Nesilden nesile bir türlü geçemeyen alışkanlıklar


Restoran kalitesinde günlük makarnalar: Molino Cucina
1986 yılında Carlo Petrini, uluslararası bir hareketin başlangıcı olacak bir kavramla çıkageldi: Slow Food. Fast food'a; yani hızlı, ayaküstü yeme alışkanlığına karşı alternatif olarak geleneksel ve yerel yemekleri ve yeme biçimlerini…
Daha fazlasını öğren →
Büyükannenizi düşünün: Mutfakta yemek yapıyor, o esnada karanfilli nefis bir portakal kabuğu reçeli pişiyor. Birazdan kokular yükselmeye başlıyor ve siz taze ekmeğin üzerine reçeli sürmenin hayalleri peşindesiniz. Benim yüzüm gülümsemeye başladı, eğer sizin de öyleyse devam ediyorum. Zaten konumuzun büyükanneler olduğunu anlamışsınızdır.
Anneanne, babaanne mutfakları bir başkadır. Çözümleri de! “Sıfır atık” konusu her geçen gün hayatımızı daha derinden etkilerken, her yeni gün çevre dostu farklı bir ipucu ve ürünle karşılaşırken, kendi mutfağımızda atıksız çözümler bakarken nedense çareyi hep uzaklarda arıyoruz. Bu yenilikler sandığınız kadar da yeni değil. Aksine çok eski. Büyükannenizin evinde saklı. Büyükannelerimiz, yıllardır atık ve maliyetleri kısmak adına hayatı kolaylaştıran birbirinden farklı çözümü hayatlarına entegre etmiş. Neden onlara dönüp bakmıyoruz?
Bez havlular: 1900'lerin ortalarına kadar kâğıt havlular pek de popüler değildi. Peki o zaman herkes ne yapıyordu? Tabii ki bez havlu kullanıyordu. Bambu ve diğer geri dönüştürülebilir kâğıt alternatiflerini bir kenara bırakıp klasik olmuş bir temizleyiciye neden biz de dönüş yapmayalım? Elde veya makinede yıkanabilir bez havlulara geçip, tek kullanımlık ürünleri rahatlıkla reddebilirsiniz.
Sirke ve karbonat: Temizlik konusuna gelirsek, büyükannelerimiz muhtemelen çoğumuzun evindeki gibi mutfak lavabosunun altında saklanmış düzinelerce kimyasal temizleyiciye sahip değildi. Ona da ihtiyacı yoktu; çünkü çok amaçlı kullanım olağanı sunan sirke ve karbonat vardı. Tıkanan lavabo giderlerinin açılmasından dibi tutmuş tencere ve tavaların temizliğine kadar birçok farklı alanda sirke ve karbonatı kullanabilirsiniz.
Yine bildiklerimizden devam edelim: Saksıda meyve, sebze otlarını yetiştirme. Birleşmiş Milletler, 2050 yılında dünya nüfusunun üçte ikisinin şehirde yaşayacağını öngörüyor. Hâliyle geleneksel tarımın bu nüfusu beslemesi çok zor. Anlayacağınız konumuz şehirde tarım. Olamıyor mu? Evde tarım. Şehir tarımı, tarihte genellikle savaş ve buhran dönemlerinden sonra insanların sebze ve meyve gereksinimlerini karşılamak amacıyla yükselmiştir. Özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaş dönemlerinde okul bahçelerinin, kullanılmayan arazilerin bile tarım alanlarına döndüğünü biliyoruz. Günümüzde büyükannelerimizin kullandığı gibi bostanlar pek kalmasa da varsa bahçe, yoksa balkon, yoksa cam önünde rahatlıkla sebze ve meyvenizi yetiştirebilirsiniz.
Kompost konusu: Madem evde tarım dedik çoğu kişiye yeni olan bir diğer konu da kompost konusu. Kompost, bazı yenebilir atıkların çürütülmesi ve öğütülmesi sonucu elde edilen doğal gübre anlamına geliyor. Bu gübre, toprağın daha iyi hava alabilmesi, zenginleşmesi için kullanılabiliyor. Yumurta kabukları, kuruyemiş kabukları, meyve artıkları, kese kâğıdı, kâğıt peçete, gıda artıkları, meyve sebze kabukları, kahve posaları kompost malzemelerinden. Çöpe gideceğine kompost yapıp yetiştirdiğiniz bitkilere ekleyebilirsiniz.
Kabuk, sap, kök: Portakal reçeli demiştik yazının başında, evet meyvenin kabuğundan reçel yapmak en görmeye alışık olduğumuz yöntemlerden biri. Ayrıca sebze kabuklarından yemekler yapmak -mesela kabağın kabuklarından bir kaşkarikas- bayat ekmeklerden bisküvi yapmak, kökünden sapına bir sebzenin her detayını kullanmak mutfak kurallarının olmazsa olmazlarındandı. İyisi mi bir daha çöpe atarken iyi düşünün: Bu malzemeyi farklı bir yemekte kullanabilir misiniz?
İllüstrasyon: Zeynep Çabuk
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın israfsız menüsü: Gıdanın atığa dönüşüne sosyolojik bakış, unuttuğumuz israf önleme yöntemleri, israf önleyen sosyal girişim örnekleri.
02 Ara 2020

YAZARLAR

Lian Penso Benbasat
Yemeğin bir tabaktan fazlası olduğuna inanan biri.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.





