Ekonomide durgunluk çanları: Türkiye resesyona mı giriyor?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Yaz ayları genellikle Türkiye ekonomisi için canlanma dönemidir. Turizm gelirlerinin de canlandırıcı etkisiyle satışların artması ve ekonomik aktivitenin hızlanması beklenir. Ancak bu yaz aylarında iktisadi aktörler "Acaba Türkiye resesyona girer mi?" endişesi taşıyor.
Yaz aylarında beklentilerin altında gelen kritik ekonomik veriler, para politikasının gecikmeli etkileriyle birlikte Türkiye ekonomisinin büyüme performansının zorlandığına işaret etti. Uzmanlar ekonomide bir resesyon ihtimalinden söz etmese de, yaz aylarında bir anda kötüleşmeye başlayan verilerin bir ekonomik yavaşlamanın habercisi olabileceğini söylüyor.
Peki Türkiye ekonomisinde hangi veriler durgunluğa işaret ediyor?
Artan işsizlik ile durgunluk emareleri görülmeye başlandı
Ekonomik soğumanın ilk sinyalleri istihdam göstergelerinde görüldü. Son birkaç aydır son on yıllık ortalamaların altında seyreden işsizlik oranı, Haziran ayında birden 0,7 puan artışla %9,2’ye yükselerek Temmuz 2023’ten bu yana en yüksek seviyesini kaydetti. Aynı dönemde tarihsel ortalamaların üzerinde seyreden istihdam oranı ise 0,6 puan birden düşerek %49,3 seviyesine indi.

Haziran ayında işsizlik oranındaki sürpriz artışa ek olarak atıl işgücü oranında daha büyük bir şok yaşandı. Geniş tanımlı işsizlik olarak da tanımlanan atıl işgücü oranı, söz konusu dönemde 3,8 puan birden artarak %29,2 seviyesine yükseldi. Bu seviye en son, pandemi şartlarının geçerli olduğu Mayıs 2020’de kaydedilmişti. Gelecek ay atıl işgücü oranında 0,3 puan veya daha yüksek bir artış kaydedilmesi durumunda ise bu alanda rekor kırılmış olacak.
Sanayi üretiminde pandemiden bu yana en sert daralma
İktisadi soğumanın bir başka göstergesi ise gerileyen ya da artış hızı yavaşlayan sanayi üretimi ve perakende satış hacmi istatistikleri oldu. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre sanayi üretim endeksi, Haziran ayında aylık bazda %2,1; yıllık bazda ise %4,7 geriledi. Üretimde böyle bir gerileme en son Kahramanmaraş depremlerinin yaşandığı 2023 Şubat ayında, ondan daha önce ise pandemi şartlarının geçerli olduğu Mayıs 2020 döneminde görülmüştü. Pandemi veya deprem dışında sanayi üretiminin bu denli gerilediği başka bir dönem aramamız halinde ise karşımıza Dünya Finansal Krizi’nin yaşanmakta olduğu 2009 yılı çıkıyor.

TÜİK verilerine göre Haziran ayında 13 alt sanayi grubundan 10’unun üretimi yıllık bazda düşüş kaydetti. Bu dönemde üretimi en fazla düşüş kaydeden gruplar %24,8 ile yüksek teknoloji, %9,1 ile dayanıklı tüketim malı ve %9,0 ile dayanıksız tüketim malı grupları oldu. Üretimi artış gösteren üç grup ise %15,2 ile elektrik, gaz, buhar, %13,8 ile enerji ve %8,6 ile madencilik olarak sıralandı.
Perakende satış hacmi yavaş büyüyor
Perakende satışlar durgunluk göstergelerine hâlâ bir miktar direnmekte olsa da hacimdeki yıllık artış 2022’den bu yana en düşük seviyelerde seyrediyor. Yılın ilk çeyreğinde çift seviyelerde seyreden perakende satış hacminde yıllık artış hızı, Mayıs ayından itibaren tekrardan tek hanelere gerilemiş durumda. TÜİK verilerine göre Haziran ayında perakende satış hacmi aylık bazda %1,7; yıllık bazda ise %8,6 büyüdü. Perakende satışları bilgisayar, iletişim araçları, kitap ve gıda kalemleri sırtlarken, tekstil ve otomotiv yakıtı satışlarında ise yıllık bazda gerileme başladı.

Dayanıklı mallar tarafında ise önemli bir durgunluk mevcut. Örneğin, Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri (TÜRKBESD) tarafından açıklanan verilere göre Haziran ayında yurt içinde yapılan beyaz eşya satışları %20 oranında daralmış durumda. Konuyla ilgili, “Bu oran son yıllarda gördüğümüz en ciddi küçülmeye işaret ediyor” ifadelerini kullanan TÜRKBESD Başkanı Gökhan Sığın, yılın ilk üç ayında %28 olan ortalama iç pazar büyümesinin ikinci çeyrekte eksi %5’e kadar indiğini söylüyor.
Benzer bir durum otomotiv sektörü için de geçerli. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) tarafından yapılan açıklamalara göre Temmuz ayında otomobil ve hafif ticari araç satışları yıllık bazda %17,5 geriledi. Satışlar Haziran ayında %5,3, Mayıs ayında ise %10,1 daralmıştı. Birinci çeyrekte ise pazarda ortalama %25,2’lik bir büyüme mevcuttu.
Tüketim malı ithalatı uzun süre sonra ilk kez daraldı
TÜİK ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre ara malı ve sermaye malı kalemlerinde yavaşlayan ithalat talebi, Haziran ve Temmuz aylarında tüketim malı talebine de yansıdı. Yaklaşık 2 yıldır yıllık bazda çift haneli oranlarla büyüyen yıllık bazda tüketim malı ithalatı, Haziran ayında tek haneli büyüme, Temmuz ayında ise daralma gösterdi.

Sektörel endeksler geriliyor
Soğuma işaretleri son üç ayda sektörel ve bireysel güven endekslerine de gözle görülür şekilde yansımaya başladı. TCMB ve TÜİK verilerine göre tüketici güven endeksi ve ekonomik güven endeksi son üç ayda sırasıyla 75,9’a ve 94,4’e geriledi. Aynı dönemde reel kesim güven endeksi (RKGE) 5,8 puan azalışla 100,3’e gerilerken, hizmet sektörü güven endeksi 3,0 puan azalışla 114,1’e, perakende ticaret sektörü güven endeksi 8,4 puan azalışla 107,1’e, inşaat sektörü güven endeksi ise 1,5 puan azalışla 87,1’e indi.
Uzmanlar ne diyor?
Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan Bloomberg Economics Türkiye Ekonomisti Selva Bahar Baziki, enflasyonla mücadele programının uzun vadeli bir program olduğunu ve program çerçevesinde atılan adımların ekonomik büyümeyi alışık olunan seviyelerin altına çekebileceğini söyleyerek şöyle konuştu:
“Enflasyonla mücadele için atılan adımların uzun vadeli bir politika çerçevesi oluşturduğunu düşünüyor, dolayısıyla önümüzdeki çeyrekte başlamasını beklediğimiz parasal gevşemenin de uzun vadeye yayılan yavaş bir süreç olarak işlemesini bekliyoruz. Bunun neticesinde pandemiden önceki onyılda %5'i geçen büyüme oranlarına alışkın olan Türkiye ekonomisinin 2024 ve 2025 yıllarında %3,2-%3,4 aralığında büyümesini bekliyoruz”
İktisadi faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için enflasyonu düşürmenin şart olduğunu vurgulayan Baziki, “Dezenflasyon süreçlerinde iktisadi faaliyette soğuma bir gereklilik veya zorunluluk değil. Ancak güncel yüksek seviyelerden %5 enflasyon hedefine ulaşabilmek için mevcut para politikası çerçevesinde attığımız adımların kaçınılmaz bir yan etkisi olarak karşımıza çıkacak” dedi.
Bloomberg Economics tarafından yapılan hesaplara göre faiz dışı dengenin hâlâ iktisadi faaliyeti destekler konumda olduğunu da ifade eden Baziki, şöyle dedi:
“Enflasyonla mücadelenin büyük yükünün para politikasında olması doğal, ancak sürecin hızlı sonuç vermesi ve dolayısıyla maliyetinin en aza inmesi mali politikaların da bu çerçevede oluşturulması ile mümkün olacaktır. İletişimi yapılan mali kemer sıkma adımları tabii bu manada destekleyici. Diğer taraftan Bloomberg Economics hesaplarımıza göre döngüsellikten arındırılmış faiz dışı dengenin halen iktisadi faaliyeti destekler durumda olduğu gözüküyor. Bu da mali tarafta daha atılacak adım olduğunu söylüyor.”
Görüşlerini Aposto’yla paylaşan İstanbul Topkapı Üniversitesi Rektör Yardımcısı Erhan Aslanoğlu ise son haftalarda gelen verilerin Türkiye ekonomisinde soğuma işaretlerini artırdığını söyleyerek, "Tüketici güven endeksindeki gerilemeler, kredi artış hızındaki yavaşlamalar ve işsizlik oranındaki artışlar gibi göstergeler bu tabloyu destekliyor. Yılın ilk yarısında %5 civarında büyüdüğünü tahmin ettiğimiz Türkiye ekonomisinin üçüncü çeyrekte büyüme hızının %2,5 civarına gerilediğini, önümüzdeki son çeyrekte de %2’lere doğru ineceğini tahmin ediyoruz. Yıllık %3,5 civarında bir büyüme olacağını öngörüyoruz" ifadelerini kullandı.
“Türkiye ekonomisinde bir resesyon sinyali görünmüyor. Bununla birlikte potansiyel büyümemiz olan %4’ün altına düşmek işsizlik oranını artırıyor. Teknik olarak en az 2 çeyrek daralma ile ifade edilen bir resesyon görmesek bile, birçok iktisatçının tanımlarında kullandığı işsizliği arttıran büyüme aslında bir resesyondur tanımına uygun bir dönemde olduğumuzu düşünüyoruz.”
Enflasyonla mücadele sırasında ekonomilerin yavaşlamasının ve hatta daralmasının kaçınılmaz olduğunu söyleyen Aslanoğlu, “Burada önemli olan nokta, iç talebin daralması ama eş zamanlı olarak dış talebin devreye sokulması ve yavaşlamanın uzun sürmemesidir” diye ekleyerek şöyle konuştu:
“Mevcut süreçte ülkemizde TL’nin reel olarak değerlenmesi de devrede olduğu için dış talebi devreye sokmakta zorlanıyor, hatta mevcut potansiyelimizde kayıplar yaşıyoruz. Bu çerçevede, iç talebin zayıflaması kaçınılmazken, dış talebi devreye sokacak bir kur politikası ve destek politikasının olmaması nedeniyle aslında uzun sürmesi beklenebilecek bir talep yavaşlaması ve daralmanın mevcut durumda potansiyel olarak daha fazla ortaya çıktığını düşünüyoruz.”
İç taleple beraber dış talebin de daralması çabalarının üretim sürecine ciddi zarar verebileceğini ve Türkiye’nin de böyle bir riskle karşı karşıya olduğunu düşündüğünü söyleyen Aslanoğlu şöyle dedi:
“İç talebi yeterince ve güçlü zayıflatamadığımız için, kur geçişkenliğinin yüksek olması nedeniyle döviz kurlarını yatay tutma politikasına devam ettik. Önümüzdeki süreçte iç talepteki zayıflamayı daha da güçlendirerek dış talebi devreye sokacak bir kur politikasına, zaten uyguladığımız yönetilen kur sistemini daha iyi yönetmeye ihtiyacımız olduğu kanaatindeyiz.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Fed tarafından açıklanan FOMC tutanakları, piyasa için oldukça kritik bir soruya yanıt verdi. Tutanaklarda FOMC üyelerinin verilerin uygun olması durumunda Eylül ayında faiz indirimine olumlu baktığı ifadeleri yer aldı.
22 Ağu 2024

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Piyasalardaki iştah ve enerji, yoğun sermaye harcaması, bol sermaye ve rekabetçi büyüme arzusuyla öne çıkan Reagan dönemi 1980'ler, 1998-99 ve 2004-06 yıllarını andırıyor.

Ortaya çıkan tablo, daha az konuşan ancak şeffaflıktan ödün vermeyen, iletişimini daha sade metinlerle kuran, piyasaya daha az yönlendirme yapan fakat hedefleri konusunda daha kararlı ve kurumsal açıdan daha disiplinli bir merkez bankası modeline işaret ediyor.

Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.




