Midilli'de gezilecek yerler

Sofradan arta kalan saatler için adanın görülecekleri de sofrası kadar katmanlı: Bizans ve Osmanlı kaleleri, yirmi milyon yıllık bir taş orman ve iki yakanın ortak hafızasını koruyor.
- Molyvos kalesi ve eski kasaba (Molyvos): Tepedeki Bizans-Ceneviz kalesinden Türkiye kıyısı çıplak gözle görülüyor. Giriş yaklaşık 3 avro, yaz akşamları surlarda açık hava gösterileri oluyor. Aşağıda koruma altındaki taş konaklar, cumbalar ve asma gölgeli kapalı çarşı yer alıyor. Gün batımını kale yolundan izleyin.
- Mytilene Kalesi (Mytilene): Akdeniz'in en büyük kalelerinden. Bizans temelleri üzerine 1373'te Gattilusi ailesi yeniden kurmuş, Osmanlı genişletmiş. İçeride medrese, hamam ve yeraltı sarnıçları var. Salı hariç her gün 08.30-15.30, bilet yaklaşık 5 avro. En rahat ayakkabılarınızla gidin.

Taşlaşmış Orman'da 20 milyon yıllık bir gövde. Fotoğraf: Tomisti.
- Taşlaşmış Orman ve müzesi (Sigri): Yirmi milyon yıl önce volkan külü altında ayakta taşlaşmış sekoya gövdeleri ve UNESCO Global Geopark bulunuyor. Sigri'deki müzeyle orman parklarını kapsayan bilet 10 avro; cam tabanlı tekneyle gezilen Nissiopi deniz parkı ayrıca 15 avro. Hafta içi 08.00-16.00, hafta sonu 09.00-17.00.
- Sigri Kalesi (Sigri): 1757'de Osmanlı amirali Süleyman Paşa'nın korsanlara karşı yaptırdığı, Ege'nin en iyi korunmuş Osmanlı kalelerinden biri. Surlara çıkıp koyun ve Nissiopi adasının manzarasına bakmak serbest ve ücretsiz.
- Taxiarchis Manastırı (Mantamados): Adanın en kutsal ziyaretgahı; balmumu ve toprakla yapılmış efsanevi kabartma ikonası Ortodoks dünyasında bir benzeri daha olmayan bir eser. Çevresindeki Mantamados köyü, adanın çömlek ve süt ürünleri başkenti; zeytinyağında olgunlaşan ladotyri peynirini kaynağından tadın. Giriş ücretsiz.
- Agiassos (Olympos yamacı, Mytilene'ye 26 km): "Midilli'nin Kudüs'ü" denen dağ köyü; 803 yılında Kudüs'ten getirildiğine inanılan Panagia Vrefokratousa ikonası, Yunanistan'ın en büyük ikinci hac rotası. Arnavut kaldırımlı sokaklarda seramik ve ahşap oyma atölyeleri; köyü saran kestane ormanında yürüyüş yolları. Seramik geleneğini 1922'de Çanakkale'den gelen çömlekçilerin güçlendirdiğini de not edin.
- Skala Eresou (batı ucu): Şair Sappho'nun doğduğu antik Eresos'un plaj köyü; iki kilometrelik koyu volkanik kumsalı adanın en iyilerinden. Su üstüne kurulu ahşap dekli tavernaları ve bohem havasıyla adanın en rahat köşesi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ayvalık'tan 45 dakikada varılan adanın eksiksiz gastrorehberi: Nerede yenir, nerede kalınır, nerede ouzo içilir?
13 Ağu 2026

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Kemikleri ve iç organlarıyla yenen ortolan kuşu, Fransız gastronomisinin en tartışmalı yemeklerinden biri. Dumas’nın mutfak sözlüğünden "Succession"a uzanan hikayesi, bir lokmalık haz uğruna hayvanlara çektirilen acıyı gündeme getirirken geleneksel olarak ortolanları yerken başa örtülen peçete, başka bir soruyu da akla getiriyor: Yemek yerken neden saklanırız?

Nezleyken elma neden elma gibi gelmez, kırmızıya boyanmış beyaz bir şarap kırmızı şarap gibi algılanabilir mi? Lezzet yalnızca dilimizin işi değil. Koku, görme ve ağızda oluşan duyumların kesişiminde şekillenen bu deneyim, bir yiyeceği tanımamızdan onu sevmemize kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.




