Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Bazı sofraların hikayesi masada başlamıyor. Bazen önce toprağa bakmak, mevsimi anlamak, bir otun nerede yetiştiğini görmek ve mutfağa girmeden önce malzemeyle tanışmak gerekiyor. Urla’da geçirdiğimiz akşam da tam olarak böyle başladı.

apéro ve WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde düzenlediğimiz buluşmada Urla’nın doğasıyla mutfağı arasındaki ilişkiyi yakından gözlemledik. Lavanta bahçesinde başlayan gün, Ege otlarının peşinde devam etti; ardından Bi’ Masa Akademi’nin mutfağında pişen yemeklerle aynı sofrada buluştu.
Urla’nın sofrasının ardında binlerce yıllık hafıza
Urla bugün Ege gastronomisinin öne çıkan duraklarından biri olarak anılsa da bölgenin mutfak kültürü yeni bir hikaye değil. Urla’nın gastronomik karakterinin arkasında binlerce yıllık bir üretim ve ticaret geçmişi bulunuyor.
Bugünkü Urla’nın bulunduğu coğrafyada yer alan antik Klazomenai, özellikle zeytinyağı üretimi ve ticaretiyle öne çıkan kentlerden biriydi. Bölgede MÖ 6. yüzyıla tarihlenen bir zeytinyağı işliğinin bulunması, zeytinin ve yağ üretiminin bu topraklardaki yerinin ne kadar eskiye uzandığını gösteriyor.
Bu nedenle Urla’da gastronomiden söz ederken toprağın yüzyıllardır taşıdığı üretim bilgisini de konuşmak gerekiyor. Zeytin, üzüm, sebzeler, otlar ve deniz; bölgenin mutfağını oluşturan malzemeler olmanın ötesinde, Urla’nın coğrafi karakterini anlatan unsurlar.

Bugün Urla’da yeniden görünürlük kazanan gastronomi kültürü de büyük ölçüde bu geçmişle bağ kuruyor. Yerel üreticiler, şefler ve gastronomi aktörleri, bölgenin malzemelerini ve geleneksel mutfak bilgisini çağdaş yorumlarla yeniden ele alıyor.
Önce hasat, sonra mutfak
Buluşmanın ilk durağında lavantaları topladık. Ardından bahçenin farklı noktalarında yetişen Ege otlarını ve doğal bitkileri keşfettik. Şef Dilek Yetkiner’in rehberliğinde yalnızca ne topladığımıza değil, topladığımız malzemenin mutfaktaki yerine de baktık.
Bir otun kokusu, dokusu, yetiştiği yer ve mevsimi; onun nasıl pişirileceğini de belirliyor. Ege mutfağının karakterini oluşturan şeylerden biri de tam olarak bu: Malzemeyi dönüştürmekten çok, onun zaten sahip olduğu karakteri ortaya çıkarmak.

Bahçede geçirilen zaman bu nedenle yalnızca bir hasat süreci değildi. Mutfağa girecek malzemeyle tanışmanın ilk aşamasıydı.
Lavantaların ardından Ege otlarını topladık. Toprakla temas ettikçe, birkaç saat sonra sofrada karşımıza çıkacak yemeklerin nereden geldiğini daha iyi anlamaya başladık. Doğadan mutfağa uzanan mesafenin aslında ne kadar kısa olduğunu görmek, günün geri kalanını da başka bir gözle deneyimlememizi sağladı.
Hasattan sofraya
Bahçeden topladıklarımızı yanımıza alarak Bi’ Masa Akademi’nin mutfağına geçtik. Burada Şef Dilek Yetkiner ile birlikte hazırlıklara başladık.

Ege mutfağının temelindeki sadelik, mutfakta da kendini gösteriyor. Mevsiminde toplanmış malzemeler, fazla müdahaleye ihtiyaç duymadan, Şef Dilek Yetkiner ile birlikte doğru tekniklerle hazırlandı.
Bir tabağın hikayesi mutfakta başlamıyor; tarlada, bahçede, üreticide ve mevsimde başlıyor. Sofrada gördüğümüz, bütün bu aşamaların son halkası.
Mutfakta WMF dokunuşu
Bu sürecin mutfaktaki eşlikçisi ise WMF oldu. 1853’ten bu yana mutfak ve sofra kültürünü tasarım ve mühendislikle biraraya getiren marka, ürünlerinde yalnızca estetik değil, uzun ömürlü kullanım ve performans üzerine de odaklanıyor. Urla’daki buluşmada da WMF ürünleri, doğadan topladığımız malzemelerin mutfağa taşınmasından pişirme aşamasına kadar deneyimin bir parçasıydı.

Özellikle Fusiontec serisi, malzeme teknolojisi ve dayanıklılık yaklaşımıyla öne çıkıyor. Almanya’da geliştirilen Fusiontec, 20’den fazla doğal mineralin yaklaşık 1300°C’de eritilmesi ve özel bir çelik gövde ile birleştirilmesiyle oluşturulan benzersiz bir malzeme.
Bunun sonucunda hızlı ısınan, ısıyı uzun süre koruyan, eşit ısı dağılımı sağlayan ve çizilmeye karşı dayanıklı bir yüzey ortaya çıkıyor.
Bu özellikler, mutfakta yalnızca teknik bir avantaj yaratmıyor. Özellikle malzemenin ön planda olduğu yemeklerde ısı kontrolü, pişirme süresinin doğru yönetilmesi ve homojen pişirme, tabağın sonucunu doğrudan etkiliyor.

Her ürünün Almanya’daki WMF fabrikasında el işçiliğiyle kontrol edilmesi ve Fusiontec serisinin iç ve dış yüzeylerinde 30 yıllık garanti sunulması, bu yaklaşımın yalnızca bir tasarım iddiası olmadığını da gösteriyor.
Doğadan mutfağa, mutfaktan sofraya
Urla toprakla denizin, üretimle mutfağın ve geçmişle bugünün birbirinden ayrı düşünülemediği bir coğrafya burası. Zeytin ve üzümden Ege otlarına, yerel sebzelerden deniz ürünlerine kadar bölgenin malzemeleri, Urla’nın mutfak hikayesini oluşturuyor.

Bizim akşamımız da bu hikayenin küçük bir parçası oldu. Lavantalarla başlayan, bahçede topladığımız otlarla devam eden ve Şef Dilek Yetkiner’in rehberliğinde mutfakta şekillenen gün, WMF’nin ürünleriyle hazırladığımız yemeklerin etrafında kurulan uzun bir yaz sofrasında tamamlandı.
İyi bir sofra; malzemeyi tanımak, nereden geldiğini bilmek, nasıl hazırlandığını görmek ve doğru araçlarla buluşturmakla başlıyor. Urla’da geçirdiğimiz bu akşam da hasadı mutfağa, mutfağı sofraya taşıyarak Ege’nin mevsimsel üretimini ve sofra kültürünü birarada deneyimlememizi sağladı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.




