
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Bir şehri önemli yapan nedir? Coğrafi özellikleri, jeopolitik konumu; belki de ekonomik altyapısı… Ya tüm bunları şekillendirenler, şehrin sakinleri, aslında o şehre karakter verenler değil midir?
Konstantinopolis’ten İstanbul’a bu şehir, binlerce ailenin hayatından geçmiş, onların yaşamlarına tanıklık etmiş. Tam da bu yüzden İstanbul’un tarihi yukarıda bahsettiğim özelliklerle iç içe olsa da aynı zamanda içinde yaşayan ailelerin tarihidir. Beş yüz yılı aşkın süredir İstanbul’da yaşayan, farklı etnik kökenden İstanbullu aileler, şehre özellikle mimari ve kültürel anlamda büyük izler bırakmış. Bu hafta not defterinin misyonu, İstanbul’un iki köklü ailesini ve İstanbul’a bıraktığı izleri anlatmak; daha anılması gereken çok isim olduğunun bilinciyle… Kim bilir, bu his belki bir yazı dizisinin habercisi olur.
Kamondo Ailesi: 1492 yılında İspanya'yı terk etmek zorunda kalan pek çok Yahudi aileden biri Kamondo’lar. Önce Venedik’e, oradan da İstanbul’a göçlerinin ardından isimleri ilk kez 1775 kayıtlarında geçiyor. Kayıtlarda, Avusturya uyruklu Haim Kamondo isimli bir tüccardan bahsedilmiş. Daha sonraları Haim Bey’in oğulları İshak ve Abraham Salomon’un birlikte kurduğu "İshak Kamondo ve Şürekâsı" unvanlı banka, Galata’da modern bankacılığa atılan ilk adım olarak kabul görmüş. Hatta Kırım Savaşı sırasında Osmanlı’ya borç bile vermiş banker Kamondo Ailesi. Yaptırdıkları han, apartman ve kurdukları sayısız kurumla Galata’nın kentsel gelişiminde büyük rol oynamışlar. Örneğin Abraham Salomon; İstanbullu Yahudilerin Osmanlıca ve Fransızca da öğrenmesi için bir okul açmış. Bu girişim Sefarad’ların daha muhafazakâr üyeleri tarafından tepkiyle karşılanınca Kamondo’lar da Avusturya vatandaşlığından çıkıp İtalyan uyruğuna geçmiş.

Nereli olduklarından bağımsız, sanırım bu ismi herkes Karaköy’de, Voyvoda ve Bankalar Caddesi’nin birleştiği noktadaki Kamondo Merdivenleri'nden biliyor. Dedeleri Abraham Salomon, o dönemde Avusturya Lisesi’nde okuyan torunları Abraham Behor ve Nisim’e kısa yol olması için yaptırmış bu merdivenleri. 1873’te çok sevdikleri İstanbul’u bırakıp birlikte Paris’e göçmüşler. Aslında bu göçün sebebi Osmanlı’yla çok yönlü bir ticaret yapmak. İstanbul’la kopmayan bağları, büyükbabanın 1873'teki ölümünün ardından cenazesinin Hasköy’de Yahudi Mezarlığı’na gömülmesiyle iyice sağlamlaşmış. Fransa’da doğan sonraki Kamondo kuşağınınsa hikâyesi epey trajik. Ailenin hayattaki son üyeleri; Isac Kamondo’nun kızı Beatrice, kocası Leon Reinach ve iki çocukları 1943’te Auschwitz Nazi kampında hayatlarını kaybetmişler.
Lenas Ailesi: İstanbul’un ilk espresso’su, cappucino’su, ilk yılbaşı sepetleri, ilk likörlü çikolatası… 1923’ün Loryan’ını, 1936’nın Baylan Pastanesi’ni kuran Filip Lenas, 16 yaşında Kuzey Yunanistan’dan İstanbul’a geliyor. Birkaç yıl Türkiye’nin ilk çikolata imalathanesi Mulatiye’de çalışan Lenas, 1923’te hayalini gerçekleştirip Beyoğlu Deva Çıkmazı’nda ilk pastanesini açıyor. Pastanesine Fransızca l’orient kelimesinin okunuşundan esinlenen Loryan ismini veriyor. 1928 yılında İstiklal Caddesi’nde, Atlas Pasajı’nın karşısındaki Luvr Apartmanı’na taşınmasıyla iyice meşhur oluyor.

1934’te dükkân isimlerinin Türkçeleşmesine yönelik çıkan yasa, Loryan’ı “Baylan”a dönüştürüyor. Bu isim, sonrasında Türkiye Edebiyatı’nda pastanenin müdavimi genç bir kuşağa miras bile kalıyor: Baylancılar. Filip Lenas’ın üç oğlundan en büyüğü Harry Lenas, ailenin, aile mesleğini devam ettirmeye hevesli tek ferdi. İstanbul’da Zoğrafyon Lisesi’ni bitirdikten sonra Beyoğlu Baylan’da mesleği öğrenen Harry, bir yıl Viyana’daki pastacılık okulu Zuckerbäcker Schule’de okuyor. Daha sonra İsviçre Richemont Fachschule’de pastacılık ve çikolata yapımı üzerine eğitim alıyor. 1954’te İstanbul’a dönen “akademisyen pastacı” Lenas, Karaköy Baylan’ı ikinci şube olarak açıyor. Üçüncü şube de gecikmiyor, 1961’de küçük kardeş Michalis Lenas tarafından Kadıköy’de açılıyor. Baba Lenas’ın İstanbul’a kattıkları sadece Baylan’la sınırlı değil, yine aynı isimli bir çikolata fabrikası da İstanbul’un ilkleri arasında. 1964 kararnamesine kadar… Bu tarihten sonra Yunanistan pasaportu sahibi olan Filip Lenas ve eşi Marika ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor. Harry ve Michalis Lenas ise 2009’a kadar Baylan’la birlikte…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Pe-Re-Ja Kolonya Fabrikası'nın hikâyesi, Kamondo ve Lenas aileleri, İstanbul'da kahvaltı.
22 Kas 2020

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.



