Şehrin dilindeki zenginlik

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Dil, tarihi açık eder hatta önümüze serer de diyebiliriz. Toplulukların ilişkilerini gösteren ve hamurunu saygıdan alan örnekler de çok. Örneğin; “Be makam-ı Konstantiniyye el mahmiyye” kalıbı; yüzyıllar boyunca yazılı kaynaklarda ismi “Konstantinopolis” veya “Konstantiniyye” diye geçen şehrin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de basılı kitaplarının ilk sayfasındaki yer alan mührün künyesidir. “Konstantiniyye matbaası” demektir, “İstanbul matbaası” değil. Bunun tarihe sahip çıkmak yapıldığını söyleyebiliriz. Bu örnekten yola çıkarak “İstanbul’da dil nasıl hayat bulurdu?” diye merak etmemek elde değil. Bu hafta İstanbul’da yaşayanların diliyle ilgili birkaç not aktaralım.
- Sık konuşulan diller: Osmanlı İmparatorluğunun resmî dili olan Türkçe, kalabalık etnik gruplarla beslenirdi. Rumca ve Ermenice bunların başında gelir. Sadece konuşma dilinde de değil yazılı literatürde de yer alırdı. 15. yüzyılda Bizans İmparatorluğu zamanından yerleşen Romanyot topluluğu Yunanca konuşurdu. Musevi topluluğun üyelerinden Eliyahu Kapsali’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihiyle ilgili bir eseri de vardır.
- İspanyolca: Şu an dünyada en çok konuşulan ikinci dil olan İspanyolca ise 15. yüzyıl sonunda Avrupa ve İspanya'dan alınan göçlerin sonucunda şehre giriş yapar.
- İtalyanca: İlber Ortaylı’nın aktardığına göre İstanbul’da İtalyanca her lehçesiyle konuşulurdu. Buradaki zenginliğin sebebi ise 18. ve 19. yüzyıllardaki göçler. İşçi kesiminin geldiği ve zanaatkârların çoğunlukta olduğu da söylenir. Yazar Edmondo de Amicis, “İstanbul’da konuşulan İtalyancanın sadece konuşanlar tarafından anlaşıldığını” belirtir. Ortaylı’nın verdiği bir başka örnek de İtalyanca “faccia di culo” kalıbı, “alırım façanı aşağı” olarak dile geçer.
- Bulgarca: 19. yüzyılda basılı yayınların çıkarıldığı göz önünde bulundurulunca Bulgarcanın da dile katkı yaptığı anlaşılıyor.
- Farsça: İstanbul’da yaşayanların diline yaptığı etkiyi tam olarak ölçmek mümkün değil. Fakat Ortaylı, 19. yüzyılda Üsküdar etrafında yoğunlaşan İran’dan gelen bir grubun Azeri lehçesiyle Farsça konuştukları not eder.
Kaynak:
Ortaylı, İlber. (2009), İstanbul'dan Sayfalar (İstanbul: Turkuvaz Kitap).
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftalık dinleme, izleme, okuma önerileri ve kimi etkinlikleri barındırır. Sizi biriyle tanıştırır. İhtiyaç hâlinde göz atın!
26 Tem 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?




