Kahvaltı: Ortak ve şahsi


For the Journey Bozcaada Caz Festivali’nde
Doğasındaki maceracı ruhu dışarı çıkarmak üzere For the Journey , bu yıl Bozcaada Caz Festivali’nde . Keşif Programı’nda dünyanın dört bir tarafından gelen dokuz farklı botanikle Bozcaada’nın endemik bitkilerini bir araya getirmenin…
Daha fazlasını öğren →
Tülin kahvaltının yaşadığımız toplumda her ne kadar ortak ve aynı göründüğünü düşünse de de “şahsi ve farklı bir mesele” olarak tanımlıyor. Pek sabah insanı olmadığı gibi kalkar kalkmaz sofraya oturmak gibi bir âdeti de yok. Öyle ki uyanır uyanmaz bir şeyler yemenin sağlık açısından doğru olmadığını düşünen Tülin bir yorumda bulunuyor: “Bizi sabah yemek yeme mecburiyetine yönlendiren kahvaltı kültürünün Sanayi Devrimi sonrası standardize edilen çalışma saatleriyle oluştuğuna inanıyorum.”

Zeytinli peksimet üzeri peynir mousse yerleşsin
Çocukluğu baleyle haşır neşir geçen Tülin’in o dönemki beslenmesinin diyet ve kontrol odaklı olduğunu küçüklüğüne dair bir kahvaltı ritüeliyle anlatıyor: “Sabahları annemin kahvaltı yaptığımı zannetmesi için bir dilim kepekli ekmeğin yarısını çantama atardım.”
I) Çiçekler, otlar, bir de eski cam sürahiler
Günlük rutini her gün evde kahvaltı yapabilmesine izin vermesine rağmen çocukluk anıları eşliğindeki pazar kahvaltılarının Tülin’deki yeri hâlâ çok başka. Güne sabah kahve içerek başlıyor, birkaç saat sonraysa çayın baş köşede olduğu kahvaltı sofrası kuruluyor. 
"Daimi ilhamım Ömür teyzem"
Söz konusu sofrayı kuran Tülin olunca masadakiler sadece yiyeceklerle sınırlı kalmıyor elbette: “Masada taze veya kuru farketmeksizin çiçekler ve bitkiler olması beni hep mutlu eder. Bir de eski cam sürahilerim ve bardaklarım.”
II) Peynir dükkândan, tavalama teyzeden
Tülin söze devam ediyor: “Kendime ödül vermek istediğimde bu hep pazar kahvaltılarımız olurdu. Ailem İzmit’in en eski ve bence en kıymetli şarküterisinin sahibi. Bu nedenle çok şanslıydım. Kahvaltı sofralarımız peynir, zeytin ve envaiçeşit şarküteri anlamında oldukça zengindi. Diğer yandan da dükkânda tenekenin dibinden kırık çıkan kalıp peynir ya da pastırmanın kesilemeyecek incelikteki sonu eve gelirdi. Teyzem Ömür de onları değerlendirmek için sürekli şahane lezzetlere dönüştürüp sofrayı ziyafete çevirirdi.”

Yerkenli'nin favorisi şeftalili semiz sofraya
Pazar sofrasının olmazsa olmazı peynir tavalamanın dumanı üzerinde: “Küçükken güveçte yapılırdı şimdi bakır tavada ama dünden bugüne hep sofrada.”
Çay, zeytin, yumurta, nane, maydanoz, dereotu. Her çeşit taze otun olmazsa olmazı olduğu söyleyen Tülin ekliyor: “Peyniri azaltmaya çalışsam da asla vazgeçemem. Ekmek olmadan yaşayabilirim ama annemin krepine asla hayır diyemiyorum!”

"Önden reyhan şerbetiyle başlayın, serin serin"
III) Ortak avlu, ortaklaşa sofra
Arif Paşa’nın avlusunda, ıhlamur ağacının altında, sanki bir enstalasyonun ortasındaymışçasına kurulan sofrada: otlu peynirli börek Ömür teyzeden, peynirli poğaça Serbülent haladan, dökümde soğanlı, patatesli ve bol biberli göz yumurta komşu Mustafa (Otar)’dan. Ailenin Muğlalı tarafının yansıması: peynir ve biber kavurması. Reyhan şerbetinin taze ve ferah tadına eşlik eden salatalar: Yerkenli’nin vazgeçilmezi şeftalili semizotu ve evdeki baharatlı bütün yeşilliklerle harmanlanan üzüm ve ceviz.

Mustafa da geldiğine göre herkes tamam: "Hadi sofraya!"
Aile alışkanlıkları, çocukluk anıları, komşu kazanımları. Peki bu sofraların Tülin’deki karşılığı ne?: “Tüm ailenin birlikte güne başlamasına imkân tanıyan bir buluşma. Bu buluşmanın saat kaçta gerçekleştiğinden bağımsız; stresten uzak daha pozitif konulara odaklanan sohbetler, bedenin dinlenmiş ve sakin olduğu bir zaman dilimi. Çünkü kimse akşam yemeğindeki gibi günün yorgunluğunu taşımıyor.”

Ortak avlu, ortaklaşa sofra
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Bir avlu, bir masa, hep bir arada. Bu hafta sofrada Mustafa’nın yumurtası, halanın poğaçası, Tülin’in şeftalili semizotu salatası ve sohbet var. Tülin Bozüyük'le: Sofra, gelenek ve tasarım.
02 Eyl 2023

YAZARLAR

Reyhan Ülker
İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümü mezunu Reyhan, üniversite hayatı boyunca Mikla ve Ruhun Doysun başta olmak üzere şef Mehmet Gürs’ün çeşitli projelerinde yer aldı. Kopenhag'ta bulunan Noma’da tamamladığı staj programının ardından odağını "yemek hikayeleri"ne çevirmeye karar verdi. 2022 yılı Kasım ayından beri Aposto’da yemek editörlüğü yapıyor.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.





