Fed'de bayrak değişimi: 2026'ya dair beklentiler neler?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Jerome Powell’ın Fed Başkanı olarak görev süresi 15 Mayıs 2026 tarihinde sona erecek. Şu anda küresel çapta ana gündem maddelerinin başında ise Powell’ın yerine kimin geçeceği sorusu yer alıyor. Bu kritik bayrak değişimi, sadece ABD’nin para politikasını değil küresel piyasaları da etkileyecek nitelikte bir adım olacak zira yeni başkanın daha güvercin bir tutum içinde olması bekleniyor. An itibarıyla en güçlü aday olarak öne çıkan Kevin Hassett’in mesajları da bu beklentiyi besliyor.
Fed'de Liderlik Değişimi ve 2026 Yol Haritası
Jerome Powell, 2 Kasım 2017 tarihinde dönemin devlet başkanı Donald Trump tarafından Fed başkanlığı makamına aday gösterildi. 5 Şubat 2018 tarihinde görevine başlayan Powell, modern dönemin en dalgalı süreçlerinden birini yönetti.
Powell’ın liderliğinde nötr faiz tartışmaları eşliğinde 2018’de dört kez faiz artırımına giden Fed, 2019’da durgunluk sinyalleri sebebiyle yön değiştirdi ve üç kez faiz indirimi yaptı. Bu değişim, Powell’ın esnek politika yaklaşımını piyasayla tanıştırdı. 2020 yılında Covid-19 isimli siyah kuğu ile baş başa kalan Fed, Mart ayında iki olağanüstü toplantının ardından politika faizini sıfıra çekerken Niceliksel Genişleme (Quantitative Easing / QE) programını başlattı. Bu dönemde ekonominin genel dinamiğini ayakta tutmak adına acil kredi programları geliştirildi ve piyasa normalin çok üzerinde fonlandı. 2021 yılı ise "enflasyon geçici mi kalıcı mı?" sorusu ile geçti. Yılın erken zamanlarında enflasyonu geçici olarak nitelendiren Powell, ilerleyen dönemde söyleminden vazgeçerek yön değiştirdi. 2022’de ABD’de manşet enflasyonun %9,1’ile zirve yapmasının ardından neredeyse son yarım yüzyılın en sert sıkılaşma döngüsü hayata geçirildi. Politika faizi jumbo (75bpts) artışlarla %5,25-%5,50 bandına yükseltilerek adeta el freni çekildi. 2023 yılında bankacılık krizi ve iflas eden bankalar, 2024-2025 dönemi ise düşen enflasyon eşliğinde “yeni normal” söylemleri ile yönetildi.
Powell bu süreç boyunca “veriye bağlılık” söylemini hiç değiştirmedi. Yanıldığını kabul ettiği dönemler dahil olmak üzere sadakatini koruduğu bu tutum kendisini çok güçlü bir çıpa haline getirdi.
Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte ikili arasındaki (aslında Trump tarafından tek yönlü) yaşanan gerilim 2025’in erken dönemlerinde görevden alma seviyesine kadar gelse de süreç bu şekilde gelişmedi. Parasal gevşemeye hız verilmesi yönündeki iradesini sıklıkla ve alışılmışın dışındaki üslubuyla dile getiren Trump’a karşı tutumunu değiştirmeyen Powell’ın görev süresinin sonuna gelmesi aynı zamanda ABD’de önemli bir politika değişiminin de habercisi.
Donald Trump, Powell’ın yerini alacak ismi büyük oranda belirlediğini ve yeni başkanı 2026 başında açıklayacağını duyurdu. Bu gelişme, (ki daha önce bu duyurunun Noel öncesinde yapılacağı söylenmişti) birden fazla noktada belirsizliğe yol açıyor. Bildiğimiz (daha doğrusu tahmin ettiğimiz) ana konu, yeni başkanın mevcut makroekonomik verileri daha güvercin bir tonda yorumlayacağı. Bunun yanında, açıklamanın ardından Ocak-Mayıs döneminde Powell’ın mesaj ve aksiyonlarının da etkisinin azalacağı gerçeği de ortada.
Bu belirsizlik ortamında Kevin Hassett ismi öne çıkıyor. Trump’a yakın bir ekonomist olan Ulusal Ekonomi Konseyi başkanlığını yürüten Hassett’in, Trump’ın “düşük faiz ve agresif parasal genişleme” tercihini Fed politikalarında uygulayabilecek biri olarak kabul ediliyor.
2026’ya ilişkin beklentiler
İlk işaretler, yeni dönemde Fed’in daha güvercin bir tutum takınacağına işaret ediyor. Piyasa, halihazırda 2026’da Fed’den iki adet 25 baz puanlık indirim fiyatlıyor olsa da gelecek mesajlar kademeli faiz indirimlerinde ilavelerin olabileceği ihtimali de hiç düşük değil. Bu durum, Fed’in hedefini aşan enflasyona rağmen büyümeyi teşvik için faiz indirebileceği senaryolarını besliyor.
Bu durum kendini FOMC üyelerinin yakın vadeli faiz beklentilerinde dahi gösteriyor. Kısa vadeli patikada yaşanan ayrışma tüm piyasalarda etkisini gösteriyor. Özellikle tarihin en uzun federal hükumet kapanması sürecinde yaşanan “verisiz dönem”de izlenen hareketler bu belirsizliğin en net yansımaları arasında yer alıyor.
Yine de belirsizlik süreci öyle ya da böyle sona erecek. Yeni başkanın adının ilan edilmesini takip eden süreçte bazı komite üyelerinin de kendilerini yeniden konumlandırdıkları bir sürece tanıklık edeceğiz. Devam eden süreçte ise ilave ve büyük bir haber akışı yaşanmaması halinde geleceğe dair faiz beklentilerinin daha güvercin bir noktada konsolide olmasını beklemek makul görünüyor.
Bu süreç boyunca borsa endekslerden varlık fiyatlarına kadar pek çok alanda yeniden fiyatlamaları göreceğiz. Bu fiyatlamalar halihazırda başlamış durumda ancak nihai noktaları yukarıda bahsettiğim belirsizliklerin hafiflemesinin ardından göreceğiz.
Tabii ki bu süreç boyunca açıklanacak kritik veriler, makroekonomik görünümün genel gidişatına dair sinyaller ve jeopolitik gelişmeler de bu denklemin birer parçası olacak.
Potansiyel etkiler
ABD’de daha güvercin bir para politikası bazında yaşanacak bir konsolidasyonun potansiyel etkileri hakkında düşünmenin de zararı olmayacaktır.
ABD’de görece gevşek para politikası, içinde ülkemizin de bulunduğu gelişen ülkeler ligi için genel olarak pozitif bir akıma temel oluşturacak. Görece zayıf dolar senaryosunu da besleyen bu eğilim, küresel finansman koşullarını yumuşatırken gelişen ülkelerin borçlanma maliyetlerini düşürüp sermaye akımlarını canlandırma potansiyeli taşıyor. Bu noktada, Fed’in 2026 genelinde parasal gevşemeye ara veren ya da sıkılaşmaya gidecek olan bölge ve ülkelerden (AB ve Japonya) ayrışacağını da belirtmekte fayda var.
Uzak Doğu ve Asya cephesinde yerel dinamikler Fed’in beklenen yeni politika setinin önüne geçecektir. Ülkelerin kendi aralarındaki jeopolitik gerilimleri, Çin’in büyümeyi daha da desteklemek üzere etki alanını büyütmeyi hedeflediği genişletici politikalar, Japonya’da yaşanan paradigma değişimi (yeniden pozitif reel faiz) gibi hususlar Uzak Doğu’nun genel akışının ana gündemi olacak. Yine de zayıf dolar teması ve düşen faiz oranları portföy yatırımları tarafında akımları doğrudan etkileyecektir. Bu denkleme, tüm değişkenler üzerinde etki yaratabilecek potansiyel barındıran ticaret savaşları temasını da sos olarak ilave etmek gerekiyor.
Avrupa Birliği tarafındaki stabil para politikası beklentisi, Fed’in adımlarıyla birleştirildiğinde görece güçlü avro temasını besleyecek. Bölgede enflasyonun kontrol altına alınmış olması Avrupa’da hanehalkı gelirlerinin alım gücünü artırıp tüketimi destekleyebilir. Güçlü avro ile dış ticaret tarafında bozulma görme ihtimali olsa da bu alanda büyük bir savrulma beklememek gerekiyor. Öte yandan burada da parasal olmayan değişkenler (ABD’nin yeni Ulusal Strateji Belgesi gibi) de etkilerini gösterecek. Bu konuda bildiğimiz diğer bir husus da bazı hükümetlerin 2026’da uygulayacağı ılımlı bütçe teşvikleri ve büyümeye verecekleri katkı.
Bu sürecin ülkemize de etkileri olacak. Ülkemiz ekonomisi 2026’ya girerken hem iç hem dış etkenlere karşı hassasiyetini korusa da önceki yıllara göre denge pozisyonuna daha yakın bir noktada ve daha öngörülebilir bir patikada giriyor. Fed’in faiz indirimine başlaması ve doların görece zayıflaması, ülkemiz için döviz kuru baskılarının hafiflemesi ve ithalat maliyetlerinin düşmesini destekleyeceğinden dezenflasyon sürecine katkı verecektir. Bunun yanında, gelişen ülkeler liginde stabilite ve öngörülebilirlik açısından yakalanabilecek bir ayrışma, düşen risk primlerinin de desteğiyle hem portföy hem de doğrudan yabancı yatırımların çekilmesi için olumlu bir zemin oluşturuyor. Bu manzarada elbette siyasi ve jeopolitik risklerin yaratabileceği etkiler her zamanki gibi baki.
Sonuç
Dip toplamda çok sayıda bilinmeyen içeren bu denklemde bildiğimiz bazı çıpalara tutunmamız gerekiyor. Bu çıpalardan ilki ve en önemlisi (isim Hassett olsun ya da olmasın) yeni Fed başkanının Trump’ın arzuladığı politika setine daha yakın bir noktada olacağı. Bunun yanında, aynı sebeple Fed’in bağımsızlığına dair tartışmalar da gündeme gelecektir. Bu durum ise zaman zaman piyasada oynaklığın artmasına sebep olacak gibi görünüyor.
Yine de her ne kadar siyasi ağırlığı hiç de az olmayan bir atama kararına şahitlik edecek olsak da ABD’de yapısal bir bozulma beklemek gerçekçi olmayacaktır. Verilerin ima ettiğinin aksine, piyasanın tam tersi yönünde ve büyük adımlar, diğer bir ifadeyle verilerin dışlandığı ve piyasa beklentileriyle hiç örtüşmeyen adımların gelmesi yapısal olarak mümkün görünmüyor.
Kısaca evet, muhtemelen zaman zaman piyasa beklentilerinden ayrışan, veri odaklılıktan ticari bakış açısına daha yakın bir odağa kayan bir ivme göreceğiz. Öte yandan böylesi bir eğilim bir nevi kaybet-kaybet senaryosunun temellerini atacağından, yerleşik yapıyı yerle yeksan edecek nitelikte ve yıkıcı etkileri olan körlemesine adımlar beklentiler dahilinde yer almıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Eralp Ersoy
Sipay’da Hazine Direktörü.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.

Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.

Küresel ticaret denklemi yeniden yazılırken, uzun yıllar Çin'in gölgesinde kalan Hindistan artık küresel üretim, yatırım ve ticaret zincirlerinde başlı başına bir güç merkezi olarak öne çıkıyor. Peki yükselen bu fil, küresel ticaretin ejderhası Çin'e gerçek bir alternatif olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca Asya'nın değil, Türkiye'nin de ekonomik ve jeopolitik geleceği açısından da giderek daha kritik hale geliyor.

Türkiye ekonomisinde son dönemde birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki tablo aynı anda oluştu. İhracat her yıl yeni bir rekor kırarken sanayicilerin finansman, maliyet ve rekabet gücü konusunda verdiği uyarılar giderek sertleşiyor. İlk bakışta aynı anda doğru olamayacakmış gibi görünen bu iki tablo, aslında Türkiye’nin üretim yapısında yaşanan değişimin farklı sonuçlarını yansıtıyor.

Bu hafta takvim yurt içinde kalabalıklaşırken, yurt dışında bir miktar sakinliyor. Yurt içi piyasalarda TCMB kararı ve Moody’s Türkiye değerlendirmesi ön plana çıkarken, yurt dışında gözler ECB kararında olacak.
20 Tem 2026




