Yavaşlamaya dair bir düşünce: Slow Food

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Giderek hızlanan hayata karşı bir duruş: Bazılarımız vapura yetişmek adına evden aceleyle çıkıyor, bazılarımız kahvaltı niyetine yol üstünde yürürken ağzımıza bir şeyler tıkıyoruz. Kısacası hızlı yaşıyor, hızlı tüketiyoruz. Nerede yakaladığı değişse de, telaş mutlaka günün bir noktasında buluyor bizi. Bütün bu telaşın içinde durmayı, zevk almayı, kendimizi ve doğayı dinlemeyi çoğunlukla unutuyoruz. Belki de ne de olsa şehirde yaşamak bunu gerektirir diyerek bu durumu geçiştiriyoruz. Bütün bu kargaşanın arasında, daha sonraları The Guardian tarafından gezegeni kurtarabilecek 50 kişiden biri olarak gösterilecek Carlo Petrini önderliğinde başlatılan Slow Food hareketi karşımıza çıkıyor ve bize hem kendi iyiliğimiz hem de içinde yaşadığımız dünyanın iyiliği için durmamız ve zevk almamız gerektiğini hatırlatıyor.
• Ortaya çıkış hikâyesi: Felsefisinin yanı sıra kelime anlamıyla da fast food kültürünün zıttı olan Slow Food hareketinin çıkış noktasına baktığımızda ünlü fast food zinciri McDondals’la karşılaşıyor; işletmenin temsil ettiği hızlı yaşam temposunu, homojenleşen yemek kültürünü ve ucuz yemek tüketimini protesto etmek amacıyla Petrini ve arkadaşlarının Roma’nın en önemli yerlerinden biri olan İspanyol Merdivenleri’nin oraya açılan McDonalds’ı tabaklar dolusu taze italyan markasına boğduklarını görüyoruz.
• Petrini düşünmeye davet ediyor: Hareketin zamanla günümüzün şartlarına evrildiğini belirten Petrini, biyoçeşitlilik gibi hepimizi ilgilendiren küresel konular varken gastronomiye artık sadece yıldızlı restoranlar, lezzetli tarifler olarak bakılmaması gerektiğini düşünüyor. Petrini yerel olanı tercih ettiğimiz ve yavaşlığı hayatımıza tekrardan soktuğumuz taktirde hayat kalitemizin artmasının yanı sıra gezegeni bekleyen ekolojik felaketlerin önüne geçilebileceğini her fırsatta dile getiriyor.
• Slow Food üçlüsü: Slow Food herkes için iyi, temiz ve adil gıdayı savunuyor. Harekete göre bir gıdanın kaliteli sayılabilmesi için aşağıdaki üç niteliğe birden sahip olması gerekiyor.
İyi: Yediğimiz her yemek doğal malzemelerden yapılmalı, lezzetli olmalı ve zevk vermelidir.
Temiz: Yiyecekler; sağlımıza, çevreye ve diğer canlılara zarar vermeden sürdürülebilir bir şekilde üretilmeli, sofraya mümkün olan en temiz yolla ulaşmalıdır. Tüketici ve üretici ekosistemi ve biyoçeşitliliği korumakla görevlidir.
Adil: Tüketicilere karşılanabilir fiyatlar sunulmalı, üreticilerinde emeklerinin karşılığını adil bir şekilde aldıklarından emin olunmalıdır.
Hayata geçirilmeyen prensip anlamsızdır diyen Petrini’ye kulak veriyor; yavaşlıyorum, tercihlerimin çevreye vereceği sonuçları düşünerek hareket ediyorum ve yediklerimin bilincine daha iyi vararak tadını çıkarıyorum. Haftaya Lagom’da Slow Food’un felsefesini daha detaylı inceleyip yeni nesil vatandaşlığı keşfe çıkacağız. O zamana kadar ekip olarak kendimiz ve dünyamız için biz daha fazla ne yapabiliriz, neleri değiştirebiliriz onları düşünüyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Moda, topluma ve çevreye olan yükümlülüklerini yerine getirebiliyor mu? Bizim sormamız gereken sorular neler?
09 Ağu 2020

YAZARLAR

Adasu Mireli
Food writer @ Aposto

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Türk tarihinin büyüklüğünün anlaşılması için Göbeklitepe’nin Türk olmasına ihtiyaç yok. Anadolu’nun bizim için taşıdığı değerin de Hititlerin, Troyalıların ya da beş bin yıl önce Beşiktaş’ta yaşayan insanların Türk çıkmasına ihtiyacı yok. Belki gerçek tarih bilinci, geçmişin her köşesinde kendimizi aramak yerine, bizden farklı olan bir geçmişi de kendi mirasımızın parçası olarak koruyabilecek özgüvene sahip olmaktır.

Pek çoğumuz birbirimize yakın mekanlarda yaşıyoruz, ama kimi ihtiyaçlarımızı ortaklaştırmak, bazı araçları paylaşmak aklımızdan dahi geçmiyor. Bu kadar yakın yaşarken ihtiyaçlarımızı birbirimizden bağımsız karşılamayı neden hayatın olağan hâli sayıyoruz? "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" adlı yeni yazı dizisinin ilk durağında, insanın başkalarıyla kurulan bir varlık olması fikrinden yola çıkarak modern hayatın bizi nasıl birbirimizden yalıttığının izini sürüyoruz. Aileden mekana, bakım emeğinden ortak karar almaya uzanan ilişkiler içinde özgürlüğümüzden vazgeçmeden başka türlü bir hayat kurmanın mümkün olup olmadığını araştırıyoruz.

Biri için ailesiyle paylaştığı işi tek başına üstlendiğinde emeğin ağırlığını fark etmek, öbürü için her yıl yeniden yaşanan bir aile ritüelini ve ileride hatırlanacak anıları kavanozlamak, kimi için de yerel üreticiyi destekleyip kışlık mutfak masrafını azaltmanın bir yolu. Kışlık hazırlık belki artık geçmişteki kadar zorunlu değil fakat onu sürdürenler için hâlâ işe yarayan çok somut nedenleri var: Emeği bölüşmek, bilgiyi aktarmak, masrafı azaltmak, üreticiyle bağı korumak ve birarada olmanın neşesini paylaşmak.

İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.




