CLIMAVORE: İklim değişirken nasıl besleneceğiz?

Röportaj: Kübra Sultan Yüzüncüyıl
Türkiye, tarımsal gıda sistemleri üzerine çalışan araştırmacılar Daniel Fernández Pascual ve Alon Schwabe ile ilk kez Cooking Sections aracılığıyla tanıştı. İkili, yemeği eleştirel düşünce için bir araç olarak kullanıyor, söz konusu eleştirileri ise sanat yoluyla ifade ediyor.
CLIMAVORE fikri nasıl gelişti?
İnsan eliyle yaratılan yeni "mevsimler" ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor. Bunun yerine, denizlerin kirlendiği, toprağın tükendiği ya da gübre akışının yaşandığı dönemler gıda alanlarımız üzerinde daha etkili oluyor. CLIMAVORE, bozulmuş bir gıda sistemini yeniden düşünmeye ve etobur, omnivor, lokavor, vejetaryen veya vegan diyetin ötesine geçerek bu yeni mevsimselliklerle mücadele etmeye ve bunlara yol açan yoğun uygulamalara alternatif aramaya yönelik bir çağrı.
Bize bu terimin Türkiye’yle buluşma sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?
2017 yılında Salt Beyoğlu'nda bir sergi yapmak üzere davet edildik. 1941 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ankara'da toplanan Birinci Coğrafya Kongresi'ni çıkış noktası olarak aldık. Türkiye'deki yedi bölgeyi topografya, iklim, bitki örtüsü, tarım ve diğer beşerî unsurlara göre nasıl belirlediklerini öğrenmek büyüleyiciydi. Öte yandan ülke genelindeki okullarda kullanılmak üzere tek tip bir dil ve müfredat oluşturulmaya çalışılıyordu.
Coğrafya eğitiminin nesiller boyunca Marmara, Ege, Karadeniz, Akdeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin niteliklerini tanımlayan iklim, toprak ve verimlilik temelli bir anlatıyı sürdürüyordu. Ancak her bir yerleşik tanımlama, üst üste biriken insan müdahaleleriyle değişime uğrar. 1950'lerden başlayan ve ardından küreselleşen gıda üretim süreçleri, Türkiye'de tarımın sanayileşmesi ile yüksek verimlilik beklentisi "modern" tohumların yanı sıra pestisit ve kimyasal gübrelerin yaygın kullanımını da beraberinde getiriyor.
2021 yılında Salt için hazırladığımız CLIMAVORE: Mevsimler Sürüklenirken, bir zamanlar var olan mevsimlere, artık olmayan bölgelere ve olabilecek kıyılara doğru bir yolculuk öneren bir sergiydi. Bu yedi bölgenin sınırları sıcaklık, yağış, kentleşme, sulama, kurutma, ormansızlaştırma, yoğun gıda üretimi ve diğer pek çok altyapı projesi ve küresel güçlerin araziyi değiştirmesiyle dönüşüyor. Sergide de bunu göstermek istedik. Böylece, 2015 yılında iklimleri değiştirirken nasıl besleneceğimizi sorgulayan bir platform olarak başlattığımız CLIMAVORE çerçevesinde düşünmeye başladık.

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
İstanbul'da mandalar ve sulak alanlar arasındaki ilişkiyi nasıl farkettiniz?
Türkiye'de projenin ilk aşaması farklı formatlarda ortaya çıktı. Bunlardan biri İstanbul çevresindeki manda sulak alanlarının yok oluşunu ele aldı. Salt'taki Lasting Pond (2021) enstalasyonu, mandaları yuvarlanma rotaları boyunca izledi. Bölge, 2013'ten bu yana üçüncü köprü, üçüncü havalimanı ve yeni Kanal İstanbul planları gibi bir dizi hiper ölçekli inşaata sahne oldu. Bu mega projeler arazilerin yeniden sınıflandırılmasını hızlandırdı. Mandacılarla yapılan görüşmelerin ardından, bir dere boyunca yeni bir ağıl kazıldı. Elde edilen kil, seramikçi ve arkeolog Başak Gökalsın'ın işbirliğiyle bin sütlaç ve yoğurt kabı sergi sırasında ve sonrasında kentte manda yetiştiriciliğini teşvik etmek amacıyla kullanıldı.
Ziyaretçiler, İstanbul'daki ortak manda sütü dükkanlarında yemeklerin tadına bakabildiler. Proje ayrıca manda sütü kullanımını müfredatlarına dahil etmek için Mutfak Sanatları Akademisi ile işbirliği yaptı. Serkan Taycan ile birlikte çalışarak, İki Deniz Arasında (2014) adlı haritalama projesinin yeni bir baskısı manda ağıllarının ağını haritalamak için yayınlandı.
Wallowland yani Çamuralem projesi daha sonra 2022 İstanbul Sanat Bienali için genişletildi. Kurtuluş'ta Çamuralem adında bir muhallebici açtık ve Arnavutköy'de her yıl düzenlenen bir Manda Festivali başlattık. Bizim için bu formatlar, şehrin gıda kuşağıyla yeniden ilişkilenmek, sulak alanları ve çobanları hayatta tutabilecek malzemelerin merceğinden yeni tahayyüller geliştirmek için çok önemli.

Lasting Pond (2021)
Bu ilişkiyi "Water Buffalo Commons/Manda Müşterekleri" adı altında incelemeye nasıl karar verdiniz?
2022'de İstanbul Sanat Bienali'ne katıldıktan sonra, sulak alanlar ve İstanbul'un mutfak mirası arasındaki ilişkiyi anlamaya devam etmek için şehirdeki mandacılar da dahil olmak üzere projedeki farklı paydaşlar arasında yeterli düzeyde ilgi oluştuğunu fark ettik. Manda Müşterekleri'ni, pastoralist uygulamaları kolaylaştırabilecek bir dizi mera ve koridor olarak düşündük. Beraberinde kaymak, sütlaç, yoğurt veya muhallebi gibi yemeklerin günlük yaşamdaki rolünü canlandırmak projenin farklı muhatapları için önem arz ediyordu.
2023'te, projenin uzun vadeli mirasını sürdürmek ve iklim krizinde kurak alanlar ve sulak alanlar için gıda yollarını yeniden hayal etmek için Londra’daki Royal College of Art’ta CLIMAVORE x Jameel adında yeni bir platform kurduk. Water Buffalo Commons yani Manda Müşterekleri projesi de CLIMAVORE x Jameel at RCA bünyesinde Daniel Fernández Pascual, Alon Schwabe, Dani Burrows, Merve Anıl ve Kubilay Ercelep tarafından geliştirildi.
İskoçya, Güney İtalya, Finlandiya, ABD gibi farklı bölgelerde farklı projeler yürütüyorsunuz. Bunların arasına İstanbul'u dahil etme nedeniniz nedir?
Sulak alanların yok olduğu bir mevsimde, çobanların ve serbest dolaşan türlerin ve alanların oynadığı rolü takdir etmek mühim. Proje, pastoralist uygulamaların kalıcılığı yoluyla bu manzaraları korumayı amaçlıyor. Geçtiğimiz on yıllarda bu peyzajların iklim direncine katkıda bulunduğu kabul edildi. 2026 yılının BM Meralar ve Çobanlar Yılı ilan edilmesiyle serbest dolaşım alanlarına ve tarihî yaylacılık güzergahlarına uluslararası düzeyde yeni bir odaklanma söz konusu oldu.
İstanbul'un sulak alanlarında 2013'ten bu yana kentleşme, manda arazilerini her geçen gün daha fazla işgal ediyor ve bunun bir yan etkisi olarak otlatma müştereklerini parçalıyor. Proje, türler arasındaki metabolik etkileşimlerin incelenmesi yoluyla sulak alanların, çobanların ve pastoral yaşam biçimlerinin gıda ve ekolojik mirasını korumak için çalışıyor. Mekansal adalete yönelik yeni bilgi ve eylem üretmek için ekolojik ağları geliştirme çabası da devam ediyor.
Son olarak, Ekim 2023'te Roma'da ilk CLIMAVORE Assembly düzenlendi. Biraz bu toplantının amaç ve çıktılarından bahseder misiniz?
Bir dizi tartışma, ilham verici konferanslar, çığır açan vaka çalışmaları ve performatif yemekler vardı. Müzelerin ve eğitim platformlarının yeni politikaları nasıl teşvik edebileceği ve sivil hareketi nasıl yönlendirebileceği konuşuldu. Aynı zamanda, gıda etrafındaki birçok kültürü biraraya getirerek rejeneratif gıda sistemleri ve iklim adaleti için nasıl harekete geçebilecekleri de ele alındı.
Bu toplantıda kültür kurumları, iklim krizinde dönüşümün aracıları olarak üstlenebilecekleri rolü yeniden tasavvur ettiler. Kültürel ve sanatsal programlar yerel gıda altyapılarıyla yeniden ilişkilendirilerek ekolojik odaklı eylem ve politika oluşturma için yeni yöntemler araştırıldı. Sonuç itibarıyla iklim mücadeleleri kültürel değişimlerden ayrı tutulamaz; kültürel değişimler yeni eylem biçimleri gerektiriyor.
CLIMAVORE Assembly, köylüleri ve toprak işçilerini yeni yakınlık biçimleri üreten gelecekler yaratma konusunda desteklemek üzere kültür ve tarım arasındaki bağları nasıl güçlendirebileceğimizi hayal etmek için söylemsel bir platform sundu. Çünkü kültür ortadan kalktığında ekolojiler de ortadan kalkar ve bunun tam aksi de geçerli. Temel sorunlardan biri köylü bilgisinin yok olması. Bu bilgi olmadan tarımsal geçişin geleceğine dair hiçbir ufuk yok.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Sahi, İstanbul'da manda mı var? Tüm kentleşme politikalarına rağmen evet, hâlâ var. CLIMAVORE teriminin ilişkiler örgüsü ışığında İstanbul mandalarının şehrin müşterek hafızasındaki ve mutfak mirasındaki yerini masaya yatırıyoruz.
04 May 2024

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.
20 Haz 2026




