Finansal erişim yolculuğu


Kariyer gelişimi için sertifikalı eğitimler: Advicemy
İş hayatı çoğu zaman zorlayıcı ve stresli. Farklı karakterlerdeki insanlarla profesyonel ilişkiler kurmak; hiyerarşiyi, zamanı, işleri, ilişkileri yönetebilmek; tüm bunları duygusal bir yaşamı idare ederken yapmak çoğu zaman zorlayıcı…
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Ödeal Kurucu Ortağı
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için, eski deyimle “ekonominin kayıt altına alınması” ve bu oranın sürekli olarak artırılması temel bir ihtiyaç. Aslında finansal erişim denen olgu biraz da bu amaca hizmet ediyor. Finansal teknoloji şirketlerinin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasından önce aylık kotalar, sabit maliyetler ve yıldırıcı bürokratik işlemler nedeniyle Türk ekonomisinin temeli olan KOBİ’ler, ciddi bir şekilde finansal sisteme erişim ve farklı finansal araçlardan yararlanma sorunu yaşıyordu. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de alışverişlerde ve tüm ekonomide kart kullanım oranı hızla artmış, küçük işletmeler ise tüketicilerin bu taleplerine aynı hızda yanıt verememişti. Ödeal, 6 yıl önce o dönemin alışveriş ekosistemini doğru okuyup finansal erişilebilirlik ihtiyacını doğru tespit ederek Cepte POS ile Türkiye’de ilk kez, cep telefonunu POS olarak kullanma imkânı sunmuştu. Buradaki hedef sadece maliyetler ve bürokrasi nedeniyle POS yatırımı yapamayan KOBİ’lere çok düşük maliyetli ve bürokrasisiz finansal bir alternatif sunmak değildi, aynı zamanda onlara bankacılık sistemine daha fazla dâhil olma kapısı da açılıyordu.
2010’lu yılların başları, bir bakıma Türkiye’nin finansal erişim olgusuyla tanışma yıllarıydı. Tabii, finansal erişim olgusunun Türkiye’deki gelişiminden önce kısaca dünya öyküsünü özetlemekte fayda var. Finansal erişim (financial inclusion) hakkındaki ilk uyarıları yapanlardan biri, 1994’teki “Bankacılık sistemi elbette çok önemli ama finansal erişim, sadece bankacılık sisteminin çözebileceği bir sorun değil” açıklamasıyla Bill Gates olmuştu. 2000’li yılların başında ise iş insanlarının yanı sıra OECD gibi uluslararası kuruluşlar da devletlerin bu konuya el atması gerektiğini dillendirmeye başladı. Nitekim 2006’de OECD tarafından düzenlenen bir yuvarlak masa toplantısında, “Finansal erişimde sadece bankalara güvenmek çözüm sağlamıyor” değerlendirilmesi yapıldı.
Peki, bankalar neden çözüm sağlamıyor? Çünkü başta maliyet altyapısı olmak üzere, bankaların temel amacı finansal erişimi sağlamak değil. Bankalar için belirli bir hedef kitlenin altına ulaşmak pek mümkün değil zira orada ne birim ekonomisi ne de ölçek ekonomisi çalışıyor. Dolayısıyla bu ekosistemin çok ciddi bir risk yapısı var.
Bunu kimler yapacak? Teknoloji yoğun, maliyeti düşük ve dinamik şirketler elbette. Ama bunun için bir lisanslama mekanizması gerekliydi. Tam bu noktada 2007’de Avrupa Birliği, “Ödeme Hizmetleri Direktifi”ni yayımladı. Bu direktifle birlikte aynı zamanda felsefi bir dönüşüm de başladı. Eskiden “ödeme sistemleri” olan tanım “ödeme hizmetleri” hâline geldi. Başka bir ifadeyle ödeme hizmetleri, aynı ev ve iş yerlerine ulaştırılan elektrik ve su hizmetleri gibi devletlerin, lisanslı özel şirketler aracılığıyla verdiği kamu hizmetleri kapsamına alındı.
Türkiye’de süreç nasıl bir seyir izledi? Kamu otoritelerinin ana bir düşüncesi vardı: Bankalarda var olan operasyon yüklerini arındırıp sadeleştirelim. Dolayısıyla bankacılıktan risk ve faiz çıkarıldı, geriye kalan vadesiz mevduat türevi yapıya ise e-para dendi. Böylesi bir yapının sermaye sorumluluğu da 300 milyon dolardan 5 milyon TL’ye indirildi. Ardından yetki ve sermaye yeterliliği daha da düşürüldü ve adı “ödeme hesabı” olsun dendi. Burada şöyle önemli bir değişim oldu: E-para sisteminde ödeme kuruluşuna istediğiniz kadar para yatırıp gidiyordunuz ancak ödeme hesabı sisteminde, yatırdığınız paranın nereye transfer edileceğini de belirtmek durumundasınız.
Son olarak, 2019’da finansal teknoloji sektörünü üç farklı açıdan etkileyen “ödeme ve menkul kıymet mutabakat sistemleri, ödeme hizmetleri ve elektronik para kuruluşları” hakkında bir kanun çıkarıldı. Kanunun yarattığı değişimlerden ilki ve en önemlisi, fonların bulunduğu hesap üzerindeki hakkın ve inisiyatifin tamamen vatandaşa verilmesiydi. Sektörü etkileyecek boyutlarından bir diğeri ise değişen rekabet koşulları oldu. Üçüncü değişiklik ise TCMB’nin bu alandaki yetkilerinin artırılmış olmasıydı. Tüm bu gelişmelerle birlikte amiyane tabirle patron değişti, BDDK lisansıyla faaliyete başlayan kurumlar artık TCMB lisansıyla faaliyete devam ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
7 Aralık Pazartesi sabahından herkese günaydın. Bu hafta gündemimizde S&P Global’in ile IHS Markit'in 44 milyar dolarlık birleşmesi, Birleşik Krallık caddelerindeki kriz, Xiaomi’nin pazar payını artırmaya yönelik yeni stratejisi ve Ryanair’in Boeing 737 Max’ın itibarını kurtarma operasyonu var.
07 Ara 2020

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Eskiden yalnızca satın alınan ürünleri taşımak için kullanılan bez çantalar, bugün tüketiciler için bir statü sembolüne, markalar için ise maliyetsiz bir reklam aracına dönüşüyor. Giderek daha fazla işletme, esas faaliyet alanının dışına çıkarak bez çantalardan tişörtlere, şapkalardan kupalara kadar uzanan “merch” koleksiyonları oluştururken bir dönemler ücretsiz dağıtılan bu promosyon ürünleri, tüketicilerin para ödemeye gönüllü olduğu yeni bir pazar yaratıyor.

Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Dijital ödeme çözümleri, her geçen gün daha da yaygınlaşırken işletmelerin bu çözümlere yaklaşımında güven, kullanım kolaylığı ve sağlanan somut fayda belirleyici hâle geliyor. Yakın tarihte Garanti BBVA’nın kuruluşu Tami’nin ve Ipsos Türkiye’nin işbirliğinde gerçekleşen çalışma da işletmelerin dijital ödeme çözümlerine açık olduğunu, fakat dönüşümün esas anahtarının güven olduğunu ortaya koyuyor.
12 Eki 2026

Tüketicilerin kredi kullanım tercihleri son yıllarda nasıl değişti, Türk bankacılık sektörü para politikası kararlarına nasıl uyum sağlıyor ve finansal teknolojiler alanında faaliyet gösteren girişimlerin büyümesinin önündeki başlıca sorunlar neler? TeklifimGelsin Kurucu Ortağı ve CEO’su İhsan Cem Zararsız, kredi piyasasındaki gelişmeleri, bankaların dijitalleşme sürecini ve Türkiye’de girişimlerin finansmana erişimde yaşadığı sorunları Aposto okurları için anlattı.



