Altın kararsız bölgede kalmaya devam ediyor

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Geçtiğimiz hafta ons altın 3.500 dolar ile en yüksek seviyesini test ederken, gram altın da ons altından aldığı destekle 4.305 TL ile en yüksek seviyesini gördü. Bildiğimiz gibi, sene başından bu yana tarife belirsizlikleri nedeniyle riskten kaçan yatırımcıların altına yönelmesiyle sarı metal çok güçlü bir yükseliş göstermişti. Geçtiğimiz hafta Trump’ın FED Başkanı Powell hakkındaki söylemleri sonrasında Powell’ı görevden alabileceğine dair endişeler de güvenli liman talebini körükleyince, altında bu güçlü yükselişe şahit olduk.
Bu haftaya geldiğimizde ise altında kısmi bir satış baskısı olduğunu görüyoruz. Bu baskı ile ons altın 3.260 dolara kadar gerileyerek tam 240 dolar düşerken, gram altın da 4.012 TL seviyesine kadar gerileyerek 293 TL’lik bir düşüş yaşadı. Söz konusu gerilemenin nedeni yine Trump’ın klasikleşen U dönüşleri. Trump’ın bu hafta başında Powell’ı görevden almak gibi bir niyeti olmadığını söylemesinin yanı sıra “Çin’e nazik davranacağız” açıklamaları, piyasalardaki gerginliği azaltınca, hali hazırda aşırı alım bölgesinde olan altında söz konusu düşüşü gördük. Ayrıca Rusya-Ukrayna barışı konusunda ayak direyen Putin’den de geçen hafta gelen ılımlı açıklamalar, altında satış yaratan bahanelerden bir diğeriydi.
Yatırımcılar cephesinde şimdi asıl merak edilen konu, altında satış baskısı yani düzeltme bitti mi, yoksa düşüş devam edecek mi? Temel gerekçelere baktığımda, altın için yukarı yönlü riskler olduğu gibi aşağı yönlü risklerin de olduğunu görüyorum. Trump’ın bu hafta otomobillere yönelik tarifelerde yumuşamaya gideceğine yönelik haber akışı, altını baskılayan önemli bir nedendi. Ama öbür yandan Hindistan ile Pakistan arasındaki gerginlik ile İspanya başta olmak üzere Avrupa’daki elektrik kesintileri de güvenli liman ihtiyacını doğuruyor. Ayrıca, her ne kadar ABD “Çin ile tarifeler konusunda görüşüyoruz” dese de, Çin’in her seferinde görüşmeleri reddetmesi ve ABD ile uzlaşmaya gitmeyip ayak direyeceğine dair haberler de altını diri tutmaya aday görünüyor. Tüm bu temel gerekçelere rağmen teknik göstergeler, altının şu an için kararsız bölgede yer aldığını söylüyor. Bu hafta ABD’den Çarşamba günü gelecek olan büyüme ve PCE verileri ile Cuma günü açıklanacak olan tarım dışı istihdam verilerinde, beklentilerin belirgin üzerinde veya altında rakamlar olması durumunda altının kararsızlık bölgesinden kurtulması da söz konusu olabilir. Ama hemen şu notu da iliştireyim: Altın her ne kadar kararsızlık bölgesinden çıkıp yükseliş bölgesine geçse de, yakın vadede tarihi zirvesini yenilemesi çok kolay görünmüyor kanaatindeyim. Yine düşüşlerde de belirli desteklerde tutunma beklerim. Bu nedenle, yakın vadede her ne kadar iniş çıkış yönünde volatilite olsa da, belirli bir bant hareketiyle soluklanmaya giden altın çok da şaşırtıcı olmaz.
Ons altın 3.250 dolar altına gerilerse, satış baskısının daha da arttığı bir süreç söz konusu olabilir. Sarı metalde 3.385 dolar üstü fiyatlamalar görülmedikçe satış baskısının bittiğini söylemek güç. Gram altın tarafında da 4.012 TL altı seviyelerde satışların hızlanması beklenirken, 4.180 TL üzerinde ancak ve ancak satış baskısı azalacaktır. 3.385 dolar üzerinde tutunan ons altının hedefi tarihi rekor olan 3.500 dolar iken, 4.180 TL üzerinde kalabilen gram altın da gözünü 4.305 TL hedefine dikmiş olarak kabul edilebilir.
Böylesi bir ortamda, yatırımcılar cephesinde özellikle de kısa vadeli altın yatırımcısı için yüklü altın alımı riskli olabilir. Bu aralar altını alıp satmaktan ziyade, izlemede kalmanın daha doğru bir yatırım stratejisi olabileceğini düşünüyorum. Orta veya uzun vadeli altın yatırımcıları için her ne kadar her geri çekilme bir alım fırsatı olsa da, bu aralar kademeli alım yapmanın daha uygun olabileceği kanaatindeyim. Bu nedenledir ki, uzun vadeli altın yatırımcılarının altına ayırdıkları tasarrufun şimdilik en fazla 1/4’ü ile alım yapmalarının daha uygun bir strateji olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, uzun vadeli yatırımcılar da bir miktar risk alarak daha düşük seviyeleri bekleyebilirler; çünkü satış baskısının devamı masada durmaya devam ediyor. Örneğin, gelen haber akışlarıyla gram altın tarafında 3.940 TL altı seviyelere bir iniş görürsek, işte o zaman daha uygun bir alım fırsatı yakalanabilir.
Altın demişken, altın sertifikası Altın S1’e de değinmeden geçmeyeyim. Altın S1 şu an gram altına göre %10 daha pahalı. Bu nedenle altın fiyatlarındaki baskı devam ederse, Altın S1’deki geri çekilme ons altın ve gram altın fiyatlarındaki geri çekilmeden çok daha güçlü olabilir. Bu nedenle uzun vadeli altın yatırımcısının bu fiyatlardan Altın S1 alması riskli olabilir. Kısa vadeli olarak Altın S1 almak isteyenler için kritik seviye 47 TL. Bu seviye geçilmeden pozisyon açmak yine riskli olabilir. 47 TL üzerinde ise tutunmalarda 52 TL seviyesine kadar yükseliş potansiyeli söz konusu olabilir.
Uyarı: Bu metinde yer alan görüş, yorum ve değerlendirmeler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir şekilde yatırım tavsiyesi niteliği taşımaz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Doç. Dr. Filiz Eryılmaz
ALB Yatırım Başekonomisti. Bursa Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Verim eğrisi kontrolü (YCC), merkez bankalarına belirli vadelerde faizi doğrudan sabitleme gücü veriyor ancak bu güç, taahhüt sorgulanmaya başladığında hızla bir tuzağa dönüşebiliyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya uzanan örnekler YCC’nin asıl sınavının girişte değil çıkışta verildiğini, başarının ise büyük ölçüde zamanlama, kademelilik ve iletişime bağlı olduğunu gösteriyor.

TCMB’nin haftalık repo ihalelerine beklenenden erken dönmesi teknik olarak bir normalleşme adımıydı ancak piyasa aynı karardan Eylül’de faiz indirimi, Ekim’e kadar bekleme ve erken gevşeme olmak üzere üç farklı sonuç çıkardı. Merkez bankacılığında iletişim doğrudan bir politika aracıysa belki de asıl soru kararın kendisinden çok piyasanın neden TCMB’nin hangi gelişmeye nasıl karşılık vereceğini hâlâ ortak bir çerçeveden okuyamadığıdır.

Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.




