Stagflasyon yoksul ülkeleri mi etkisi altına alıyor?


Zingat Gayrimenkul Yatırım Rehberi ’yle kazançlı yatırımlar Gayrimenkul alanında birbirinden yenilikçi ve kullanışlı araçlar sunarak bilinçli adımlar atmamıza olanak sağlayan Zingat , Gayrimenkul Yatırım Rehberi hizmetiyle fark yaratmaya devam ediyor. Nedir? Zingat kullanıcıları, Gayrimenkul Yatırım Rehberi özelliği sayesinde Türkiye’de satılık konut fiyatının en çok artış gösterdiği bölgeleri görüntüleyebiliyorlar. Neden önemli? Gayrimenkul yatırım değerlerinin günden güne artmakta olduğu Türkiye’de yatırım değerleri sanayileşme, iş olanakları ya da yüksek yaşam standartları gibi sebeplerden dolayı bölgeden bölgeye değişkenlik gösteriyor. Gayrimenkul Yatırım Rehberi’yle yatırım değeri yüksek olan bölgelerin nabzını tutarak daha kazançlı yatırımlar yapabilir, kârınızı artırabilirsiniz. Dahası: Yatırım Rehberi’nde değer artışlarını il bazında takip edebileceğiniz gibi, seçtiğiniz ilin ilçelerindeki konut fiyatlarının artışlarına da göz atabilirsiniz. Seçeneklerinizi ister aylık değer artış yüzdesine, ister metrekare başına düşen fiyata göre sıralayarak veriye dayalı bir karar verebilirsiniz. Satılık konut fiyatı en çok artan bölgelerden haberdar olmak ve yatırımlarınıza değer katmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Küresel ekonomi söz konusu olduğunda, yakın gelecek giderek daha kasvetli görünüyor. Ancak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi zengin ülkeler büyümenin yavaşlaması ve fiyatların artmasından endişe duysa da stagflasyon uzun zamandır korkulan geri dönüşünü yaparsa, bundan en kötü şekilde etkilenen daha yoksul ülkeler olacak.
Dünya Bankası ve OECD, pandeminin ve Rusya- Ukrayna savaşının neden olduğu devam eden karmaşayı gerekçe göstererek ekonomik büyüme tahminlerini düşürdü.
Dünya Bankası ocak ayında yıllık büyümenin yüzde 4,1 olarak gerçekleşeceği tahminlerinde bulunmuştu. Birkaç hafta önce yayımladığı raporda ise büyümenin bu yıl yüzde 2,9 olacağını belirtti. OECD de benzer bir tahminde bulundu ve büyümenin Aralık 2021'deki yüzde 4,5'lik tahmininden farklı olarak yüzde 3'e düşeceğini belirtti.
Ürkütücü uyarılarda bulunan sadece bu iki kurum değildi. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Para Fonu daha küçük miktarlarda da olsa, yılın başlarında kendi tahminlerini düşürdü. Tüm bunlar zeminin ne kadar hızlı hareket ettiğinin birer işareti.
Pandemi sonrası küresel ekonomi hızlı bir toparlanma yoluna girdi. OECD raporu, 2022'nin ilk aylarında “dünya ekonomisinin Covid-19 sonrası düzensiz de olsa güçlü bir toparlanma yolunda olduğunu” savundu.
Ancak durum değişti. OECD, "Ukrayna'daki çatışma ve Çin'de “Sıfır-Covid” politikası nedeniyle kapanmalarla birlikte şiddetlenen tedarik zinciri kesintileri, toparlanmaya ciddi bir darbe indiriyor" şeklinde açıklamada bulundu ve enflasyonun 38 üye devlette yaklaşık yüzde 9'a ulaşmasını beklediklerini belirtti.
İki büyük kurum da büyük resmin kötü göründüğü konusunda hemfikir fakat ne kadar kötü olduğu konusunda ayrı düştü. Dünya Bankası ve OECD'nin anlaşamadığı durumlardan biri, 1970’lerde görülen petrol krizi sonrası yaşanan durgun büyüme, şişirilmiş fiyatlar ve yüksek işsizliğin bir birleşimi olan stagflasyon riskiydi.
Stagflasyon nedir?
Stagflasyon; tüketiciler ve işletmeler, enflasyonun değişmeyecek uzun vadeli bir sorun olduğunu düşündüklerinde ve davranışlarını buna göre ayarladıklarında ortaya çıkar. Bu aynı zamanda daha fazla enflasyona neden olan ve büyümeyi yavaşlatan bir kısır döngüdür.
En son 1970'lerde meydana geldiğinde, ekonomistler ve politika yapıcılar oldukça şaşırtmıştı. Faiz oranlarını yükselterek enflasyonu düzeltebilirsiniz fakat bu durum resesyona neden olabileceği için risklidir. Ekonomiyi canlandırmak için harcamaları artırırsanız, fiyatları yükseltme riskini alırsınız.
OECD stagflasyon riskini hafife alırken, Dünya Bankası Başkanı David Malpass “stagflasyon tehlikesine” dikkat çekti ve tam anlamıyla aynı zemin söz konusu olmasa da mevcut ekonomik durumu 1973-1980 arasındaki dönemle karşılaştırdı.
Stagflasyon herkes için endişe verici ancak yoksul ülkeler için durum daha kötü. Gelişmekte olan birçok ülkenin ekonomisi gelişmiş ülkelere yapılan ihracata bağımlı, bu da küresel bir resesyonun onları daha çok etkileyeceği anlamına geliyor.
Bu ülkelerin çoğu aynı zamanda muazzam dış borçlara sahip. Faiz oranları yükseldikçe ve ekonomik büyümeleri düşük kaldıkça bu borcun geri ödenmesi imkansız hale geliyor.
Stagflasyonun en son vurduğunda, 16 Latin Amerika ülkesi borç ödemelerini durdurdu. 1970'lerde yaşam standartlarının düştüğü bir “Kayıp On Yıl” yarattı. Yarım yüzyıl sonra gelen krizde ise ise Sri Lanka’da benzer senaryoyu görüyoruz. Ülke borçlarını temerrüde düşürdü. Sokaklar protestocularla doldu ve hükümet istifa etti. Bunun yanı sıra Dünya Bankası başka ülkelerin de temerrüde düşeceğini düşünüyor.
Küresel bir stagflasyon krizinden kaçılabilir mi?
OECD, değişen çeşitli küresel koşulların; zengin ulusların düşük enerji fiyatlarına daha az bağımlı olması ve çoğu merkez bankasının artık bağımsız olması dahil, bunu 1970'lerdeki son krizden çok farklı kıldığını öne sürerek küresel anlamda bir stagflasyon durumunun gerçekleşmeyeceğini öngörüyor.
O zamanlar, krizin kıvılcımı 1973 Yom Kippur savaşı ve ardından gelen petrol ambargosuydu. The Post'tan David Lynch’in de dediği gibi “Şu anda gördüklerimiz neredeyse elli yıl önce olanların yanında sönük kalıyor." Petrol fiyatları 1973-1974'te dört katına çıktı ve İran şahının devrilmesi ile birlikte 1979-1980'de tekrar iki katına çıktı.
Bugün farklı bir durum söz konusu olsa da büyük resim yine de çok iyi değil.
Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve Karadeniz limanlarının ablukası, dünyanın en çok tahıl üreten bölgelerinden birini kilitledi. Birçok yoksul ülke gıda için bu ithalata güveniyor. İklim değişikliği, Hindistan'ın sıcak hava dalgası nedeniyle buğday ihracatını yasaklaması ve Brezilya'nın yıkıcı bir kuraklık yaşamasıyla birlikte yeni ve öngörülemeyen yollarla arzı da vurdu.
Stagflasyon durumu için normal zamanlarda hükümetler devreye girerdi ancak pandemiden sonra, birçok gelişmekte olan ülkenin halihazırda rekor düzeyde borcu var. Dünya Bankası, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki dış borcun 2020'nin sonunda 8,7 trilyon dolara tırmandığını ve bazı ülkelerde çift haneli bir yüzde artışı gördüğünü söyledi.
1970’lere göre daha kötü olan bir durum ise doların tarihsel olarak yüksek seviyesi. Bu durum borç ödemeyi veya emtia satın almayı daha da maliyetli hale getiriyor.
Yoksul ülkelerin küreselleşmesinin bedeli stagflasyon gibi olayların riskleri nedeniyle ağır oluyor. Massachusetts Amherst Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olan Jayati Ghosh'un geçen yıl dış politika için yazdığı gibi, gelişmekte olan ülkeler uzun zamandır “gelişmiş ekonomilerin makroekonomik politikalarının yayılmalarının” insafına kalmış durumda.
Ghosh, "Ancak bu karşılıklı bağımlılık tarafından bugün olduğu kadar acımasızca kullanıldığını hissetmemiş olmaları mümkün" diyor.
Not: Yazı Washington Post'tan derlenmiştir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yoksul ülkelere küreselleşmenin bedeli ağır oluyor. Gotabaya Rajapaksa, dün istifa etti. Peki Sri Lanka bu krize nasıl sürüklendi?
15 Tem 2022

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Avrupa’dan Japonya’ya birçok ülke, artan güvenlik kaygılarıyla birlikte savunma bütçelerini büyütüyor; bu harcamaların teknoloji, istihdam ve sanayi üzerinden ekonomiye de ivme kazandırması bekleniyor. Peki silahlanma, durgun ekonomiler için gerçekten bir büyüme motoruna dönüşebilir mi?

Giriş seviye pozisyonlarda işe alımlar, dünya genelinde hızla yavaşlıyor. Genç işsizliğindeki bu artış, özellikle beyaz yakalı işlerde büyük oranda yapay zekaya atfediliyor. Fakat yakın tarihli araştırmalar, yeni mezunların yaşadığı istihdam sıkıntısının asıl sorumlusunun uzaktan çalışma olabileceğine işaret ediyor.

Çin merkezli markaların peş peşe Türkiye pazarına girişi ve önemli bir satış başarısı elde etmesi, Türkiye’deki yöneticileri biraz rahatsız etmişti. Bunun üzerine Türk lobisinin de yönlendirmeleriyle vergiler, ithalat düzenlemeleri ve servis şartları üzerinden bu markaların önüne ciddi bir duvar örüldü. Ağustos ayına ilişkin pazar verileri ise bu “Çin işkencesi”nin sonuç verdiğini ortaya koydu.

Shein, Londra ve New York’taki halka arz girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu hafta nihayet Hong Kong borsasında halka açıldı. Birkaç yıl önce hızlı modanın yükselen yıldızı olarak görülen şirket, yatırımcıların karşısına zirve döneminden çok daha farklı bir tabloyla çıktı. Analistlere göre bu tablo, şirketi 100 milyar dolar değerlemeye taşıyan ekonomik koşulların artık ortadan kalktığını da kanıtladı.

Bir çalışanı değerli kılan yalnızca görev tanımında yazanları yerine getirmesi değil; aksaklıkları fark etmesi, sahiplenmesi ve çözümün parçası olmak istemesi de aynı zamanda. Çalışma arkadaşını, müşterisini, itibarını ve geleceğini dert edinen çalışanlar kurumları ileri taşıyor. Ancak dert edinmek yalnızca kişinin tercihi değil; bu çalışanlar sorgulama, fikir belirtme ve sorumluluk alma alanı buldukları ölçüde kurumun gelişimine gerçek bir katkı sunabiliyorlar.



