Yaz makarnası: Kabak, ricotta ve fesleğenli

Reçete: David Tanis
Malzemeler
- Sızma zeytinyağı
- 1 küçük soğan, incecik doğranmış
- 2 kilo kabak, ince dilimlenmiş
- Tuz ve karabiber
- 2 diş sarımsak, ezilmiş
- 28 gram taze fesleğen
- 450 gram makarna
- 226 gram ricotta
- Bir tutam ezilmiş kırmızı biber
- Limon kabuğu rendesi
- 60 gram Parmesan, pecorino veya Grana Padano
Yapılışı
- Bir tencerede su kaynatılır. Orta-yüksek ateşte büyük bir tavada, soğanlar yumuşayana kadar 3 yemek kaşığı zeytinyağında 5-8 dakika pişirilir. Kabakları eklenir, bolca tuz ve karabiberle tatlandırılır. Ara sıra karıştırarak yumuşayana kadar yaklaşık 10 dakika pişirmeye devam edilir.
- Havan ve tokmak yardımıyla sarımsak, fesleğen ve biraz tuz kabaca ezilerek macun kıvamına getirilir. 3 yemek kaşığı zeytinyağı eklenip karıştırılır.
- Makarna suyu iyice tuzlandıktan sonra makarnalar konup karıştırılır. Piştikten sonra makarna süzülür ve pişirme suyundan 1 su bardağı ayrılır.
- Pişmiş makarna, tavadaki kabaklara eklenir. Orta-yüksek ateşte yarım su bardağı pişirme suyu, ricotta, ezilmiş kırmızı biber ve limon kabuğu rendesi eklenip karıştırılır. Tadı kontrol edildikten sonra 1 dakika daha pişirilir.
- Karışım krema kıvamında görünmeli. Gerekirse biraz daha makarna suyu eklenebilir. Fesleğen ezmesi ve rendelenmiş peynirin yarısını eklenip hızlıca karıştırılır. Kalan peynir makarnanın üzerine serpilir. Servise hazır.
Afiyetler!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Pete Wells’in son yazısında teknolojinin yeme-içme dünyasına etkilerine odaklanıyor. Burak Beşer, kurucusu olduğu mekanlardaki sürdürülebilirlikle ilgili çabaları "entropi" kavramı üzerinden aktarıyor.
14 Ağu 2024

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.




