Bu rokaları toz yapsak da mı saklasak?


“Extra Gastronomy by Brothers” ’la müziğe, lezzete, farklı coğrafyalara yolculuk
Gastronomiye ait deneyimlere ve tat, koku ve aromaların uyumuna dikkat çekmeyi amaçlayan gastronomi serisi Extra Gastronomy'ye bu yıl Brothers ev sahipliği yapıyor. Müzikten seyahate, sinemadan sohbetlere; pandemi döneminde özlediğimiz tüm…
Daha fazlasını öğren →
Bu hafta, Sofralarımızdan İnsan Manzaları’nda kurucusunun sevdiği oyuncağını bırakmak istemeyen bir çocuk edasıyla kışın sevdiği sebzeleri yazın yemek istemesiyle başlayan bir uğraşın meyvesi Futa’yı ağırlıyoruz. Futa’nın kurucusu Armağan Can Ercan kurduğu Futa aromatik tuzlar, baharatlar, toz karışımlar, sebze ve meyve kuruları markası.
Armağan, reklamcılık sektöründe geçirdiği dokuz yılın ardından Anadolu Meraları'nda bütüncül yönetim eğitimi almış ve rotayı ilk olarak arıcılığa sonrasında da sebze meyveye doğru çevirmiş. İlk karantinada ailesinin yanına Tekirdağ’a gittiğinde aklına düşen “Taze gıdayı tasarım olarak nasıl başka şekilde kullanabilirim?” sorusuyla nane kurutmaya başlamış. Zamanla nane rokayı, roka limonu, limon portakalı getirmiş ve böylelikle Futa doğmuş.
Futa’yı ticari değeri ön planda olan bir işletmeden çok, bir gıda deneyimi olarak nitelendiriyor. Ticari yola girildiği zaman gıdanın gıda olmaktan çıktığını düşünen Armağan’ın “Futa’yı büyüteyim, dükkânlar açayım, ürünlerimi Trendyol’da da satayım” gibi emelleri yok. Kendisi, tüketicileri sayıya indirgemeden onlarla gıdayı konuşmaya devam etmek istiyor.
FutaTürkiye’de gıdanın sofraya geliş öyküsünün genellikle bilinmediğine, bilinse dahi üstüne çok düşünülmediğine dikkat çeken Armağan, Futa ile bu öyküye gıdanın sofraya geldikten sonraki değerlendirilme aşamasında dâhil oluyor. Ham maddenin Futa’dan, yaratıcılığın ise tüketiciden geldiğini ve ortaya çıkan tabağın ortak bir çalışmanın eseri olduğunu eklemeden geçmiyor.
“Yemek tercihleri ve gıda yönelimleri insanların kimlik inşasının bir parçası.” diyor fakat "ne yersen osun" lafına katılmıyor Armağan. Yalnızca durumu olanın kendi kimliğini inşa edebildiği bir noktaya evrildiğimiz bu dönemde gıdanın politik bir hâl aldığı kanısında. Yemek-kimlik ilişkisinin bu tarafına her birimizin biraz da olsa gözlerini kapattığını hatırlatıyor.
Satışlarının çoğunluğunu Instagram hesabı üzerinden gerçekleştiren Futa, bize yemek yemeği bir tüketme eyleminden çıkarıp lezzeti ve zevki ön plana aldığımız güzel günler diliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Yemekle kimlik arasındaki ilişkiyi yeni nesil baharatçılar, eski nesil tasarımcılar ve Nasreddin Hocalı Danteli sofralarla anlatıyoruz. Bir de NFT çıkardık.
07 Nis 2021

YAZARLAR

Adasu Mireli
Food writer @ Aposto

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.





