Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

1930 yılında iktisatçı John Maynard Keynes, “Torunlarımızın Ekonomik Olasılıkları” adlı denemesinde dikkate değer bir iddiada bulunmuştu. Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Ona göre üretim süreçlerinin kısalmasıyla doğacak serbest zaman; sanat, felsefe ve entelektüel gelişim için kullanılacaktı.
Keynes’in işaret ettiği hedef çizgisine yaklaştığımız bugün, yani 2026 yılında, manzara bu öngörüden oldukça uzak. Makineler hızlandı, yazılımlar çeşitlendi ve yapay zeka operasyonel süreçleri üstlenebilecek seviyeye geldi, ancak insanlık tarihinin zihinsel yoğunluğu ve dikkat dağınıklığı en yüksek dönemini yaşıyoruz. Bilgiye ulaşmak için kullandığımız taşınabilir ekranlar, zaman kazandırmaktan ziyade günün her boş anını dolduran birer veri tüketim mecrasına dönüştü.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Cem Arıdağ
UNITE Edelman Başkan Yardımcısı olarak iş hayatında sorumluluk alan Cem Arıdağ, orta öğrenimini Saint Benoit Fransız Lisesi’nde, lisans eğitimini ise İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nde tamamladı. New York Pace Üniversitesi’nde Medya ve İletişim üzerine yüksek lisans derecesi bulunmaktadır. Reklam ve kurumsal iletişim alanında çok sayıda ulusal ve uluslararası markanın stratejik süreçlerini yöneten Arıdağ, iletişimi veri ile psikolojinin kesişiminde okunan bir disiplin olarak görmektedir. İletişim deneyimini üniversitelerde verdiği derslerle genç iletişimcilere aktaran Arıdağ, akademiyle olan bağını doktora düzeyine taşımayı hedeflemektedir.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı (COP31), Kasım'da Antalya’da düzenlenecek. 2025’te Avustralya'nın bu zirveyi yapması hâlinde masrafların 2 milyar dolara ulaşabileceği belirtilmişti. Türkiye için böyle bir hesaplama yok, ancak İklim Değişikliği Başkanlığı yıllık 563,3 milyon lira olarak belirlenen ödeneğini ilk altı ayda 10 kat aşarak 5 milyar 590 milyon lira harcadı.

Yürümek yeni keşfedilmiş değil. Daha iyi olmak için öğrenilmeyi ve başarılmayı bekleyen uğraşlardan biri hiç değil. Tam tersine, insanın dünyayla ilişki kurmasının en eski biçimlerinden biri. Şimdi ona yeniden dönmemizin nedeni de bu kadar basit: İnsana özgü ortak bir eylemi ve onun gücünü yeniden hatırlamak.

Bugün özgünlükten söz ederken yalnızca fikirleri konuşmuyoruz, dili de konuşuyoruz. Çünkü dil, fark edilmeden standartlaşan ilk yer. Önce aynı kelimeleri seçiyoruz, sonra aynı benzetmeleri, ardından aynı düşünceleri... En sonunda ise birbirimize benziyoruz. Yapay zeka milyonlarca metnin ortalamasını çıkararak yazdığı için aynı dili üretiyor. Peki ya biz? Biz de uzun zamandır birbirimizin ortalamasını yaşamıyor muyuz?




