasında (Fed) son 28 yılın en yüksek artışıyla politika faizini %1,75’e yükseltmesi geliyor. Gelen açıklamalar da sıkılaşmada agresif tavrın sürdürüleceği üzerine. Öte yandan da birçok merkez bankası da bu kararı takip ediyor. Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) gündeminde de enflasyon beklentileri doğrultusunda faiz artışlarının şiddetini artırmak var. Nomura’nın resesyon beklentileri dâhiline aldığı ülkeler arasında Birleşik Krallık, Güney Kore, Avustralya ve Kanada’da yer alıyor.
- Goldman Sachs. ekonomistleri, önümüzdeki yıl ABD resesyon riskini %30 olarak belirliyor. Bloomberg’in modellerine göre ise bu rakam %38 seviyesinde.
- Anket çalışmaları, vatandaşların üçte birinden fazlasının ekonominin hâlihazırda resesyonda olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Tüketici beklentilerindeki düşüş, resesyonun önemli bir göstergesi olarak da değerlendiriliyor.
- Geçtiğimiz ay yayımladıkları raporlarda OECD, 2022 küresel ekonomi büyüme beklentisini %4,5’ten %3’e; Dünya Bankası ise %4,1’den %2,9’a düşürdü.
- Deutsche Bank’ın tahminleri de resesyon ihtimalini %50 olarak işaret ediyor.
Yayımlanan raporlar, öte yandan enerji ve gıda fiyatlarındaki hızlı artışlardan kaynaklanan bir yüksek enflasyon dönemine girdiğimizi vurguluyor. 2022 öncesinde zaten yükseliş eğiliminde olan enflasyon, Rusya’nın müdahalesi sonrasında daha da hızlandı. Bu da enflasyonun geçim tartışmaları üzerindeki etkisinin büyük bir eşitsizlik getireceği yönünde yorumlanıyor.
Enerji krizinin enflasyon üzerindeki etkileri, en yoğun biçimde Avrupa ülkelerinde tartışılıyor. Euro Bölgesi’nde mayıs ayında %8,1 olan 2022 yıl sonu enflasyon beklentisi, haziranda %8,6’ya yükseldi. Güncellenen enflasyon artışını %42 oranında enerji fiyatları destekliyor. ABD’de mortgage oranlarındaki artışa rağmen, ev fiyatları yüksek kalmaya devam ediyor.
Resesyon tartışmalarında öne çıkan diğer başlıklar
- 2007-2008 küresel krizi ya da 2000-2001 dot-com çöküşünde yaşanan durgunluk döngülerinin kredi odaklı olduğu ifade ediliyor. İlkinde konut, ikincisinde ise internet alt yapısında biriken yükselişin telafisi yaklaşık on yıl sürüyor. Bugünün belirleyicisi olarak ise fazla likidite işaret ediliyor. Bunda özellikle Covid-19 döneminde sağlanan mali ve parasal teşviklerin de etkisi var.
- Öte yandan, fiyat artışlarının ardındaki bir diğer neden olarak da kurumsal marjlardan öte ücret artışları gösteriliyor. Buna bağlı olarak bugün değerlendirilen kötü senaryolardan biri, 1970’lerdeki ücret-fiyat sarmalına benzer bir durumun yinelenmesi.
- Değer zincirinde yaşanan darboğazlar da değerlendirmeye değer bir diğer konu olarak öne çıkıyor. 2022’nin ikinci yarısında Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve Çin’deki kısıtlamaların tedarikteki problemleri sürdürmesi bekleniyor. Bu durumun, ücretler üzerindeki etkisi de tartışmaya açılan bir diğer önemli konu.
- Rusya’nın ABD ve müttefiklerine yönelik aldığı, doğal gaz arzını kısıtlamaya yönelik yaptırım kararları özellikle Avrupa’nın ekonomi gündemini şekillendiriyor. Enflasyona olan etkisi kadar, doğal gaz stoklarının önümüzdeki kış aylarını sorunsuz geçmek için yeterli düzeye çekilmesi de öncelikli meseleler arasında yer alıyor. Bunun için alternatif enerji kaynakları kadar kömür ve nükleer seçeneklerinin de masaya getirilmesi, döngüsel ekonomi perspektifinden olumsuz bir görünüm sunuyor.
- ABD’de enflasyonu dizginlemek için gündeme gelen bir adım da belirli ürünlerin ticaretinde Çin’e uygulanan kotaların kaldırılması.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hammadde sıkıntısı ve yükselen enerji fiyatları şirketleri olumsuz etkiliyor. Dünya ekonomisi enflasyondan kurtulmaya çalışırken resesyona kapı aralıyor.
08 Tem 2022

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Avrupa’dan Japonya’ya birçok ülke, artan güvenlik kaygılarıyla birlikte savunma bütçelerini büyütüyor; bu harcamaların teknoloji, istihdam ve sanayi üzerinden ekonomiye de ivme kazandırması bekleniyor. Peki silahlanma, durgun ekonomiler için gerçekten bir büyüme motoruna dönüşebilir mi?

Giriş seviye pozisyonlarda işe alımlar, dünya genelinde hızla yavaşlıyor. Genç işsizliğindeki bu artış, özellikle beyaz yakalı işlerde büyük oranda yapay zekaya atfediliyor. Fakat yakın tarihli araştırmalar, yeni mezunların yaşadığı istihdam sıkıntısının asıl sorumlusunun uzaktan çalışma olabileceğine işaret ediyor.

Çin merkezli markaların peş peşe Türkiye pazarına girişi ve önemli bir satış başarısı elde etmesi, Türkiye’deki yöneticileri biraz rahatsız etmişti. Bunun üzerine Türk lobisinin de yönlendirmeleriyle vergiler, ithalat düzenlemeleri ve servis şartları üzerinden bu markaların önüne ciddi bir duvar örüldü. Ağustos ayına ilişkin pazar verileri ise bu “Çin işkencesi”nin sonuç verdiğini ortaya koydu.

Shein, Londra ve New York’taki halka arz girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu hafta nihayet Hong Kong borsasında halka açıldı. Birkaç yıl önce hızlı modanın yükselen yıldızı olarak görülen şirket, yatırımcıların karşısına zirve döneminden çok daha farklı bir tabloyla çıktı. Analistlere göre bu tablo, şirketi 100 milyar dolar değerlemeye taşıyan ekonomik koşulların artık ortadan kalktığını da kanıtladı.

Bir çalışanı değerli kılan yalnızca görev tanımında yazanları yerine getirmesi değil; aksaklıkları fark etmesi, sahiplenmesi ve çözümün parçası olmak istemesi de aynı zamanda. Çalışma arkadaşını, müşterisini, itibarını ve geleceğini dert edinen çalışanlar kurumları ileri taşıyor. Ancak dert edinmek yalnızca kişinin tercihi değil; bu çalışanlar sorgulama, fikir belirtme ve sorumluluk alma alanı buldukları ölçüde kurumun gelişimine gerçek bir katkı sunabiliyorlar.



