
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
28 Temmuz'dan bu yana Akdeniz ve Güney Ege'de kontrolden çıkan alevler, sayısız can kaybına ve her yıl yaz aylarında Türkiye'de yanan ormanların üç katı kadar alanın kül olmasına neden oldu. Üstelik, bu veriler devam eden yangınların kesin sonuçları bile değil. Peki, yangınlardan sonra ormanları ve tüm sakinlerini neler bekliyor?
Sorunun kaynağı ne?
Geleceği öngörebilmek için önce yangınların sebeplerine bakmak gerek. İnsan kaynaklı ihmalleri ve kundaklama şüpheleri arasında gidip gelen düşüncelerden sıyrılmak "zor" olsa da yıllardır yangınlar üzerine yapılan bilimsel araştırmaların ortak sonuçları, bu felaketlerin sebebini atmosferik kararsızlığa ve kuruluğa bağlıyor. Küresel çapta yükselen sıcaklıklar ve buna bağlı artan kuraklık, yangınların yaşandığı bölgelerin sayısını önemli boyutta arttırıyor.
Bu tabii ki yangın sebeplerinden insan faktörünü tamamen elemek anlamına gelmiyor. Sıcaklık, yağış, rüzgâr ve nem gibi iklim elemanları hem doğal kaynaklı hem de ihmal veya kasıt sonucu ortaya çıkan yangınların etkisini arttırıyor ve kontrol altına alınmalarını zorlaştırıyor. Bu sonuç, bizi iklim değişikliği ve yangınlar arasındaki ilişkiyi düşünmeye çağırıyor.
Türkiye gibi Akdeniz iklimini yaşayan Yunanistan, İtalya, Güney Fransa, İspanya ve Portekiz'le Kuzey Amerika'nın Pasifik kıyılarında yaşanan orman yangınları, yüksek sıcaklık ve kuraklık yaşanan dönemlerde artıyor. Kanada, her yıl ortalama 2 milyon hektar ormanını yangınlarda kaybediyor. Kuzey Afrika ve meşhur Lübnan sedir ormanları da bu yangınlardan etkilenenler arasında. Geçtiğimiz yıl Avustralya'da yaşananları hepimiz hatırlıyoruz. Araştırmalar, şu an yaşadığımız felakete benzer büyük orman yangınlarının %43,46'sını küresel iklim değişikliğine bağlıyor. Yani konu küresel ve dünyanın ısınmasıyla doğrudan ilişkili.
Geleceği öngörmek
Tahmin edilebileceği gibi, yangınların ilk etkisi bölgede yaşayan insanlar, hayvanlar, orman flora ve faunası üzerinde gözlemleniyor. Yaşam ve barınma gibi temel insan haklarını tehdit eden "mega yangınlar," bitki ve ağaçların ölümüne yol açan zararlı canlı ve hastalıkların yaygınlaşmasına da neden oluyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Raporu, yangınların büyük böcek istilalarına yol açabileceğini söylüyor.
Yangınların bitki örtüsüne verdiği zarar kadar dünyanın karbon döngüsüne olan etkisi de kritik. Yani, gelecekte orman yangınlarına karşı hassas bölgelerde çıkabilecek yangınlar karbon salınımını arttıracağından hava kirliliği oluşturma riski taşıyor. Sadece CO2 oranının artması değil, yangınlardan sonra havada kalan kül ve dumanın rüzgârlarla farklı bölgelere taşınması, küresel çapta yaşanacak bir hava kirliliği problemini beraberinde getiriyor.
Telafi adımları
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay'a göre, yanan alanların öncelikle koruma altına alınması ve hemen ağaçlandırma çalışmalarına başlanmaması çok önemli. Akdeniz ve Güney Ege'de bugün yaşadığımız yangınlardan sonra bölgedeki kızılçam ağaçlarının kendiliğinden yeşerebilme şansı var. Bu durumda bile ekosistemin eski hâline hızlıca dönmesi maalesef söz konusu olmayacak. Prof. Dr. Tolunay, kızılçamların en az 20-25 yıl gibi bir zaman aralığından sonra 10 metre boyuna ulaşacağını ve hayvan türlerinin bu zamandan sonra yavaş yavaş ekosisteme geri döneceklerini söylüyor. Tamamen bir ekosistemden söz edebilmek içinse 50-60 yıla ihtiyacımız olacak.
Kimse bu sonuçlarla yaşamak zorunda değil. Mücadele edilinebilir, yetkili görülen tüm kurumlardan — devlet, şirketler, STK'lar — doğa-dostu çalışma ve ürünler talebinde bulunulabilir, daha bilinçli seçimler yapılarak doğanın kendi kendini onarmasına izin verilebilir.
Kaynakça
Calda, B., An, N., Turp, M. T., & Kurnaz, M. L. (2020). İklim Değişikliğinin Akdeniz Havzasındaki Orman Yangınlarına Etkisi. International Journal of Advances in Engineering and Pure Sciences. https://doi.org/10.7240/jeps.571001
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yangın öncesi, esnasında ve sonrası. Sahadaki gazeteci Fırat Fıstık yanıtlıyor: Bodrum, Milas ve Marmaris'teki orman yangınlarında neler oldu?
08 Ağu 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.



