Hürmüz'e alternatif aranıyor: Suriye dünyanın yeni enerji merkezi olabilir mi?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İran savaşı ve küresel petrol arzının %20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapanması, dünya enerji piyasalarında uzun süredir unutulmuş bir sorunun yeniden sorulmasına neden oldu. Ortadoğu'nun enerjisi dünyaya hangi güzergahtan taşınacak? Savaşın gölgesinde herkes bu soruya cevap ararken en iddialı çıkış ise Washington'da düzenlenen bir toplantıda yapıldı.
ABD Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Washington'da Amerikan enerji şirketleriyle Suriye Petrol Şirketi (SPC) yöneticilerinin bir araya geldiği Atlantic Council konferansında yaptığı konuşmada, Suriye'nin sahip olduğu coğrafi konum sayesinde Hürmüz Boğazı'na alternatif oluşturabileceğini söyleyerek, “Coğrafi açıdan Suriye, bu ihtiyacı karşılayabilecek tek alternatif. Eğer 15 ay önce birisi Suriye'nin bölgedeki en istikrarlı ülke olacağını söyleseydi, kimse inanmazdı. Türkiye ve Suriye, tüm dünya için enerjinin ana dağıtım merkezi olacak” ifadelerini kullandı.
Konuşmasında "Enerjide öncelik dağıtımdan güvenliğe döndü” ifadelerini kullanan Barrack'a göre İran savaşı, enerji sektörünün önceliklerini de değiştirdi. Sektör artık en ucuz rotayı değil, en güvenli rotayı arıyor ve Barrack bu rotanın Suriye topraklarından geçtiğini düşünüyor.
Barrack konuşmasında 2009 yılında ortaya atılan Dört Deniz projesinden de bahsetti. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Şam ziyaretinde ortaya attığı proje, Basra Körfezi, Hazar Denizi, Akdeniz ve Karadeniz'i enerji hatları üzeriden birbirine bağlamayı, Türkiye ile Suriye'yi de bu dört denizin kesişiminde bir enerji dağıtım merkezine dönüştürmeyi hedefliyordu.
Nitekim Suudi Arabistan merkezli Al Majalla dergisi, bu vizyonu temsil eden ve Barrack tarafından hazırlandığı düşünülen Kara Köprüsü planını yakın zamanda ortaya çıkardı. Hürmüz, Babülmendep gibi deniz yolları silah haline geldiğinde kara koridorlarının kârlı olmasa dahi stratejik bir zorunluluk haline geldiği önkabulüne dayanan plan, Basra Körfezi ve Hazar Denizi’ni, Suriye üzerinden Akdeniz ile Türkiye'ye bağlayacak dört ana proje üzerine kuruluyor. Bunlar Irak petrolünü Akdeniz'e taşıyacak Kerkük-Banyas hattının tekrar canlandırılması, Katar gazını Türkiye'ye ulaştıracak Katar-Türkiye boru hattının inşası, Azerbaycan-Kilis-Halep hattı üzerinden gaz akışının genişletilmesi ve Arap Gaz Hattı'nın Türkiye'ye uzatılması projelerinden oluşuyor. Yani plan, teknik olarak Dört Deniz projesindeki gibi Akdeniz, Hazar Denizi ve Basra Körfezi’ndeki enerji akışını Suriye üzerinde toplamayı amaçlıyor.

Yaptırımların kaldırılmasının ardından geçen bir yılda Suriye'de milyarlarca dolarlık enerji anlaşmasının yapıldığı düşünülürse plan, kağıt üzerinde kalmış bir vizyondan fazlası. Planın ilk kalemi olan Kerkük-Banyas hattı, aslında 1952'de açılan ve Irak petrolünü Suriye'nin Akdeniz kıyısına taşıyan tarihi bir güzergahın yeniden diriltilmesinden oluşuyor. Yaklaşık 4,5 milyar dolara mal olması beklenen proje için Irak ve Suriye arasında ortak teknik komiteler kurulmuş ve bu komiteler harap durumdaki eski hattın onarımı ile sıfırdan yeni hat inşası seçeneklerini birlikte incelemeye başlamıştı. Nitekim 2025’te iki devlet, toplam kapasitesi günlük 1,5 milyon varil olan iki hat inşa ederek boru hattını yeniden faaliyete geçirme konusunda anlaşmaya da vardı.
İşin ilginç yanı, boru hattı henüz ortada yokken petrol akışının çoktan başlamış olması. Irak petrolü bugün tanker kamyonlarıyla günlük 140 ila 220 bin varillik bir hacimle Suriye’de yer alan Banyas rafinerisine taşınıyor. Eski hattın tarihi kapasitesinin günlük 300 bin varil olduğu düşünülürse, kamyon filosu boru hattının yapacağı işin önemli bir bölümünü şimdiden karayolu üzerinden yapıyor.
İkinci kalem olan Katar-Türkiye gaz hattı, planın en pahalı ve en iddialı projesi. Katar'ın Kuzey Sahası’ndan çıkardığı doğalgazı Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye'ye ve oradan Avrupa'ya taşıyacak yaklaşık 1.500 kilometrelik hattın maliyetinin 10 ila 12 milyar dolar arasında olması bekleniyor. Proje aynı zamanda planın geçmişte en fazla tartışmaya yol açan kalemi. 2009 yılında Beşşar Esad, Rusya’nın etkisiyle bu hattın Suriye topraklarından geçmesine izin vermemiş, Suudi Arabistan da projeye pek sıcak bakmamıştı. Bugün ise tablo biraz tersine dönmüş durumda. Ayrıca Yeni Şafak’ın haberine göre Türkiye ve Suriye hattın inşasına devam edilmesi konusunda prensipte bir anlaşma sağladı.
Üçüncü ve dördüncü kalemler ise planın halihazırda kısmen çalışan parçalarının birleştirilmesinden oluşuyor. Azerbaycan gazı Ağustos 2025'ten bu yana Kilis-Halep hattı üzerinden Suriye'ye iletiliyor ve plan, günlük 6 milyon metreküp kapasiteli bu akışın daha da artırılmasını öngörüyor. Arap Gaz Hattı tarafında ise güney koridoru Ocak 2026’da işler hale getirildi ve Akabe'de gazlaştırılan LNG, Ürdün üzerinden boru hattı yoluyla Suriye'ye taşınmaya başlandı.
Bu iki hattın arasında yalnızca 240 kilometrelik bir boşluk mevcut ve Halep ile Humus arasında inşa edilecek bir boru hattı ile bu boşluğun kapatılması ve iki hattın tek bir sistem olarak birleştirilmesi hedefleniyor.
Hattın Suriye içindeki diğer bütün bölümleri tamamlanmış durumda ve Türkiye bağlantısını sağlayan Kilis-Halep kesimi de Mayıs 2025'te bitirildi. Dolayısıyla Mısır'dan Türkiye'ye kesintisiz bir gaz koridoru hayali ile bugünkü gerçeklik arasında, fiziken yalnızca 240 kilometrelik bir boşluk duruyor. Bu kesim de tamamlanırsa kuzey ve güney koridorları ilk kez tek bir yapıda birleşecek. Böylece Akdeniz ve Kızıldeniz kesimleri birbirine bağlanarak Dört Deniz projesinin ilk büyük adımı tamamlanacak ve Suriye, planın vadettiği düğüm noktası olma rolüne fiilen kavuşacak.
Suriye’nin çalışmaları ne yönde?
Peki Suriye hükümeti bu projelerle ilgili neler yapıyor? Konuyla ilgili Aposto’ya bilgi veren Suriye Enerji Bakanlığı kaynakları ülkenin Doğu ile Batı arasında enerji geçiş noktası olma konumunu yeniden kazanmasının stratejik öncelikleri olarak gördüklerini belirtirken, bu strateji sayesinde transit geçiş ücretleri, depolama hizmetleri, yeniden ihracat faaliyetleri ve enerji lojistiğinden sürdürülebilir gelir elde edilmesinin amaçlandığını ifade etti.
Bakanlığa göre Suriye'nin Irak, Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Akdeniz arasında yer alması, ülkeyi doğal olarak bölgesel enerji ticaretinin önemli merkezlerinden biri haline getirebilecek potansiyele sahip. Enerji güvenliğinin güçlendirilmesi, doğalgaz ve elektrik sektörlerine yabancı yatırım çekilmesi, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve petrokimya gibi enerji bağlantılı sektörlerin geliştirilmesi ise temel hedefler arasında gösteriliyor.
Yetkililer bu kapsamda, Türkiye ve diğer bölge ülkeleriyle yürütülen enerji görüşmelerinin halen teknik düzeyde devam ettiğini ancak işbirliği çerçevesinin büyük ölçüde şekillenmeye başladığını belirtti. Bu kapsamda ilk önceliğin sınır aşan enerji altyapısının yeniden işler hale getirilmesi olduğu ifade edilirken, Arap Gaz Boru Hattı, Suriye-Türkiye ve Suriye-Irak elektrik bağlantılarının yeniden devreye alınması, Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz'e ulaştırılması ile Körfez ülkeleri ve Irak'tan üretilecek elektriğin Suriye üzerinden Türkiye ve Avrupa'ya taşınmasına yönelik projeler üzerinde çalışıldığı ifade edildi.
- Bakanlık kaynakları bu kapsamda ilk somut projenin Arap Gaz Boru Hattı'nın rehabilite edilerek yeniden tam kapasiteyle işletmeye alınması olduğunu ifade ediyor. Bakanlık, söz konusu hattın tercih edilmesinin temel nedenleri arasında mevcut altyapının büyük ölçüde hazır olması, Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan'ı birbirine bağlayan stratejik bir enerji koridoru oluşturması ile gelecekte Irak doğal gazının da bu hat üzerinden taşınabilecek olmasını gösteriyor. Kaynaklar ayrıca 2030-2031 döneminde hattın tam kapasite işleme açılması ve bölgesel projelerle bağlantı sağlanmasının hedeflendiğini de belirtiyor.
Ülkenin elektrik ve iletim altyapısına dair planlarını da Aposto’yla paylaşan Bakanlık, bu kapsamda Deyr Ali, Tişrin, Zara, Banyas ve Cender santrallerinin rehabilite edilmesi, 230 ve 400 kilovoltluk elektrik iletim şebekelerinin yenilenmesi, orta bölgedeki doğalgaz ile işleme tesislerinin yeniden faaliyete geçirilmesi ve akıllı sayaç ile kontrol sistemlerinin kurulması gibi çalışmalar yapacaklarını kaydetti. Bakanlık bu noktada Dünya Bankası, Avrupa Birliği ile UNDP gibi uluslararası kuruluşlarla yeniden inşa projelerinde işbirliğini geliştirmek istediğini de belirtti.
Enerji Bakanlığı ayrıca yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla enerji sektörüne yönelik yatırım mevzuatının güncelleneceğini belirtiyor. Bu kapsamda kamu-özel sektör işbirliği modellerinin yaygınlaştırılması, enerji projeleri için tek durak ofis sisteminin kurulması ve stratejik yatırımlara devlet garantisi sağlanması planlanıyor. Sanayi elektriği tarifelerinde ise yatırımların ekonomik sürdürülebilirliğini destekleyecek yeni düzenlemeler üzerinde çalışıldığı ifade ediliyor. Bakanlık ayrıca büyük ölçekli deniz suyu tuzdan arındırma projelerini de yeni yatırım alanları arasında görüyor.
Bakanlığa göre enerji stratejisinin ilk sonuçları kısa vadede de görülmeye başlanabilir. Bu kapsamda kısa vadede rehabilitasyonu tamamlanan bazı elektrik üretim santrallerinin yeniden devreye girmesi, yerli doğalgaz üretiminin artırılmasıyla birlikte elektrik arzında iyileşme sağlanması, komşu ülkelerle yeni enerji transit anlaşmalarının imzalanması ve toplam 300 ila 500 megavatı aşan yenilenebilir enerji projelerinin hayata geçirilmesi hedefleniyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR


