Tarife rüzgarında Türkiye: Riskler, fırsatlar ve yeni yol haritası

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
ABD Başkanı Trump’ın 2 Nisan’da başlattığı “Kurtuluş Günü” rüzgarı küresel ticaret sistemini derinden sarstı. Başta ihracata dayalı büyüme modeline sahip olan Asya ülkeleri olmak üzere ABD’nin bütün ticaret ortakları bu tarifelerden etkilendi ve 70’ten fazla ülke müzakere için Beyaz Saray’ın kapısını çaldı.
Müzakere talepleri sonucunda tarifeler şimdilik 90 günlük geçici bir süre için durdurulmuş olsa da %10’luk minimum tarife ile vergilendiren Brezilya, İngiltere, Suudi Arabistan gibi ülkelerin, her halükarda yüksek tarifeyle vergilendirilen ülkelere kıyasla daha avantajlı olacağı düşünülüyor. Türkiye de %10’luk tarifeyle vergilendirilmesine karar verilen ülkelerden bir tanesi.
Yeni küresel ekonomik düzen Türkiye için hem bazı büyük fırsatlar hem de bazı büyük riskler barındırıyor. Türkiye’nin bunlardan hangisine daha yakın olduğu ise büyük merak ve tartışma konusu. Özellikle Çin’in alacağı tutumun bu noktada belirleyici olacağı ifade ediliyor.
Peki, ekonomistler bu denklemde Türkiye’nin yerini nasıl okuyor?
“En düşük tarife oranı yararımıza olabilir”
Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan İktisadi Araştırmalar Vakfı (İAV) Başkanı Prof. Dr. Ahmet İncekara, dünya ekonomisinde bu kadar yüksek belirsizliğin her ülke için bir risk ve kaybet-kaybet durumu yarattığına ancak bu konjonktürden belirli noktalarda faydalanabilecek ülkelerin de olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye ilk bakışta riskin daha az, fırsatın daha çok olduğu bir noktada gibi görünüyor. Savunma sanayimize uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, Türkiye’nin belirli projelere yeniden dahil edilmesi ve çelik/alüminyum tarifelerinin düzenlenmesi şu anda iki taraf arasında görüşülüyor” ifadelerini kullandı.
“En düşük tarifeden vergilendiriliyor olmamız bizim yararımıza olabilir. Bir kesinlik olsa bunu avantaja çevirerek Çin, Meksika, Kanada gibi ülkelerden kalan bazı boşlukları doldurabiliriz diyebilirdim. Ancak tarifelerin bu seviyede kalıp kalmayacağını da bilmiyoruz. Biz bu süreçte ABD pazarına ihracatımızı ne kadar geliştirebilirsek o kadar iyi.”
Görüştükleri iş insanları ve ihracatçıların ikinci Trump döneminden nispeten umutlu olduğunu da söyleyen İncekara, “İhracatlarının ve işlerinin artabileceğini düşünüyorlar. Ancak tekstil, hazır giyim ve gıda gibi bazı sektörler hariç. Bu sektörlerde girdi maliyetleri geçmiş yıllara kıyasla çok yükseldi, ayrıca Çin ürünleri nedeniyle fiyat baskısını daha sert hissetmek gibi bir endişeleri var. Şu an pek çok ham maddede, ara malında piyasamız Çin’den gelen ürünlere karşı vergilerle korunuyor. Bunun devam etmesi gerekiyor” dedi.
ABD’nin bir sanayisizleşme paniği içinde olduğuna dikkat Çeken İncekara, “ABD’nin mevcut yöneticileri, küreselleşme sürecinden ABD’nin zarar gördüğünü, üretim anlamında ülkenin içinin boşaldığını ve ithalata bağımlılığın geliştiğini fark ettiler. Şimdi bunu tersine döndürmek istiyorlar. Bugün otomobilden çiplere, bilgisayardan telefonlara kadar pek çok şeyi Asya ekonomilerinden ithal ediyorlar. Amerikan sendikaları bunu bugüne kadar bas bas bağırıyordu. Detroit gibi sanayi şehirlerinde yaşanan kriz de aslında tam olarak bunu yansıtıyor” dedi.
“ABD’nin eski yöneticileri, biraz da Amerikan dolarının gücüne güvenerek serbest ticaret ve entegrasyona dayalı ekonomik politikalar geliştirdiler. Bunun sonucunda üretim ABD’nin dışına kaydı ve ABD’li yatırımcılar üretim üssü olarak Asya’yı, özellikle Çin’i seçtiler. Çin de bu ilgiyi doğal olarak kendi için kullandı. Üretim yapmayı öğrendi, teknolojik avantaj elde etti, emeğinin değerini artırdı. Bu sırada hem yetişmiş üretim gücü hem de biriktirdiği ABD hazine tahvili stokuyla ABD karşısında avantajlı konuma geçti. Ben 90’larda ABD’deyken akademide herkes Çin üzerine çalışıyordu. O günkü çalışmaların değeri bugün daha iyi anlaşılıyor. Çünkü ABD yapısal olarak sürekli dış ticaret açığı ve cari açık veriyor.”
Trump’ın bu durumu tersine çevirmek adına yaptığı fevri çıkışlarının ABD ekonomisine zarar verdiğine de dikkat çeken İncekara, “ABD’nin bunu daha planlı yapması gerekirdi. Ancak Trump şu an züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi davranıyor. Bu ticaret savaşı sürerse uzun vadede ABD’li tüketiciler zarar görecek. Trump’ın bunu göze almasını mümkün görmüyorum” ifadelerini kullandı.
“Türkiye rekabetçi bir avantaj sağlayabilir”
Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan İstanbul Ekonomi Araştırma Yönetici Ortağı Can Selçuki, tarifelerin Türkiye ekonomisine dolaylı ve doğrudan etkileri üzerine dikkat çekerek, “Şu an doğrudan etkileri üzerinden yorum yapma şansımız daha fazla çünkü diğer ülkelerin nasıl tepki verebileceğini şimdilik bilmiyoruz. Bu durum küresel çapta büyük bir ticaret savaşına dönüşürse, kuşkusuz büyüme ve talep olumsuz etkilenir” ifadelerini kullandı.
Selçuki, tarifelerin doğrudan etkileri üzerine sorulan soru üzerine ise şu yanıtı verdi:
“Türkiye, doğrudan ABD’ye ihracat yaptığı veya ihracat yapma potansiyeli olan sektörlerde bir rekabetçi avantaj sağlayabilir. Bu hem ihracatın artması hem de bu sektörlerdeki yatırımın Türkiye’ye gelmesi sonucunu doğurabilir. Öte yandan, Türkiye’nin Avrupa’ya büyük bir ara malı ihracatı var ve bu ara malları Avrupa’nın ABD’ye ihraç ettiği nihai ürünlerde yer alıyor. Dolayısıyla bu nihai ürünler rekabetçilik kaybı yaşarsa Türkiye’deki bu ara malı üreticileri de zarar görebilir.”
“Türkiye için olumsuz riskler daha ağır basıyor”
Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ALB Yatırım Başekonomisti Filiz Eryılmaz, tarifelerin mevcut haliyle kalması halinde Türkiye için bir avantaj var gibi göründüğünü ancak kendisinin kesin bir yararlılık noktasında olmadığını söyleyerek, “Göreli olarak diyelim ki bizim tarifemiz bir şekilde düşük kaldı. Bu noktada soru şu: Biz gerçekten ABD pazarına girebilecek miyiz? Türkiye Çin kadar güçlü bir ölçek yapısına sahip değil. Bu bir sorun olabilir” ifadelerini kullandı.
“‘ABD’ye hangi alanlarda girebiliriz?’ diye sorduğumuzda tekstil, otomotiv yan sanayi, mobilya gibi sektörlerin öne çıktığını görüyoruz. Bu gibi alanlarda bize göre daha uygun maliyetle üretim yapan çok fazla ülke var. Biz hem maliyet yapımız nedeniyle hem de son dönemde kurda yaşanan değerlenme nedeniyle rekabetçilik sorununa sahibiz. Özellikle sektör temsilcileriyle konuştuğumuzda bu alanlarda göreli olarak bizden daha ucuza üreten ülkelerin mevcut olduğunu görüyoruz. Ayrıca Amerikan kültürüne de genel itibarıyla çok fazla adaptasyonumuz yok. Bu konuda başarılı değiliz.”
Türkiye’nin tarifelerinin göreli olarak Çin’den daha düşük kaldığı durumda da risklerin ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Eryılmaz, “Başta Avrupa olmak üzere Türkiye’nin ana ihracat pazarlarına Çin ve diğer Güneydoğu Asya ülkeleri ucuz mallarla saldırabilir. Halihazırda Avrupa Birliği’nin de daha düşük büyüyeceğinin tahmin edildiği bir ortamda Türkiye, ana ihracat pazarında Çin’le nasıl rekabet edebilir? En büyük risklerden biri bu. Olumlu tarafı ise Türkiye’nin bir ihracat üssü olarak tercih edilmesi olabilir. Bu, doğrudan ve dolaylı yatırımları en azından kısa vadede hızlandırabilir. Çin bunu Vietnam ve Kamboçya üzerinden yapıyordu. Şimdi Türkiye’ye yönelebilirler” dedi.
ABD ve ticaret ortakları arasında bir ılımlılaşma olması gerektiğini düşündüğünü ve bir ılımlılaşma ihtimaline daha yakın olduğunu da belirten Eryılmaz, “Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşı devam ederse veya iki ülke arasında istenilen ölçüde bir ılımlılaşma sağlanamazsa bu tüm küresel ticaret sistemini bozacağı için piyasa fiyatlamalarını da kısa vade için bozabilir. Endekslere satış gelebilir ve Fed belirsizliği artabilir. Bu da Türkiye’ye olumsuz yansıyabilir” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin göreli olarak tarifeler noktasında avantajlı olacağını tahmin ediyorum. Ancak net/net baktığım zaman Türkiye için olumsuz risklerin daha ağır bastığını düşünüyorum.”
“Türkiye güvensizlik alanının tam ortasında, stratejik altyapı hazırlamalı”
Konuyla ilgili görüşlerini Aposto’yla paylaşan Dünya Ticaret Örgütü (WTO) eski Müzakerecisi Dr. Şahin Yaman ise “Dünya sistemi dönüşüyor, yeni bir ekonomik düzen oluşuyor. Trump yönetiminin başlattığı gümrük tarifeleri, yalnızca ticari bir korunma mekanizması değil, aynı zamanda ABD’nin kendi kurduğu küresel ekonomik düzene karşı da radikal bir veda mesajı” ifadelerini kullandı.
“Temel kurumların tamamen etkisizleşmesi, politika karar alma süreçlerinin kurumsal rasyonaliteden uzaklaşarak Trump gibi yarı cahil bir liderin kişisel kapris ve popülist önceliklerle şekillendiğini gösteriyor. Bu ABD gibi bir siyasal kollektif yapının, ticaret politikalarında süreklilik, öngörülebilirlik ve çok taraflı diplomasi gibi uzun yıllar rafine şekilde uyguladığı ilkelerin yerini keyfiyetin ve dar lobi çıkar gruplarının alması anlamına da geliyor. Trump’ın başlattığı bu olumsuz saçmalık sürdürülemez. Böyle devam ederse 6 aya dahi kalmaz.”
Türkiye’nin bu noktada bir strateji ve eylem planı hazırlaması gerektiğine dikkat çeken Yaman, “Türkiye bu noktada kendi tarihsel müktesebatına bakarak, iyi gördüğü noktaları sentezleyerek yeni dünya ekonomik düzeni için bir stratejik altyapı hazırlamalı. Bu çatışmacı yüzyılda güvenlik ve ekonomi ekseninde; barışa katkıda bulunacak fakat bunu iktisadi anlayışla da destekleyecek önerilerle çıkması gerekiyor. Yoksa bunu borsa, faiz gibi yüzeysel verilerle okumak yanlış olur” açıklamasında bulundu.
Dünyanın ekonomik ağırlığının Asya’ya doğru kaymaya başladığını ve Türkiye’nin de buna uygun bir pozisyon alması gerektiğini belirten Yaman, “Türkiye dünya dengesindeki gücü ve yeriyle orantılı bir strateji belirlemeli. Şu anda Atlantik ve Asya arasındaki güvensizlik alanının tam ortasındayız. Avrupa ve Amerika’dan kurtuluşumuz yok ancak istikbal öbür tarafta. Dolayısıyla Türkiye’nin devlet kurumları ve personelinin konsept, stratejik ve beceri seti anlamında yeniden eğitilmesi gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
TCMB dün piyasa tahminlerinin büyük bir kısmını yanıltarak politika faizini 350 baz puan artırma kararı aldı. Enflasyonda bozulma görülmesi durumunda para politikasının sıkılaştırılacağına dair şahin ifadeler de yinelendi.
18 Nis 2025

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR



