Savaşın ekonomik yüzü


Yaşamları aydınlatır : TEPTA
“ Mimarlık tarihi, ışık mücadelesinin tarihidir. ” diyor değerli mimar Le Corbusier.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından beklentilerin dışına çıkan bir 2022 yılı geçiriyoruz. Batı ülkelerinden Rusya merkezli şirket, banka ve kişilere yönelik gelen yaptırımlar ve Rusya’nın bu yaptırımlara karşı aldığı kararlar, küresel dengelerin hızla değişmesine neden oluyor. Bu yazıda işgal ve yaptırımların küresel piyasalarda öne çıkan etkilerine değinmek ve önümüzdeki dönemde nelerle karşılaşabileceğimizi tartışmak istiyoruz.
Hazırlıksız yakalanan enerji piyasası
Pandemi sonrası artan enerji talebi ham petrol fiyatının, Ekim-Kasım aylarında 80 doların üzerine yükselmesine neden oldu. Normalleşme sürecinde üretim ve tedarik zinciri problemleri nedeniyle sıkışan enerji piyasası, bir darbe de Rusya-Ukrayna krizinden aldı. Fiyatın 100 doların üzerine çıkmasında dünyanın petrol talebinin yaklaşık %10’unu karşılayan Rusya’nın küresel ekonominin dışına itilmesi etkili oldu. Pandeminin başlangıcında negatif fiyatlarda işlem gören ham petrol vadelileri, bugün son 7 yılın zirvesinde, 115 doların üzerinde alıcı buluyor.
Doğal gaz da bu dönemde petrole eşlik etti. Rusya’nın oyun dışı kalma ihtimali, Hollanda’da doğal gaz vadelilerinin 205 dolar seviyesinde işlem görmesine neden oldu. Avrupa ülkelerinde kullanılan doğal gazın %40’ını Rusya’dan tedarik ettiği düşünüldüğünde bu durum, Avrupa ekonomisi için tehlike çanlarının çalması anlamına geliyor. Artan enerji fiyatlarını dizginlemek için Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi olan ABD ve 30 farklı ülke, 60 milyon varillik stratejik petrol rezervini devreye sokma kararı aldı.
Gıda fiyatları
Ukrayna ve Rusya küresel buğday üretiminin yaklaşık %14’ünü gerçekleştiriyor. İki ülkenin toplam buğday ihracatı, küresel ihracatın yaklaşık %29’una denk geliyor. İşçi kıtlığı, tedarik zinciri sorunları ve ekstrem hava koşulları nedeniyle zaten yüksek olan buğday fiyatları savaş nedeniyle rekor seviyelere yakın işlem görüyor. Bu artışın ne kadar devam edeceği savaşın ne kadar süreceğine bağlı. Savaş nedeniyle Rusya’ya yönelik yaptırımlar devam eder, Ukraynalı çiftçiler uzun süre ekim yapamaz ve beklenen mahsulü alamazsa gıda fiyatlarındaki artış enerjiye kıyasla daha korkutucu bir hal alabilir.
Savaşın gıda fiyatları üzerindeki etkisi buğday üretimiyle sınırlı kalmıyor. Batı yaptırımlarının hedef aldığı Rusya ve Belarus, dünyanın en büyük ikinci ve üçüncü potasyum üreticisi, nitrojende ise Rusya küresel pazar payının yaklaşık %15’ni elinde bulunduruyor. Savaş potasyum ve nitrojen tedarik zinciri süreçlerini zorlaştırırken bir yandan da artan doğal gaz fiyatları potasyum ve nitrojenin üretim maliyetlerini artırıyor. Gübre üretiminin yapı taşlarını oluşturan potasyum ve nitrojende fiyat artışı, doğrudan gübre fiyatlarına yansıyor. Gübre fiyatlarındaki artış, gıda fiyatlarındaki yükselişin sadece buğdayla sınırlı kalmamasına, mısır ve soya fasulyesi gibi diğer emtia sınıflarına sıçramasına neden oluyor. Günün sonunda savaş hepimiz için artan gıda harcamaları anlamına geliyor.
Savaş, enerji ve gıda ürünlerinin yanında başta paladyum olmak üzere alüminyum, nikel ve bakır gibi bazı metallerin fiyatlarında da yükselişe neden oluyor. Diğer yandan hepimizin ilk dikkatini çeken hızlı tepki göstermemize neden olan artışlar gıda ve enerji kalemlerinden kaynaklıyor. Peki artan fiyatlar hangi sonuçları doğuruyor?
Enflasyon ve para politikaları
Küresel anlamda halihazırda tüketiciyi etkileyen enflasyon, savaşla birlikte daha da güç kazanıyor. Enerji enflasyonu bir yandan benzin ve doğal gaz gibi harcamalarımızı artırırken bir yandan da sanayi şirketlerinin maliyetlerini yükseltiyor. Şirketlerin maliyetlerindeki artış, ürün fiyatlarında zamları beraberinde getiriyor. 2017’de yayımlanan IMF raporuna göre petrol fiyatlarındaki %10’luk bir artış, ülkelerin enflasyon oranının ortalama %0,4 artmasına neden oluyor.
Gıda fiyatlarındaki yükseliş temel tüketim harcamalarımızı doğrudan etkiliyor. Buğday fiyatlarındaki artış her gün tükettiğimiz ekmek, makarna, kek ve pastane ürünlerinin fiyatlarının artmasına neden oluyor. Mısır fiyatlarındaki yükseliş ise büyükbaş ve küçükbaş hayvanların yem maliyetlerini yükseltiyor; tavuk, et, süt ve yumurta fiyatlarına zam olarak yansıyor.
Fiyatlar hızla yükselirken, ABD dahil olmak üzere küresel anlamda reel ücretlerdeki artışın (maaş zammı ve enflasyon farkı) sınırlı kalması tüketici talebini kısıtlıyor ve büyüme endişelerini gündeme getiriyor. Sonuç olarak enerji ve gıda krizi, artan fiyatlar ve yavaş büyüme anlamına gelen stagflasyon teriminin bir kez daha su yüzüne çıkmasına neden oluyor.
Fiyatlardaki artış ve stagflasyon korkuları bazı politik sonuçlar doğuruyor. Geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Joe Biden, ABD’nin dışarı bağımlı olmayan, kendine yeten bir ülke olmasını hedeflediğini belirtti. Ara seçim dönemi yaklaşırken Biden’ın başta petrol fiyatlarını düşürmek için inisiyatif alması, son 40 yılın en yüksek enflasyonuyla mücadele etmek için alışılmışın dışında adımlar atması şaşırtıcı olmayacaktır. Biden’ın “kendi kendine yetebilen bir Amerika” hedefine ulaşmak için ABD’nin petrol üretimini artırması, alternatif enerji kaynaklarına dönüşümü hızlandırması ve daha fazla tarım emtiası üretmesi gerekiyor. Savaş aslında sadece ABD’nin dış bağımlılığına olan farkındalığını artırmıyor, birçok ülke bu dönemde kendi kaynaklarına sahip olmanın önemini bir kez daha anlıyor.
Savaşın para politikaları üzerindeki etkisini de hissetmeye başladık. Fed ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) yetkililerinden açıklamalar para politikalarının nasıl şekilleneceğine ilişkin sinyaller veriyor; Fed ve ECB’nin bir kez daha ayrışması olası gözüküyor. Fed faiz artış patikasını bozmayarak sıkı para politikasına geçiş yapacağını açıkça belli ederken başta Almanya olmak üzere ekonomisi Rusya enerjisine oldukça bağımlı olan Avrupa’da ECB’nin daha gevşek bir politika izlemesi olası gözüküyor. ECB’nin savaş döneminde sıkılaşması, halihazırda enerji ve ham madde fiyatları nedeniyle baskı altında olan Avrupa ekonomisinin daralması anlamına gelebilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Rusya'ya yönelik yaptırımlar küresel piyasaları nasıl etkiledi? Enerji ve gıda fiyatlarındaki artış stagflasyona neden olacak mı? Türkiye'de hangi sektörler savaştan olumsuz etkilenecek?
04 Mar 2022

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Dijital ödeme çözümleri, her geçen gün daha da yaygınlaşırken işletmelerin bu çözümlere yaklaşımında güven, kullanım kolaylığı ve sağlanan somut fayda belirleyici hâle geliyor. Yakın tarihte Garanti BBVA’nın kuruluşu Tami’nin ve Ipsos Türkiye’nin işbirliğinde gerçekleşen çalışma da işletmelerin dijital ödeme çözümlerine açık olduğunu, fakat dönüşümün esas anahtarının güven olduğunu ortaya koyuyor.
12 Eki 2026

Tüketicilerin kredi kullanım tercihleri son yıllarda nasıl değişti, Türk bankacılık sektörü para politikası kararlarına nasıl uyum sağlıyor ve finansal teknolojiler alanında faaliyet gösteren girişimlerin büyümesinin önündeki başlıca sorunlar neler? TeklifimGelsin Kurucu Ortağı ve CEO’su İhsan Cem Zararsız, kredi piyasasındaki gelişmeleri, bankaların dijitalleşme sürecini ve Türkiye’de girişimlerin finansmana erişimde yaşadığı sorunları Aposto okurları için anlattı.

Türkiye’de otomotiv pazarı, 2026’nın son çeyreğine frene basarak girdi. Eylül rakamları, sektörle ilgili aylık düşüşten çok daha fazlasını anlattı. Toplam pazar, yıllık bazda %24’ün üzerinde daralırken sektörde yaşanan baskının tüketici için fırsat olup olmayacağı sorusu da gündeme taşındı.

Teknoloji birçok alanda sonuca ulaşmayı kolaylaştırırken ustalığın değeri artık yalnızca bir işi yapabilmekte değil; neyin iyi olduğunu ayırt etmekte, doğru kararı verebilmekte ve yıllar içinde biriken deneyimi yeni araçlara uyarlayabilmekte yatıyor. Ustalık kaybolmuyor; biçim değiştiriyor.



