Gıda güvensizliğinden gıda kıtlığına: İklim krizi tarımı nasıl etkileyecek?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
2024’te ağır iklim şartları ve bitki hastalıkları gibi nedenlerle kahve ve kakao fiyatları iki katına çıktı. Tedarik zinciri analistleri, 2025 yılı boyunca da aşırı iklim olayları nedeniyle gıda fiyatlarında dalgalanmalar bekliyor.
Daha sık ve yoğun yaşanan iklim krizine bağlı aşırı hava olayları ve felaketlerin gıda üretimi yapılan alanları vurması, hem tarım faaliyetlerinde bulunarak geçinen kişileri zora sokuyor hem de gıda fiyatlarında dalgalanmalar yaratarak küresel bir krize dönüşüyor. Öyle ki tedarik zinciri analistleri bu yıl yaşanacak aşırı hava olayları sonucunda ortaya çıkacak tablonun bazı ürünler için gıda kıtlığı boyutuna gelebileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
- Dünya Meteoroloji Örgütü’nün geçen yıl yayımladığı "Küresel İklimin Durumu" raporuna göre, dünya çapında akut gıda güvensizliğine maruz kalan insan sayısı pandemi öncesinde 149 milyonken bu sayı 2023’te 333 milyona yükseldi. Doğal afetler, 2007-2022 yılları arasında tarım sektöründe yaşanan kayıpların %23’üne neden oldu. Bu kayıpların %65’i kuraklık kaynaklıydı.
Şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl olarak tarihe geçen 2024’te aşırı hava olaylarından en çok etkilenen iki gıda ürünü kakao ve kahve oldu. Üretim bölgelerindeki ortalamanın üzerinde yağış ve sıcaklık kombinasyonu nedeniyle yaşanan toplu ürün kayıpları küresel olarak kakao fiyatlarının %163, kahve fiyatlarının ise %103 artmasına neden oldu.
Bulgaristan ve Ukrayna’da kuraklığın ürün verimini olumsuz etkilemesinin ardından ayçiçekyağı fiyatları %56 artarken fiyatı üçte birin üzerinde artış gösteren diğer ürünler portakal ve tereyağı oldu.
İklim bilimi ve politikaları üzerine çalışan İngiltere merkezli Carbon Brief, geçen hafta aşırı hava olaylarının mahsulleri nasıl tahrip ettiğini belirlemek üzere son iki yılda bu konuda yapılan küresel haberlerin değerlendirildiği bir analiz yayımladı. Ülke ülke yaşanan felaketlerin ve sebep oldukları gıda üretimi tahribatının işaretlendiği haritada Türkiye de 2023 yılında, Hatay’da sıcaklığın 50 dereceye çıktığı ve Çanakkale’de dev orman yangınlarının yaşandığı yaz tarımda yaşanan biber, patlıcan, ayçiçeği ve zeytin kayıplarıyla yer aldı.
İklim krizi gıda üretimini iki farklı biçimde etkiliyor: Daha uzun yazlar ve daha kısa kışlar ile uzun dönemli sıcaklık değişimlerinin üretim ve verimlilikte azalma, aynı bölgede yetiştirmeye elverişli ürünlerin değişmesi gibi etkileri olurken ani hava olayları çiftçilerin bir yıldır emek verdiği tüm ürünleri birkaç saat içinde yok edebiliyor.

2012 yılında Filipinler’de yaşanan tayfun, etkisini gösterdiği hemen her yerdeki muz üretimini tamamen yok etmişti. Şili'deki Concepción Üniversitesi'nde çevre bilimleri profesörü olarak görev yapan Dr. Monica Ortiz, o yıl yaşanan bu felaketten sonra ülkedeki muz üretiminin normale dönmesinin beş yıl sürdüğünü belirtiyor. Benzer biçimde geçen yıl Güney Afrika’da yaşanan kuraklıkta da Zimbabve'nin mısır üretiminin yaklaşık yarısı yok olmuştu.
Nepal'in elma krizi
İklim krizinin yıkıcı etkileri karşısında en kırılgan ülkeler arasında gösterilen Nepal’de ise çiftçiler uzun süreli etkilerle mücadele etmeye çalışıyor. Ülkenin Mustang bölgesinde, dünyanın en derin nehir kanyonunun dibinde bulunan ve elma cenneti olarak bilinen Larjung, nispeten kurak havası, ılıman yazları ve soğuk, bol karlı kışlarıyla yüksek kalitede elma yetiştirmek için oldukça elverişli bir bölge ancak son yıllarda elma ağaçlarında hastalıklar görülmeye, ağaçlar daha küçük ve lezzetsiz elmalar vermeye başlamış; hasat zamanı ise Eylül ayından Ekim’e kaymıştı. Çözümü pestisit kullanımını artırmakta arayan çiftçiler hastalıklarla mücadele etmeyi başarsalar da verimlilikte yaşanan sıkıntıların üstesinden gelemiyor.

Yağışların tahmin edilebilir olmaktan çıkması ve artan sıcaklıklar elma ağaçlarının çiçeklenme ve meyve verme dönemlerinde sıkıntılara yol açtığından elma üretimi de vadiden daha kuzeye, eskiden elma yetiştirmeye elverişli olmayan bölgelere kayıyor. Larjung’da nesillerdir elma üretimi yapan çiftçiler önceden tarım arazisi olarak kullanılmaya elverişli olmayan bölgelerde meyve yetiştiriciliği yapılabilmesinin o bölgelerde yaşayan halk için olumlu bir gelişme olarak görülebileceğini ancak onlarca yıldır bakımını yaptıkları elma ağaçlarının ve köylerinin temel geçim kaynağının durumunun oldukça vahim olduğunu belirtiyorlar.
Zincirleme felaketler, ani kayıplar
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu’nda (AR6) aşırı hava olayları nedeniyle meydana gelen "ani gıda üretimi kayıplarının" 20. yüzyılın ortalarından bu yana giderek daha sık yaşandığı; aşırı hava olayları nedeniyle günümüzde gıda üretimi yapılan bazı alanların iklimsel olarak gıda üretimi için güvenli alanlar olmaktan çıkacağı belirtiliyor. Kuraklık, yangın ve biyoçeşitlilik kaybı gibi birbirleriyle etkileşime girerek zincirleme felaketlere yol açan iklim olaylarının giderek daha sık ve yoğun yaşanması da gıda sistemleri üzerindeki baskının giderek artacağının işareti olarak görülüyor.
İklim kaynaklı felaketler hayvancılık sektöründe de süt üretiminde verimin düşmesi, uzun süreli aşırı sıcaklar ya da ani donlar nedeniyle toplu hayvan ölümlerinin yaşanması gibi krizler yaratıyor. Sıcak günlerin uzaması tarım işçilerini de etkiliyor; dünyanın birçok yerinde işçiler bahar ve yaz aylarında artık havanın serin olduğu gece saatlerinde çalışıyor. Bu durum da beraberinde hem çalışanların yaşam kalitesini hem de gıda üretimini etkileyen birçok sorun getiriyor.
Endüstriyel gıda üretimi yapan büyük şirketlerin iklim krizi kaynaklı değişiklik ve felaketlerle mücadele etmesi nispeten mümkün olsa da nesillerdir çiftçilikle uğraşan küçük üreticiler çaresiz kalıyor. Yetiştirilen ürünün değiştirilmesi, gelişmiş sulama ve gölgeleme sistemleri gibi adaptasyon çalışmaları yüksek maliyetli olduğundan birçok çiftçi gıda üretimi yapmayı bırakıyor, yeni nesil de aile geleneğini sürdürmekten vazgeçerek kırsaldan büyük şehirlere göç ediyor. Çiftçilik yapmaya devam edenler gıda fiyatlarındaki dalgalanmaların yarattığı ürün satamama endişesiyle bazı sezonlarda hasat yapmamayı, ürünü tarlada bırakmayı tercih ediyor.

Gıda sistemlerindeki, var olan ve gelecekte yaşanacak aksaklıkların önüne geçmek için, özellikle iklim krizine etkisi en az olmasına rağmen bu krizden en çok etkilenen, geçimi çoğunlukla tarım ve hayvancılığa bağlı gelişmekte olan ülkelerde iklim krizinin etkileriyle mücadele ve adaptasyon yatırımlarına acil olarak öncelik verilmesi gerekiyor.
IPCC AR6 raporunda, uygulanabilir ve etkili pratikler arasında sürdürülebilir kaynak yönetimi, yerel bilgi ve deneyimlerden yararlanma, mahsul ve türleri var olan koşullara göre belirleme ve çeşitlendirme yer alıyor. Climate Policy Initiative’in verilerine göre 2019-2020 yılları arasında küresel iklim finansmanının yalnızca %4'ü tarım ve gıda sistemlerine ayrılmış. Bu oranın artırılması ve finansman kullanımında küçük üreticilere verilecek ekonomik destek ile bilgilendirme çalışmalarının önceliklendirilmesi her yıl derinleşen gıda krizinin önüne geçmede en etkin yöntemler olarak öne çıkıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İklim krizi kaynaklı aşırı hava olaylarının gıda üretimi üzerindeki etkisi, Avustralya'da öldürülmesine karar verilen yalancı katil balinalar.
22 Şub 2025

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?




