Yok olandan geriye kalanlar

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
“Göz nadiren takılır bir şeye. Yalnızca, onu, başka bir şeyin işareti olarak tanıdığı zaman: kumdaki iz kaplanın geçişini anlatır; sazlık, bir su damarını haber verir; japongülü kışın bittiğini muştular. Bunlar dışında her şey dilsiz, her şey aynıdır; ağaçlar ve taşlar sadece ağaç, sadece taştır.”
Italo Calvino, Görünmez Kentler
Şehirdeki tüm hikâyeleri oluşturan bütüne ayakta duran yapılar kadar yıkımlar da dâhil. Bir nevi şehrin belleğini hâlâ ayakta duran duvarlar kadar çeşitli sebeplerle ve çoğu zaman plansız biçimde yıkılmış ve artık var olmayan yapılar oluşturuyor diyebiliriz. Bu hafta not defteri, İstanbul’un yara bereleri üzerinden hem yıkım kavramını tartışmaya açmaya hem de şehrin belleğinden silinmiş yapıları geri çağırmaya davet ediyor.
• Galata Surları: Cenevizliler, Frenk tüccarlar, denizciler, meyhaneciler, “hayat kadınları”... Galata’daki surlar bu insanları ve daha fazlasını çevrelemiş zamanında. İlk kez erken Bizans döneminde inşa edilmiş, Orta Çağ’da Ceneviz yerleşimiyle son hâlini almış. Dış tehditlere karşı bir avantaj sağlamanın yanı sıra Azapkapı, Tophane ve Galata Kulesi ile bir üçgen oluşturan surlar, Müslüman ve gayrimüslim mahalleleri birbirinden ayırma gibi bir işlev de üstlenmiş. Yıllar içinde ömrünü zamana teslim etmiş. 1864-65 yılları arasında artık giderek genişleyen semtin altyapı çalışmaları sebebiyle tamamen yıkılmış.
• Taksim Topçu Kışlası: Günümüzün Gezi Parkı’nın yerinde III. Selim döneminde askerî etkinlikler için inşa edilmiş. Çok geniş avlusu sebebiyle de farklı işlevlerde kullanılmış, envaiçeşit anıya mekân olmuş. Cambaz gösterileri, at yarışları, konserler, futbol maçları... İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda Fransız kuvvetlerindeki Senegalli askerler tarafından kullanılmış. 1940 yılında Fransız şehir planlamacı Henri Prost'un tavsiyesi üzerine yerine konut ve etkinlik alanları yapılmak üzere yıkılmış. Kışla günümüzde var olmasa da hâlâ hafızamızda.
• Direklerarası: Pera’nın alafrangalığına alternatif bir eğlence anlayışı sunan Direklerarası; kıraathaneleri ve cambazhaneleriyle sur içi İstanbul’unda temaşa geleneklerini yaşatmış uzunca bir süre. Günümüzde Vezneciler Caddesi’nin başıyla Şehzadebaşı Camisi arasında kalan yerde, Lale Devri sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından 1728-29 yılları arasında inşa ettirilmiş külliyenin sütunlardan ve 82 dükkândan oluşan çarşısı da denebilir. Farklı dönemlerde Şems, Mınakyan ve Abdürrezzak Tiyatrosu ile Benliyan Kumpanyası’na ve daha nice sahneye ev sahipliği yapmış, 1910 yılında elektrikli tramvay hattının yapımı sırasında kısmen yıkılmış.
• Darülfünun: İnşası 1845’ten 1863’e dek süren neoklasik tarzdaki yapı, bir “bilimler sarayı” işlevi görmesi için Ayasofya yakınında Antik Senato’nun bulunduğu yerde yapılmış. Mimar Gaspare T. Fossati ve kardeşinin tasarladığı bina, üniversite işlevini sadece iki yıl sürdürdükten sonra 1864’te Maliye Nezareti’ne, sonra da Adliye ve Evkaf nezaretlerinin kullanımına verilmiş. Sonrasında ilk Meclis-i Mebusan olarak kullanılan bina, 1933’te tamamen yanmış.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Muhabbet meclislerinden gurme sofralara, Hipodrom'dan Atmeydanı'na, Topçu Kışlası'ndan Gezi Parkı'na.
01 Kas 2020

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.



