Büyümede ABD bir yana, AB ve Çin başka bir yana

Uluslararası kuruluşlar, yılın son ekonomik görünüm raporlarını yayımlamaya devam ediyorlar. Eylül ayında önce OECD, sonra IMF raporu yayımlandı. 2025 yılına ilişkin her iki raporda da benzer tahminlerin olduğunu görüyoruz ama ABD büyümesi konusunda daha bariz bir farkın olduğu anlaşılıyor.
Büyümede ABD bir yana, AB ve Çin başka bir yana

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Uluslararası kuruluşlar yılın son ekonomik görünüm raporlarını yayımlamaya devam ediyorlar. Eylül ayında önce OECD, sonra IMF raporu yayımlandı. 2025 yılına ilişkin her iki raporda da benzer tahminlerin olduğunu görüyoruz ama ABD büyümesi konusunda daha bariz bir farkın olduğu anlaşılıyor. 

Yılın son çeyreğine ilişkin öncü göstergeleri de dikkate aldığımızda ABD ekonomisi beklentilerden çok daha iyi bir performans göstererek ilerlerken, AB ekonomisi başta Almanya olmak üzere beklentilerin hep gerisine düşüyor. Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin ise ekonomik yavaşlamasının önüne şu ana kadar geçilebilmiş değil.

OECD’nin yayımladığı en son küresel ekonomik görünüm raporuna göre dünya ekonomisinin büyüme oranı 2025 yılında %3.2 olacak. Bu oran 2023’te %3,1 idi ve bu yıl da %3.2 olması bekleniyor. IMF'nin raporunda da aynı şekilde gelecek yıla ilişkin büyüme beklentisi %3.2 olarak açıklanmış durumda. Yani geçen yıl, bu yıl ve gelecek yıl genel anlamda %3’ün üzerinde ve çok farklı olmayan bir büyüme öngörüsü var. OECD raporunda detaya baktığımızda, Avro Bölgesi'nin bu yıl %0.7, gelecek yıl %1.3 büyümesi bekleniyor. Yaz aylarındaki tahminlerde Avro Bölgesi’nin büyüme beklentisi %1,5 idi. 

Almanya ekonomisi tahminlerin altında performans göstermeye devam ediyor. Gelecek yıl %1 büyümesi beklenen Almanya’nın bu hedefi tutturması bile pek kolay görünmüyor. Fransa, İtalya gibi Avrupa’nın büyük ekonomilerinin büyüme oranları %1'lerde seyrediyor ve İngiltere’nin büyüme tahmini %1.2'lerde bulunuyor. IMF raporunda da Avro Bölgesi’nin büyüme tahmini %1.2 olarak paylaşılmış durumda. Yani Avrupa’nın gidişatına ilişkin beklenenden olumsuz bir tablo bu rapora da yansımış görünüyor.

Her iki raporda da benzer şekilde en hızlı büyümesi beklenen Hindistan ekonomisi için gelecek yıl %6.8 büyüme öngörülüyor. Endonezya'nın %5,2, Suudi Arabistan'ın ise yeni ticaret yolu projeleri ile %3.7 büyümesi bekleniyor. Rusya’nın gelecek yıla ilişkin büyüme beklentisi %1.1. Bu yıl gerçekleşmesi öngörülen rakam ise % 3,7 düzeyinde. Yani Rusya’da ciddi bir ekonomik yavaşlama bekleniyor. 

ABD’ye baktığımızda, büyüme tahminleri bu yıl %2.6, gelecek yıl %1,6 şeklinde. Bununla birlikte, ABD’nin tüm öncü göstergeleri büyümenin tahminlerin çok üzerinde olma ihtimaline işaret ediyor. Örneğin, Atlanta Fed’in tahminlerine göre bu yılın üçüncü çeyreğinde ABD ekonomisinin büyüme oranı %3,3 düzeyinde seyrediyor. Zaten IMF raporlarında da yaz aylarında ABD büyümesi 2025 için %1,8 olarak öngörülürken, son raporda bu tahmin %2,2’ye yükseltilmiş görünüyor. Bizim de tahminimiz ABD büyümesinin en az IMF’nin öngördüğü kadar hatta daha da fazla olabileceği yönünde.

Özetle, küresel ekonomide büyüme ABD, Hindistan ve kısmen Endonezya gibi Güneydoğu Asya’dan gelen ivmeden güç alıyor gibi görünüyor. Bu sırada Latin Amerika ve Rusya dahil Avrupa zayıflığını koruyor. Emtia fiyatlarındaki baskı, öncü göstergelerden olan bakır fiyatının seyri, bu çerçevede büyüme konusunda çok güçlü sinyaller olmadığına işaret ediyor. Özellikle Çin’in yavaşlaması Avrupa’yı da önemli oranda etkiliyor gibi görünüyor. Demografik olarak yaşlı, iç talebi zayıf olan Avrupa, özellikle başta Çin olmak üzere Asya’ya ihracatla büyüyebiliyor. Bu çerçevede, Çin’in yavaşlamasına bağlı olarak Avrupa’nın da yavaşlaması hatta Çin’in deflasyonunun Avrupa’ya da sirayet etme ihtimali, önümüzdeki sürece ilişkin Japonya tarzı bir deflasyonist kaygıyı hem Çin hem Avrupa için artırmaya başlamış gibi görünüyor.

Bu çerçevede, Çin’in ne yapacağı da önemli bir soru işareti olarak piyasalar tarafından izleniyor. Uluslararası kuruluşların tahminlerine göre Çin’in 2025 yılı büyümesi %4,5 öngörülüyor. Çin hükümeti bunu en az %5 ve üzerinde tutabilmek için olağanüstü genişletici para ve maliye politikası önlemlerini devreye sokmaya çalışıyor. Her ne kadar alınan önlemler hisse senedi piyasalarında ilk anda coşkuyu yaratsa da, reel tarafta bunun pek de karşılığının olmadığını izliyoruz. Hisse senedi piyasaları da zaten aldığı o gücü pek koruyamıyor. Çin’in faiz oranlarını indirmesi, zorunlu karşılıklarda indirime gitmesi, konut sektörünü destekleyici maliye politikaları gibi tedbirler, genelde dolaylı yoldan ve daha çok varlık fiyatlarını artırıp servet etkisi ile talebi yükseltmeye yönelik bir önlem niteliğinde görünüyor. 

  • Halbuki Çin’in doğrudan tüketicinin gelirini artırıcı vergi ve harcama tarzı önlemlere ihtiyacı var gibi görünüyor. Çin’de yükselen emeklilik yaşı, düşen konut fiyatları artan genç nüfus işsizliği ile tüketici güveninin son yılların en dip noktasında olması iç talebi ve dolayısıyla büyümeyi frenliyor.

Türkiye'nin durumu

Bütün bu ülkelerin yanı sıra bir de ülkemizin durumuna bakalım. Türkiye ekonomisine ilişkin OECD raporunun büyüme tahmini gelecek yıl için %3,1 düzeyinde. IMF raporunda ise %2,7 olarak öngörülüyor. Her iki rapor da yaz aylarında yayımlanan bir önceki raporlara göre Türkiye tahminlerinde aşağı yönlü revizyonlar yapmış durumda. Merkez Bankası’nın çıktı açığı tahminleri gerçekleşecekse ve gerçekten enflasyonla mücadele edilecekse büyümenin daha aşağılarda bir yerde oluşma olasılığı da oldukça yüksek görünüyor. 

Sonuç olarak, hizmet ağırlıklı olarak büyümede dengelenmeye çalışan dünya ekonomisinin, jeopolitik risklerin de arttığı bu ortamda nasıl seyredeceği önemli bir soru işareti olarak karşımızda durmaya devam ediyor. Jeo-politik risklerin artması durumunda küresel ekonominin çok daha zayıflayacağı, hatta enflasyonist bir etki ile bir stagflasyona girme ihtimali de bulunuyor. 

Bu çerçevede, ABD seçimi sonrası hisse senedi piyasaları yılı biraz pozitif kapatma yönünde yukarı yönlü hamleler yapsa da yılbaşından sonra küresel ekonominin gidişatı netleşmeden küresel hisse senedi ve emtia piyasalarının çok güçlü kalamayacağını tahmin ediyoruz. Sıcaklığını koruyan ABD ekonomisi Fed’den faiz indirim beklentilerini de bir ay öncesine göre azaltmış durumda. ABD Doları'nın gücünü bir süre daha koruması muhtemel görünüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

EXANTEEXANTE

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📈 İşlemler yeniden başlıyor

Yurt içinde piyasaların 1,5 gündür kapalı kaldığı bir tatil döneminin ardından işlemler tekrar başlıyor. Resmî tatil nedeniyle oldukça sakin olan haber akışı da tekrardan hareketleniyor.

30 Eki 2024

AA

YAZARLAR

Erhan Aslanoğlu

İstanbul Topkapı Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen ve ekonomist. Makroekonomi, Türkiye ve dünya ekonomisi alanlarıyla ilgilenen Aslanoğlu’nun yayımlanmış bir kitabı, kitap bölümleri, çok sayıda makalesi ve tebliğleri bulunuyor. Genel ekonomi, makroekonomik göstergelerin yorumlanması, Türkiye ve dünya ekonomisi, göstergeler ve gelişmeler üzerine seminer ve eğitimler veriyor.

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE

HİKAYE

Girişi kolay, çıkışı zor: Verim eğrisi kontrolü daha önce nasıl uygulandı, nasıl sonuçlandı?

Verim eğrisi kontrolü (YCC), merkez bankalarına belirli vadelerde faizi doğrudan sabitleme gücü veriyor ancak bu güç, taahhüt sorgulanmaya başladığında hızla bir tuzağa dönüşebiliyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya uzanan örnekler YCC’nin asıl sınavının girişte değil çıkışta verildiğini, başarının ise büyük ölçüde zamanlama, kademelilik ve iletişime bağlı olduğunu gösteriyor.

Eren Kuru

·

28 Ağu 2026

Girişi kolay, çıkışı zor: Verim eğrisi kontrolü daha önce nasıl uygulandı, nasıl sonuçlandı?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Tek karar, üç yorum: Merkez Bankası iletişiminde sorun mu var?

TCMB’nin haftalık repo ihalelerine beklenenden erken dönmesi teknik olarak bir normalleşme adımıydı ancak piyasa aynı karardan Eylül’de faiz indirimi, Ekim’e kadar bekleme ve erken gevşeme olmak üzere üç farklı sonuç çıkardı. Merkez bankacılığında iletişim doğrudan bir politika aracıysa belki de asıl soru kararın kendisinden çok piyasanın neden TCMB’nin hangi gelişmeye nasıl karşılık vereceğini hâlâ ortak bir çerçeveden okuyamadığıdır.

Tek karar, üç yorum: Merkez Bankası iletişiminde sorun mu var?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Enflasyonun ötesindeki soru: Gelirimiz temel ihtiyaçları karşılamaya yetiyor mu?

Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".

Hakan Bektaş

·

26 Ağu 2026

Enflasyonun ötesindeki soru: Gelirimiz temel ihtiyaçları karşılamaya yetiyor mu?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Kemer sıkmanın bedeli: Milei’nin elektrikli testeresi Arjantin’i nereye götürüyor?

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Pelin Cengiz

·

25 Ağu 2026

Kemer sıkmanın bedeli: Milei’nin elektrikli testeresi Arjantin’i nereye götürüyor?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Borç döngüsü: ABD’nin giderek büyüyen borcunu kim finanse edecek?

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.

Eralp Ersoy

·

25 Ağu 2026

Borç döngüsü: ABD’nin giderek büyüyen borcunu kim finanse edecek?